31 Ocak 2015

GALAKSİ TARİHİ 1

GALAKSİ TARİHİ 1

Bir süreden beri yazamadım. Bu konulardaki çalışmalara ara vermekten ziyade Andrew Bartzis’i daha iyi anlamaya çalıştığımdan dolayı bir süre yazamadım. Andrew’nun anlattıklarını kavramak oldukça zor, daha önce öğrendiğimizle Andrew’nun söylediklerini kıyaslamak mümkün değil, çünkü Andrew’nun anlattıkları ile ilgili hiç bir şey öğrenmedik. Yeni bir sayfa açmak zorundayız. Yanlız şunu da söylemem gerekir, Andrew’nun söyledikleri gerçekleri bir çoğumuz anlamadan yaşamaktayız, sadece dikkatimizi yönlendirmemekteyiz.  Bugüne kadar onlarca videosunu izledim, izin verildiği ölçüde Andrew Bartzis’e yönelmek niyetindeyim. 2013 yılında yaptığı 20 bölümden oluşan bir seri olan Galaksi Tarihi’ni çevirmeye başlıyacağım. İkinci seriyide yapacağını söyledi. Sizden ricam bazen anlamadığınız yerler bile olsa okumaya devam edin. Her zaman çok anlaşılır konuşmamakta, acele etmemeli, zamanla okudukça anlaşılır hale geleceğinden eminim. Işık dilinde algılayıp gördüklerini İngilizceye aynı anda çevirdiğinden bazen cümleler düşük veya yarım kalmakta bazen de verilenler bizler tarafından anlaşılamamakta. Reportajın yapıldığı anda milyarlarca diğer başka Varlıklar da aynı anda Andrew'yu dinlemekteymiş, dolayısı ile Andrew her birinin anlıyabileceği düzeyde konuşmakta. Aslında anlatılanların hepsi bilincimizin derinliklerinde, bilincimizin üzerindeki tozu katman katman aldıkça söylenenlerin hepsini hatırlama imkanı bulacağız. Çoğumuz Andrew'nun söylediklerini yaşadık, oralarda, o zamanlarda bizler de vardık. Sadece hatırlama yetimiz elimizden alındı. Çeviri http://www.galactichistory.com' dan alınarak yapılmıştır.

Not: Çeviriyi yaptığım tarihte Archon (Arkon olarak okunan) olarak adlandırılan ve Türkçede, ne tür Varlıklar oldukları bilinmediğinden karşılığını bulmak imkansızdı. Birden fazla kişiden Archon'un Cin olduğunu duydum, dolayısı ile ben de Cin olarak çevirdim ilk daha sonra Archon'a dönüştürdüm. Son zamanlarda Archon'lar hakkında farklı açıklamalar yapılmaya başlandı. Tam kesin bilgiye hala ulaşmış değilim. Ruhsal Varlıktan ziyade yüksek zekaya sahip biyolojik olmayan mekanizmalar, biyolojik olmayan zekalar gibi düşünülebilirler. Belkide Cin'ler ve Archon'lar aynı Varlıklar? Archon'lar hakkında güveneceğim daha fazla bilgi edindiğimde sizler ile baylaşacağım. Düzeltmeyi Mart 2017 de yapıyorum.

                                            Lance White'ın Andrew Bartzis'le reportajı:

Lance White: Bugün 21 Haziran 2013 yaz dönümü. Bu video Mount Shasta’ da bulunan Stewart Mineral kaynak tesislerinde kayda alındı. Bu videonun amacı, Galaksi tarihçisi Andrew Bartzis ile birlikte, 52-54 milyon yıl geriye giden Galaksi tarihinin dökümünü yapmaktır. Andrew’nun Akaşik kayıtları okuma yeteneği var. Benim adım Lance White, radyo programları hazırlarım. Şimdi Andrew Bartzis ile tanışalım. Merhaba Andrew.
Andrew Bartzis: Mount Shasta’ya geldiğimden dolayı çok memnunum, çok ama çok güzel bir yer.
Lance White: Sizle tanışmak çok güzel, vermiş olduğunuz bilgileri anlayabilenlerden biri de benim. İsterseniz Galaksi Tarihçisi olmanın ne demek olduğundan, nasıl akaşik bilgileri okuduğunuzdan bahsederek videoya başlıyalım.
Andrew Bartzis: Galaksi tarihçisi, bütün dramatik karmaların hepsini birden okuyabilendir. Galaksinin bir kısmında oluşan karma savaş temeli, diğer kısmında oluşan karma, müzik temelli veya ruksal nedene bağlı olarak oluşturulmakta. Böylelikle değişik karmalar oluşturulmakta. Oluşturulan karmaların bazıları iyi bazıları ise kötü olduğu gibi bazıları ise ne iyi ne de kötü olmakta. Galaksi tarihçileri bütün ailelerin (ruhun bağlı olduğu aile, bedenin değil) yaratıkları dramatik karmaların her birini tararlar.  Evrenin incelenen köşesinde oluşturulmuş bütün yerel karmaları derli toplu bir çerçeve içinde görürler. Tarihçinin işini çok zorlaştıran, gördüğü her aileye her zaman, her baktığında gerçek sevgi duymak zorunda olmasıdır.  Galaksi tarihçisi olmanın gerçeği, bütün dünyaları, yaşayan bütün enkarne ve reenkarne döngüsü ve her biriyle olmuş ruhsal akrabalıkları görebilmektir. Güneş sistemi yaratılırken Evrendeki karmaların oluşturduğu kirliliği temizlemek için herkes buraya getirildi, zaten herkes hali hazırda Evrenin her bir köşesinde karma yapmış durumdaydı, benden önce benim işimi yapabilecek 4 kişi vardı, onlara iş teklif edildiğinde hiç biri kabul etmedi. Bana sorduklarında ben kabul ettim, benden sonra 2 kişi daha bulunmakta, sırası geldiğinde onlara da aynı öneri yapılacak. Galaksi Tarihçisi olmanın basit tarifi budur. Herkes ile ruhsal akrabalığımın olmasının açıklaması; oldukça çok seyehat yaptım, ben oldukça yaşlıyım.
 Lance White: gülüyor... Ne zaman akaşik kayıtları okumaya başladın?
Andrew Bartzis: Küçük masum bir cocukken akaşik kayıtları okumaya başladım, o zamanlar şimdiki gibi uzman değildim. 9 yaşında iken babam beni amarikan futbol maçı izlemeye götürdü. Bütün stadyum heyecanlanıp ayağa kalktığında orada bulunan bütün insanların akaşik kayıtlarını bilincime indirdim, 80.000 kişiden fazlaydı, buna stadyumdan millerce uzakta olan insanların akaşik kayıtları da dahildi. O anda farklı olduğumu anladım. Bilincimde Atlantis’in ne olduğunu, Lemuria’nın ne olduğunu, arayıp buldum. Ruh dillerini konuşup, dünyadaki ailem ile konuşup anlaşmam hiçte kolay değildi, beni anlamalarının imkanı yoktu, böyle bir şeyi başkalarına söylemeye  nasıl, nereden başlarsınız? Yanlış anlaşılmasın ben dünyadaki ailemi seviyorum. Her ailede tam çalışmayan bir şeyler vardır, her halukarda  onlara hiç bir şey söyleyemeyeceğimi biliyordum. İki haftalık bir süre için Dünyanın derinliklerinden (Agartha), beynimdeki bilgileri hücresel hafızama yüklemek için gelen rehberler oldu. Hücresel hafıza iskeletteki hafızanızdır, kas enerjisi ile hiç bir ilgisi yoktur. Günümüzde gördüklerimizi ve mesajları derimizde depolayan bir tür olmamıza rağmen, bu yöntemi kullanmayıp, bunları iskeletimizdeki hafızamızda depolamalıyız.
Lance White:  Zaman üzerinde oynandığına dair çok şey söylenmekte, bilinmekte, bir çoğumuzun bilgisi ‘kanal-medyum’ yolu ile gelen bilgiden öte gitmemekte, bu konuda neler söylersiniz?
Andrew Bartzis:  52-54 milyon yıl önceye giderek konuya değineceğim. Dünyanın bu Evrende olmadığı bir 2 milyon yıl kaybettik. Başka Evrendeki bir varlık bizim Evrene gelerek Dünyayı alıp  kendisinin olduğu Evrene götürdü. O anda O’na dur diyecek kadar güçlü bir Enerji, karanlık güç dahil, bizim Evrende bulunmadığı için Dünya başka Evrende 2 milyon yıl geçirmek zorunda kaldı. Dünya yaradılışı gereği Evren için yeni yaşamlar(tohumları) yeşertir. Dünya götürüldüğü Evrende 2 milyon yıl boyunca yeni yaşamlar üretti.  Sonunda Dünya kızıp söküp getirildiği Evrene geri döndü.
Lance White: Sonunda kaçmayı başardı. Gittiği Evrenin bir adı var mı?
Andrew Bartzis:  Biz Ona ‘Zi La Qua’ adını veriyoruz (bu sesi verdi, nasıl hecelendiğini bilmiyorum). Özgür iradenin hüküm sürmediği bir Evren. Bizim bulunduğumuz Evren ise özgür iradenin yüzde yüz hakim olduğu bir yer, bu da, ‘yaşamımızı kendi kurallarımızı esas alarak gerçekleştirebilmek’ demek.
Lance White:  Bizim özgür irademiz milyonlarca yıldan beri çürütülüp kullanılmaz hale getirildi. Bunu yapan kimdi?
Andrew Bartzis:  Dünya drama ile birlikte yaratıldı. Drama doğal bir olgu. Drama, senden hoşlanmıyorum çünkü senin teknolojin benimkinden daha iyi, benim dinim senin dininden daha iyi gibi yaşanabilir. Bireylerin egoları yüksek Boyutlarda bile güçlüdür. Sadece farklı işler. Karma olgunlaşıp belirli bir noktaya geldiğinde, Yükseliş içinde olan ırklar kendi gezegenleri dışındaki gezegenlere ulaştıklarında, yeni veya genç gezegenler için karmik atmosfer oluşturabilirler. Dünya bu gezegenlerden biri, oluşan iyi ve kötü karmik atmosferleri binlerce gezeğene ulaştırmıştır. Dünya 7. Boyutta ilk yaratıldığı zaman yaşam tohumlarını üreten gezeğen olarak yaratıldı. Yaradılışının amacı, Dünya’nın Rahim şakrasının üzerinde yaşayan herkesin başka ırklarla birleşerek bilimsel veya ruhsal yollarla yeni DNA’ lar yaratabilme yetisine haiz olmasıdır (yeni cins canlılar yaratmak amacı ile Dünya yaratıldı). Nitekim Lemuria ve Atlatis Uzayın yoğunluğu hafif olan kısmında yaşamlarını hızla geliştirerek sürdürürken gelişmelerini durdurup Dünyanın orijinal amacına hizmet etmişlerdir. Hizmeti yerine getirirken, Dünyanın daha yoğun enerjiye girdiğinin bilinci içindeydiler, tekamül için enkarne olan ruhlar onları yenilgiye düşürmekteydi. Çünkü enkarne için gelen bu yeni ruhlar yolu ile ruhsal bir işkal olmaktaydı. Her zaman bu böyle olmuştur, Teknoloji yolu ile kazanılmayan zafer hep bu yolla kazanılmıştır ( Türkiye gerçeğinde bunu görmek zor değil, şehirlerdeki gelişme göçler yolu ile yavaşlatılmakta ve hatta geriletilmekte, İstanbul ve diğer büyük şehirlerde olduğu gibi). Yıkıcı güçler enerjiden oluşan vasıtalar oluşturmak için, yani enkarnasyon yolunu kullanarak, hiç ruhsal akrabaları olmamasına rağmen, bizlerin dünyasında bedenlendiler. Çok hızlı bir üreme oranına ulaşarak işkal başarıldı.   
Lance White: Öldükten sonra öteki tarafa geçemeyen ‘Astral kabuklar (Bünye)’ da kullanıldı değilmi?
Andrew Bartzis: Doğru, ‘Bedene girme’ de kullanıldı. Şimdi 51 milyon yıl önceye dönelim. Dünya ait olduğu Galaksiden sökülüp alındı. Şavaş Galaksisinden gelen bizim Galaksimizi işkal eden karanlık güçler, Galaksimize geldiklerinde, Dünyayı ganimetlerin en büyüğü olarak görüp, diğer gezegenler ile ilgilenmeyip, Dünyayı işkal ettiler. Yukarıda bahsedilen üreme yolu ile nufusunu artırıp, politikayı yozlaştırıp, toprağı bozdular, savaşlar yarattılar. Sonunda diğer karanlık güçler yardımı ile Dünyanın şakra sistemini ve birlik bilincini ele geçirdiler ve rızası olmamasına rağmen Dünyayı başka Galaksiye ışınladılar. İlk ışınlamada Dünya ölümden döndü, Dünya ağlayarak, tüm Evrenden ve Evren ötesinden yardım istedi. 7 değişik Evrenden yardıma gelenler Dünyaya indiler. Üreyerek karanlık güçleri güçsüz bıraktılar. Karanlık güçlerin ilk tohumlarının dışındaki nufusunu, Dünyadan attılar. Dünya iyileşme sürecine başladığında, bu aşağı yukarı Dinazorların Dünyada olduğu zamana raslamakta, karanlık güçler fiziksel Dünya yüzeyinden alınıp ‘Teori Alemi’ne götürülmüştür. Bizlerin yaşadığı Dünya yüzeyi, mevzuniyet ‘zaman dilimi’dir. Burada, yüksek Boyutlara gitmek için veya Dünyanın işlevi ile içli dışlı olmak için veya uzayı bilinciniz ile keşfetmek, araştırmak için bulunursunuz. Yukarıda, aşağıda ve ortada olmak üzere Dünyada 3 zaman dilimi bulunur. Ortada bulunan zaman dilimi, mevzuniyet zaman dilimidir.. Daha sonra Dünyanın enerjisini güçlendirmek için Piremit yapımının ilk aşamasına girişildi. Dünyanın işkal edileceği daha önceden bilindiği için Dünya bilincini güçlendirmenin ilk adımı başlatıldı, bu adım Dünyanın kaçırılışından sonraki ilk hasarı onarmak için atıldı. Piramitler şakra noktaları ve şakra kesişme noktaları üzerinde yapıldı. Buda Lokal yaşayan varlıkların yeteneklerini güçlendirip, lokal gerçekliklerin kurulması için ortam yarattı. Böylelikle yeni gelen ruhların elenebileceği bir tür elek yapılıp her yeni gelenin Dünyada yaşamaya başlamadan önce, Dünya ile bir ruhsal sözleşme yapması sağlandı.  Bu noktada karanlık güçler bir kaç bin dünyayı daha işkal edip, düşük seviyedeki varlıklar üzerinde hakimiyet ve kontrol kurarak, tecrübelerini artırıp bizi nasıl işkal edeceklerini öğrendiler.  Dünyanın hafif enerji (aydınlık) alanından daha yoğun enerji alanınına doğru hareket ettiğini bilmekteydiler, Dünya yoğun (karanlık) enerji alanındayken Dünyaya toplu göçleri başarıp, Dünyayı ruhsal açıdan işkal edip, yeryüzü nufusunun DNA yapısına, ruhsal akrabalıklara ve ruhsal kontratlara müdahale ederek, Dünya bilincini düşürmüşlerdir. Yavaş yavaş yaşamımızın her kesimini kontrol altına alarak doğal yaşama hakkımız elimizden alındı.
Lance White: Başka bir değişle ‘Kaynak’ ile olan iletişimimiz kesilmiş oldu. Bu durum Piramitlere kadar geri gitmekte, değil mi?
Andrew Bartzis: Piramitler 9 safhalıdır. Dünya 12 defa işkal edilip kaçırıldı.  Astral düzeydeki Dünyada ise 9 kat güçlendirme (takviye, sağlamlaştırma) yapıldı. Evrenimizde hiç bir gezegende bu denli güçlendirme yapılmadı, hatta diğer 3 ayrı Evrende de bu görülmedi. Öyle bir pozisyondaydık ki, karanlık güçler Dünyayı işkal edip savunmasında güçlendirme yaptı, daha sonra iyi güçler Dünyayı kurtardı ve onlarda Dünyanın savunmasında sağlamlaştırma yaptılar, bu böyle devam etti ta ki yapılan sağlamlaştırmalar neti ve iyi güçlerin sağladığı karantina bizim için engel oluşturmaya başlayıp, hareket edemez duruma gelene kadar. Bu duruma, bizlerin arasında olan ÇokBoyutlu karanlık güçlerin yaşanılan dramayı ve ruhsal kontratları kışkırtmaları da eklenince, birlik bilinci Dünyada yaşanılır olduğunda, ÇokBoyutlu varlıklar,binlerce yıl süren propagandalarını programlayabilecek, meyvelerini alacaklar, bizler unutkanlığı olan ırkız ve rehin alınmış durumdayız, en güçlü insanları, kendi inançları doğrultusunda alıp başka yerlere götürebilecek mükemmel bir durumu yakalayacaklar. 
Lance White: Şu anda hasat dönemine mi giriyoruz? Yükseliş dönemindeyiz.
Andrew Bartzis: Karanlık zaman diliminden çıkıyoruz, aydınlık zaman dilimine giriyoruz. Güneş sistemimizde var olan 66 gezegenin büyük bir kısmı hali hazırda aydınlık kısımda, Dünya ve Mars en karanlık kısmında, bizleri bu kısımda tutanlar ise hala UYANMAyı gerçekleştiremeyen insanlardır.
Lance White: Mars'ta üstler var..... Her yerde?
Andrew Bartzis: Güneş sistemin bu bülümünü Galaksinin antika gösterisi yapıldığı bölüm olarak adlandırıyorum. Çünkü ‘Tür’lerin çok geniş bir kesimine burada oluşan drama çekici geldi, sayısız gezegenlerden gelen onbinlerce uzay gemileri sistemimizi kirletmekte.
Lance White: İçinde bulunduğumuz zamanı nasıl yönlendireceğiz?
Andrew Bartzis:  50 milyon yıllık olan kısıma bakalım, Zaman dilimi savaşları başladığı zaman, düzenbazlık kısmı, tam olarak 480.000 yıl önce, başlangıçta var olan 3 zaman diliminden sadece orta zaman dilimine yöneldiler, İlk gelen ÇokBoyutlu varlıklar burada ilk inkarne olduklarında, Dünya nufusunun %40’ı oluşturdular. Yani 15 varlık Dünya insanının %40’nı oluşturdu, o dönemde 70 milyon insan oldular. Varlıkları oldukça büyük rakamlara ulaşmıştı, bundan dolayıdır ki hemen hemen herkes ile ruhsal akrabalık sağlayabilmişlerdir. Sonra ‘Boyut teknoloji’ getirdiler, ki bu teknoloji sadece araçlara ait bir teknoloji iken Dünyada da uygulamaya başladılar. Böylelikle Dünyadaki herhangi bir kıtayı bu zaman diliminden alıp herhangi bir uzak zaman dilimine götürebildiler. Bunu bir bir yaptılar. Öyle bir yere ulaşıldı ki, ilk insan cinsini orada oluşturduklarını idda ettiler. Böylelikle 72 original insan tipi yaratıldı. Her defasında insan tipleri yaratıldığında, silip yok edemeyeceğinden Dünya her yaratılanı ilk insan cinsi olarak kabul etti. Zaman savaşlarının anlamı, ilki yaratıp kabul ettirmek.  Şu anda Dünyada 72 orijinal insan tipi var, dahası kendi Dünyaları yok edildiği için Dünyaya gelip bizimle yaşayan 6.000 farklı göçmen türü de var. Bu Dünyanın hali bu, her zaman Dünyaya gelen ve Dünyadan ayrılan göçmen türler var.  Dünya göçmen Ruhlarının uğrak yeridir. 100% özgür irade vardır burada, Boş bir bilinçle gelirsin buraya, başka Dünyalarda ise geçmiş yaşamlarının hepsini hatırlarsın, 4 aylık olduğunda konuşmaya başlarsın, biz (Dünya insanı)  uzun ve yavaş bir büyüme yolu izleyerek gelişiriz, bu durum başka Dünyadakiler için özenilecek bir durum.
Lance White:  Oysa bu bizim tarafımızdan sakatlık gibi algılanmakta, başkaları tarafından programlanıp, kışkırtılarak, hakimiyet altına girmemiz, bundanda öte ruhsal kontratlar da var, sizin bahsettiğiniz üzere ruh Dünyaya geldiğinde seker, bu durum ise bizim yolumuzu gösterir, bu bir yol, diğer yolda ise ruhsal kontrata küçük yazılar eklenir (istemediğimiz, onların çıkarına olan). Bunlar hakkında konuşmak isermisiniz?
Andrew Bartzis:  İlk Lemuria’da başladı. Lemuria’da yaşanılan gerçek yüksek bilinçti, Dünya 7. Boyutta ve DNA’lar yaratıyor, diğer türleri davet edip Dünyanın rahim şakrasında bir süre yaşamalarını sağlıyor, burada yarattıkları DNA’ları alarak başka Dünyalara götürmeleri için olanak sağlıyor. Hiç bir zaman bu türlerden herhangi bir şekilde zorlama yolu ile yeni DNA’lar yaratmaları istenmemiştir,  tamamen özgür iradenin hakim olduğu bir ortam bu durum seyretmiştir. Aynı zamanda Dünya kendi rahim şakrasında üretilen DNA’ları akaşik kayıtları boş olan gezegenlere ışınlama yetisine de sahip. Bu da, ilk ruhları o gezegenlere davet edip yaşamlarını başlatmak anlamındadır ki bu görev Dünyanın yaradılışının amacıdır. Lemuria zamanında, havada asılı şehirler ve yeryüzünde yapılanmış şehirler vardı. 5.000 tür varlık, DNA’lar üzerinde çalışıp yeni DNA’ler üretmek ve yaymak üzere Dünyaya gelmişti, Karanlık güçler boş durmayıp ellerini sokarak drama yaratmaya başladılar. Toplum zirveye ulaştığı zaman, hizmet birimleri oluşmaya başladı;  Ruhsal hizmetler, bilimsel hizmetler,  hiç teknolojinin olmadığı hizmetler, yüksek teknolojinin olduğu hizmetler. Bu hizmetler sonunda bölünmeye yol açtı, 7. Boyut olan Dünya, 6. Boyuta düştü, Enerjisini kaybetmeye başladı bu da Dünya üzerinde yaşayanların göçlerini başlamasına neden oldu. Dünya savunmasız bırakıldı ve sonunda Dünya işkal edildi.  Böylelikle Lemuria’nın ilk gerilemesi başladı. bu işkali burada olan ÇokBoyutlu varlıklar yaptı. Yeni geleneler kalan nufusu, kontrol ettikleri diğer Dünyalardan kendi çıkarlarına uygun yeni göçmenleri davet ederek yeniden düzenledi, hakimiyet ve kontrol mekanizmasını Lemuria’da hayata geçirdi. Evrenin diğer kısımlarında olan iyi varlıklar bir araya gelip durumu değerlendirdikten sonra gidişata dur deme kararı aldılar, yükseliş ustaları ve filozoflar arasında tartışma vardı. Başka bir galakside şavaş için verilmiş olan izin Dünya için de çıktı ki bu yaratıcısının yaptığı ilk hata olarak bilinir, zira içinde bulunduğumuz Galaksi şavaşa hazır değildi, zaten savaşın barınabileceği bir Galaksi olarak yaratılmamıştı. Hatanın sonucunu görebilmek uzun bir süre aldı. Bu süre içinde bir çok tür savaşa girişip kendilerini savunmaya başlamışlardı. Böylelikle dramanın ilk satırını başlatıldı, Mars yüksek teknolojinin fakat çok düşük ruhsallığın olduğu bir gezegen, ticaret merkezi idi fakat ticaret merkezi askeri merkeze dönüşdü. Dünya ve Mars kendi dramalarının ilk satırlarını yaşamaya başladıklarında, Dünyanın kendi savunma sistemini destekleyip güçlendirmesi için teknolojiye ihtiyacı vardı, Güneş sistemine getirilmeden önce Dünya ile Mars’ın birbirleri ile olan ilk iletişime geçişinin sebebi budur. Venus çok yüksek felsefenin yapıldığı bir gezegendi, binlerce değişik türler felsefenin gerçekliklerini tartışmak için Venüs’e davet edilmiştir. Venüs’te ikiz alevden oluşan dişi enerji bulunmakta, böylelikle diğer gezegenlerden gelen bilinçleri barındırıp desteklemek kolaylaşmakta.  420.000 ile 480.000  yıl önceki zaman savaşları dilimde, 2200 türün en büyük oyuncuları kendi aralarında Dünyanın kimin olacağına dair rekabet etmekteydiler. Bütün hepsi zaman yolculuğu teknolojisine, Boyutlar arası seyehat edebilceği taşıtlara sahipti, hali hazırda bütün Evreni dolaşmış ve ilk insan neslini yaratmak için birbirleri ile yarıştaydılar (zaman dilimi savaşları). Zaman savaşları bitmeden önce Dünyaya baktığımda, Dünya sadece dev bir karmaşa olarak görünmekteydi. Bu düzensizlik içinde neyin yapılıp yapılmadığını bilme imkanı yoktu. Birinin yaptığını öbürü yok edip yeniden yapmaktaydı, herhangi biri 5.000 zaman dilimi (alternatif zaman) yaratıp, sadece bir zaman dilimi içinde bir tane önemli olay  yaratığını varsayım, bunu bulmak sonsuza kadar araştırmayı gerektirmekteydi. İşte bu anlamda bütün her şey böyle çalışmaktaydı. Lemuria ilk geriletildi, sonra zafer kazanılıp gerilemesi durduruldu, ışık geri getirildi, ışık ile zaman dilimleri tekrar düzenlendi, ilk insan türlerin yaratılması durduruldu, yaratılanlar mezun olup başka yerlere gittiler, yeni göçmen ruhlar geldi, bu arada da karanlık güçler de enkarne olmaya devam ettiler. Daha sonra 2. Gerileme başlatıldı, o anda Lemuria savaşı kazanamayacağını anladı, aynı zamanda Dünya’nın gelecekteki hareketlerini de bilmekteydi, karanlıktan aydınlığa dönecek, tekrar aydınlıktan karanlığa dönecek ve bu döngü devam edecekti. Bunlardan dolayı, yaşayan nufusun üçte birini, içinde yaşadıkları havada asılı olan şehirleri ile birlikte alarak zaman içinde birden fazla kurbağa sıçraması yaparak geleceğe aktarıp, gelecekteki insanları geçmişlerinin etkilerinden kurtardı. Büylelikle Lemuria Dünyanın mevzuniyet zaman dilimini savunmaya başladı. Seçimlerini yüksek Boyutlara ait olan varlıkların geldikleri ve yükseliş uzmanları olarak davrandıkları ve insanlara rehber olandukları zaman dilimini veya hayvan ruhlarının veya tekamüle yeni başlayıp, insan vucuduna girmek için zaman içinde tekamül ettikleri, zaman dilimlerini esas almayıp, mevzuniyet seviyesine gelen insanların yoğunlukta oldukları orta zaman dilimi yönünde yaptılar. Zaman savaşlarının büyük bölümü burada olmakta. Bu konuda sorunuz var mı?
Lance White:  Hiç mezun olduğumuz oldu mu?
Andrew Bartzis:  410.000 yıldan beri mezun verilmedi.
Lance White: Normal süreç, mezun olmak ve evrimleşmek, öyle değil mi?
Andrew Bartzis: Doğal gelişme budur.
Lance White: Öyleyse, bütün bu zaman dilimi savaşları ve karanlık güçler doğal gelişmeyi bozdu. İnsanlar yükselip, başka yerlere gidememekte, tekrer tekrer reencarne olmaktalar. Basitçe anlatmak gerekirse, Ruhlar Astral dünyaya gittiklerinde geri gönderilmekteler. Ruhların genel açıdan guruplandırılıp  bir havuza kondukları ve orada yeni proğramlamalara tabi tutulduğu bir ortamda olduğunu mu düşünelim....
Andrew Bartzis: Evet, Ruhlar Dünyaya tıkılıp kaldılar, Ayrıca bedenlenmeye izin verilmeyen göçmen ruhlar da Astral Dünyada takılıp kalmakta, Dünyada yaşam sürmeden de başka yere gidememekteler. Astral Dünya bu gibi orada takılıp kalmış çaresiz Ruhlarla doludur.
Lance White: Şeytani, karanlık güçler de varmı oralarda?
Andrew Bartzis: Evet, çok sayıda varlığın sabrı taşmak üzere, delirmek üzereler. Bunların bir çoğu karanlık varlıklar, onlarda sırada beklemekteler, onlardan buraya gelip oyunda rollerini almak istemekteler, onlarda ‘15 varlık’ın kıçına tekme atmak istemekteler (15 Varlık ileride açıklanacak), ancak istediklerini yapamamaktalar, Astral Dünyada tıkılı kalmışlar, Oyun bu 15 Varlığın kurduğu bir oyun. 
Çeviren : Naci Gülşan
 

4 Nisan 2014

Yüksek Alemler - Gümüş Alayı

Yüksek Alemler-Gümüş Alayı
Gümüş Alay’nın Boyutlar konusunda kendine göre bir anlayışı var.  Benim 15 Boyut olarak bildiğim Evreni 6 Boyut olarak tanımlamakta. Ancak konuşmalarının birinde, bu Evrande 12 Boyut var dedi, ve gerçekliklerin ise sonsuz olduğunu ekledi. Daha önceki yazılarımda  bahsedilen alternetif gerçekleri hatırlarsak, sadece 3B’de kaç tane alternative gerçeklik var sorusuna vereceğimiz cevap,  sonsuz olur. Boyutların kaç tane olduğuna dair bir birlik ve beraberliğe raslamadım. Tanımlamaları herkes kendine göre yapmakta, Tanaath’ın aşağıda söylediği gibi, ne deneyimlediğinizi ancak siz bilebilirsiniz, bunu veya şunu deneyimliyorsanız deneyiminiz sizin için, başkasının deneyimine bağlı olmaksızın sizin gerçeğinizdir.
6, 12 veya 15 in benim için şu anda pek büyük bir önemi yok. Verilen bilgilere yoğunlaşıp kısıtlı bilincimizi yüksetmeye çalışmalı.   
Gümüş Alayı olarak, bizim yüksek yaşam anlayışımız
Şu anda bu yazıyı okuyan çoğunuz ‘Astral düzey’in ne olduğunu bilmektesiniz. Belkide diğer yüksek bilinç düzeylerini de bilmektesiniz. Yazılan, açıklanmaya çalışılan bilinç düzeyleri belkide sizin algılayıp yaşadıklarınızın bire bir karşılığı olmayabilir. Çok farklı bilinç düzeyleri mevcut, aynı zamanda bu düzeyleri olduğundan farklı olarak deneyimlemek de mümkün. Konu deneyime geldiğinde, kimsenin deneyiminizin yanlış olduğunu, hayır bu deneyim düzeyinde bunu veya şunu deneyimleyemezsiniz diyebilme yetkisi yoktur. Kendinize güvenin, çünkü neyi deneyimlediğinizi ancak siz en doğru olarak bilmektesiniz. Siz gerçeksiniz!
Gümüş Alayı’nda görev yapan bizler yüksek bilinç düzeylerinin her birini, sadece tek bir bilinç düzeyi olarak değilde kat kat oluşmuş bilinç düzeyleri olarak deneyimlemekteyiz. Aşağıda bizlerin bilinç katlarını nasıl deneyimlediklerimizden bahsedeceğim. Bu oldukça önemli, yüksek bilinç düzeylerinden bahsederken tam olarak nereden bahsettiğimizin bilinmesi gerekir. Eğer bizi 3B’nin dışında, bu alanlarda arıyorsanız, tam olarak nerede olduğumuzun bilinmesi halinde bizi bulmanız çok daha kolay olacaktır.
1. Kat – Ethereal (Semavi) Düzey.
Fiziksel Dünyaya en yakın olan kattır. Esas yapısı sıvıdır, fiziksel dünyanın Gölge – Kopyasıdır. İçine girdiğinizde, her şeyi fiziksel Dünyada olduğuna yakın algılarsınız. Farklı olansa, hernedense olanların şeffaf ve hayali olarak algılanmasıdır. Uzun süre var olmayan nesneler veya o anda dikkatimizi verdiğimiz, yaşadığımız olayda fazla önem arz etmeyen cisimler parıldama gibi görünüp kaybolurlar.  Örneğin yerlerini sık değiştirdiğimiz küçük eşyalar görünüp kaybolurlar, mobilyaların yerleri kendiliğinden değişir, yeni yapılan binalar eski yerleri ile yeni yerleri arasında gidip gelirler. Hayaletler de bu Astral katta yapılanmışlardır. Genellikle hayaletler duygu veya düşünce olduklarından, gerçek bilinçli varlıklar değildirler. Bu katın altında da katlar vardır ama, bilinçli varlıkların aşağıdaki katlara girmeleri zordur, bundan dolayıdır ki bu kata ilk kat denir. ‘Uzaktan görme’ adı verilen teknik, 1. kat olan ethereal bilinç düzeyini kullanır.  
2. Kat – Rüya Diyarları.
Rüya Diyarları, herhangi bir toprak parçası olmaktan ziyade bizim taktığımız bir isimdir. Rüya diyarları uyurken bizlerin ziyaret adip rüya gördüğümüz yerlerdir. Buralarda herşey sıvıya benzer halde ve uysaldır. Herşey bir durumdan ötekine beklenmedik bir anda, rasgele değişmektedir. Rüya Diyarlar’ında bazı istisnalar vardır.  Tekrarlanan veya paylaşılan rüyaları  görenler, Rüya diyarlarında olan bazı şeylerin ısrarla tekrarlanıp devam ettiğini söylerler. Genelde bu bilinç seviyesi (veya gerçekliği) insanlar için oldukça güvenlidir, bu alanda deneyimlenen bir yaralanmada, kendi ruhumuza yaralandığını inandırmadığımız sürece büyük bir kısmımız pek zarar görmez. (Bir başka konuşmasında, rüya diyarında içinde bulunduğunuz tehlikeli durumun, rüyadan uyanılarak bertaraf edilebileceğinden söz etti. Verilen öğütün ne kadar doğru olduğunu, kişisel deneyimlerimden dolayı bilmekteyim) 

3. Kat – Astral Kat
Birçoğumuz Astral düzeyi düşündüğümüzde bu kat’ı kastederiz. Rüya diyarlarına çok benzer, bu kat sonsuza kadar uzanan uysal bir kat’tır, herhangi fiziksel gerçeklikle hiç bir ilgisi olmayan varlıklara bu katta raslamaya başlarsınız.  Rüya diyarlarında olduğu gibi Astral kat’ta da cisimler gelir giderler, cisimlerin devamlı kalması için mutlaka cismin olduğu yerde bir enerji muhafaza etmek gerekir, aksi halde cisim yok olur. Gümüş Alayı bu kat’ta herzaman bir karakol bulundurur. Düşünce formunda oluşan bu  Astral karakolun herzaman biraz asker bulundurularak devamı sağlanıp korunur.   
Rüya diyarlarının aksine bu kat kendilerini nasıl koruyacaklarını öğrenmeyenler için tehlikeli olabilir. Astral kat var oldukça kapıları, zaman harcayıp bu kat’a nasıl gireceğini öğrenen insanlara açıktır.
Astral ile yukarı katlar arısındaki bariyer
Sözü geçen bariyer 3. Kat ile daha yüksek katlar arasındadır. Tam olarak kimin yarattığı bilinmemekle birlikte, tecrübemize dayanak söylersek, herkezin geçebileceği bir bariyer de değildir. Niye herkezin geçemediğini veya kimin geçip kimin geçemiyeceğini söyleyebilecek durumda da değiliz. Bazılarımızın teorisine göre burası 3B’nin sona erdiği 4B’nin başladığı yer olduğu için geçilmesi zor. 
4. den 6. Katlara – Patikalar ve ‘Can’lar Alemi
Yukarıda bahsedilen bariyerin ötesinde Patikalara (Yollara) ve Alemlere (Dünyalara – gerçekliklere) girmeye başlarsınız. Patikalar veya Yollar Alemler arasında bulunur. Alemler ise zamana dayalı olmayarak var olan farklı ‘alanlar’ dır. Belli ölçüde ustalık kazanmış kişiler ‘Patikalar’ ve ‘Alemler’ üzerinde etkili olabilirler.  Herhangi bir değişim enerji kullanımını gerektirdiğinden, etkili olabilme enrjiyi kullanıp kullanmama isteğine bağlıdır. Yaratmak – Astral kat’ın temeli olan, burada da olasıdır. Ancak kişisel enerji harcaması açısından baktığımızda daha masraflıdır.
Bariyerin ötesine geçince, ‘Patikalar’da ve ‘Alemler’de olan bütün gerçeklerin fiziksellikle hiç bir ilintilisi olmadığını öğrenmeye başlıyorsunuz. Her çeşit türler ve ırklar burada var olmaktalar, bunlara birçok Dünya insanının mitolojik ve uydurma olarak niteliyecekleri de dahil. Alemler sonsuzdur ve bilincin kendini ifade etmesinin çok çeşitli yolları vardır. Bütün var olanlar bilincin ilk kıvılcımından bu yana var olmaktalar.
Bazı Dünya insanları da bu gerçekliklerde, bariyerin ötesine geçip, Patikalara ve Alemlere girebilmekteler. Bazıları ise 3. Kat’tan (Astral) alınarak Alemlere (ve ötesine bile) götürülebilir. Hatta bazı Dünya insanları sözü geçen Alemlerde yaşayan varlıkların enkarnesidir.
Gümüş Alayı’nın buralarda kendi Alemi vardır. Burasını bizler ‘Evimiz’ olarak nitelendiririz. Bu Alemi kendi amaçlarımız doğrultusunda düzenledik, geniş kışlalar, eğlence alanları, eğitim sahaları inşa ettik. 
Bunların ötesinde – Dış Alemler.
‘Bununda ötesinde ne olabilir’sorusunu sorabildiğimiz kadar Alem vardır, yani sonsuzdur. Başkalarının ne isim verdiğini bilmem ama, Gümüş Alay’ında olan bizler bu alanlara ‘Dış Alemler’ demekteyiz. Bu alanlar bizim Evrenin bitip diğer Evrenin hayel meyal göründüğü sınırdan öte olan alanlardır.  Eğer bu sınırdan öteye bir adım atmamız halinde, uydurma olarak niteleyebileceğiniz bir Evrene veya anladığınız ve beklediğiniz düzende çalışmayan, tamamen yabancı olan başka Evrene düşebilirsiniz.
Dış Alemlere gitmek çok kolay değildir, eğer oralardan gelmiyor veya orada yaşayan biri tarafından getirilmiyor iseniz. Gümüş Alayı  Dış Alemlerde varlık göstermez, ancak zaman zaman yetenekli casus veya keşif kolu gönderir.   

Tanaath adlı bayandan çeviri.
Çeviren; Naci Gülşan

3 Nisan 2014

Gümüş Alayı


‘Gümüş Alay’

Yükseliş’in veya bazılarına göre Değişim’in hızı her geçen gün artmakta, biliyorum birçoğumuz bunu günlük yaşantısında görüp farkına varamamakta. Benim nacize önerim dikkatinizi rüyalarınıza biraz daha fazla vermeniz olacak. Rüyalar fiziksel alemde yaşanmadığı için değişim rüyalara çok daha çabuk yansımakta. Rüyaların sıklığı, konuların değişmesi, rüyalarda nerelere gidildiği, aynı rüyayı birkaç kişinin görmesi gibi ayrıntılara biraz daha fazla önem vermek gerekir. Bilmiyorum kaçımız buna tanık oldu, rüya görmekten dolayı aylarca, akşam yattığımdan daha yorgun kalktım.  Şunu da eklememde fayda var, günlük yaşamımız gibi rüyalar da kontrol altında. Bu işin  Dünya dışında 3. Boyutta olmayan küp şeklinde olan bir merkezden yapılmakta olduğunu Tanaath isminde bir bayandan duydum. Tanaath konuyu biraz daha açıp rüyaları kontrol eden bu merkezin patlatılarak yok edildiğini söyledi, eğer bu merkez tek ise, rüyalardaki iletişim sansürsüz devam edecek gibi görünüyor bana. Çoğumuz rüya durumunda iken diğer bilinç düzeylerine geçip oraları deneyimlemekteyiz, birbaşka değişle oralarda yaşamaktayız, hatta eğitilmekteyiz de. Rüya, uyanıklık gibi bilincin bir başka durumu, diğer Boyutlar gibi başka bir alem. Dünya üzerinde yaşayan insanı kendi yararları doğrultusunda tutsak eden negatif güçler DNAlarımızla oynayarak rüyalarımızı hatırlama olanağını ortadan kaldırdıklarından, bu alanda kazandığımız deneyimlerden pek yararlanamaktayız.  Bununla kalmayıp geçmiş yaşamları hatırlama yeteneği de elimizden alınmıştır.


Tanaath isimli bayan ve benzerlerinin  Evrendeki ihtiyacı olan diğer varlıklara verdiği hizmetlerden bahsetmek isterim. Tanaath 3. Boyut’a normal doğum yoluyla gelen bir bayan, insan bünyesinde olan fiziksel bir varlık. Enkarne (incarnate) olarak, reenkarne olarak değil, yani bir önceki yaşamında Dünya insanı olarak yaşamamış. İki kişiyle birlikte internet radyolarında halktan gelen sorulara cevap vererek bizleri aydınlatmakta. Yanındaki diğer bayanın ismi Güneş ateşi, ‘Galaksi Gezegenleri fedarasyonu’ nda üye, beyin ismi ise Drake, emekli asker, internet radyo yapımcısı, belirli bir birliğe bağlı olmaksızın olumsuz güçlere karşı savaşını fiziksel ve fiziksel olmayan ortamda hala sürdürmekte, araştırmacı ve oldukça bilgili bir kişi. Tanaath, ‘Gümüş Alay’ı adı altında Dünyaya insan olarak oldukça çok reenkarne olan biri tarafında kurulmuş olan, fiziksel olmayan (Ethereal düzeyde), bir nevi askeri teşkilatta görev yapmakta. Genellikle baskın yaparak hizmet veren bir nevi vurucu timler. Değişik Boyutlardan özellikle 5. ve 6. Boyut’tan katılan teşkilatın üyeleri 100.000 ile 150.000 cıvarında. Bu teşkilat yaptıkları görevler karşılığında kazanılan enerjiler ile oluşturulmuş, 3. Boyut ile 4. Boyut arasında bulunmakta. Son reportaşlarında kendilerine verilmiş bir gezegene taşındıklarından bahsetmekte.  Gümüş Alay’ın görevi baskı altında olan sömürülen varlıkları esaretten kurtarmak. Şu andaki çalışmaları değişmekte olan Dünya üzerinde. Dünya insanını tutsak eden Sürüngen ırkına ve bu ırkın yarattıkları, işbirliği yaptıkları olumsuz varlıklara karşı mücadele etmekteler. Sadece bununla kalmayıp Yerkürenin içinde yaşayan ve diğer yıldız sistemlerinde olan herhangi şekilde Dünya üzerinde olumsuz emelleri olan insan ve insan olmayan varlıklara karşıda mücadele vermekteler, bunlar arasında Agartalılar, Sirius, Pleiades, Orion yıldız kümelerinden gelenler ve oralarda yaşayan insanlar da bulunmakta. Mesela Pleiades Takım yıldızlarından gelenler genellikle  sarışın, renkli gözlü, uzun boylu insanlardır, doğal olarak bizler bu bize benzeyen insanları bize yardım edecek dostane insanlar olarak algılamaktayız. Tanaath’ın uyarısı  Pleiades takım yıldızında 400 den fazla gezegen bulunmakta, olumlu olanların yanı sıra çok sayıda olumsuz varlıkların olduğu ve çok dikkatli olunması gerektiği yönünde. Mesela ‘Galaktik ışık federasyonu’ Sürüngen ırk tarafından kurulmuş bir teşkilattır, Öyle olumlu bilgiler vermekteler ki kanmamak elde değil. Genetik bilminde uzman olmalarından dolayı insan görünümündeler.

Teşkilatta Evrenin her yerinden, hatta başka Evrenlerden gelen insan ve insan olmayan varlıklar görev yapmakta. Durumu çocukların oynadıkları bilgisayar veya video oyunlarına benzetiyorum.             


Teşkilat katılmak isteyen herkese açık, tabiki teşkilatı bulmak gerekiyor. Katılım, eğitim ve görev  bilinçli olarak veya rüya halinde bedenden ayrılarak oluyor. Tabiki söylediğim 3B’de olan bizler için geçerli, diğer alanlardan katılanlar için değil, bu alanda sürekli yaşayanlar da olmakta. İşin çarpıcı yanı herhangi birimizin uykuda Gümüş Alayına katılıp  günlük yaşamımızda hatırlamama durumu. Belkide siz yada ben bu Alay’da hali hazırda görev yapmaktayız?!   


Başka bilinçlerde yaşananları öğrenip bilgimizi genişletmek için yapılan söyleşileri özetleyerek aktarmaya çalışacağım. Radyo proğramların her biri çok uzun olup, 1 ile 3 saat, hepsini aktarmam mümkün değil. Yukarıda ve daha sonraki sayfalarda yazılanların doğruluğunu kabul edip etmemek  kararınıza bağlı. Tavsiyem, önyargılı davranmadan yazılanları okuyup, beyninizin değil, içgüdülerinizin verdiği karara bağlı kalarak sonuca ulaşmanız olacak.  Her halükarda kendi yolunuzu bulmada yardımcı olacağına eminim. Bu tür özel askerleri Amerika ve diğer büyük devletler de yetiştirmekteler, nasıl mı biliyorum, bu tür askerlerden açığa çıkıp itiraf edenlerden.             


Dinlere özellikle uzakdoğu dinlerine, Mitolojiye, yapılan filmlere, özellikle çizgi filimlerine baktığımızda bu tür özel askerlere raslıyoruz. Hatırlayalım ateş olmayan yerden duman tütmez!
Bir sonraki yazıda Gümüş Alay’ının 3. Boyut’tan sonraki alanlar hakkındaki görüşlerini vereceğim. 





Çeviren; Naci Gülşan

4. Boyut’un mantıklı açıklanması


Basit ve akıcı bir tarzda Boyut’un açıklaması. Ben faydalı buldum, belki sizde benimle aynı fikirde olursunuz.

Konstantine Dracoslayer’den alınmıştır.

3. Boyut’u tanımlayalım. Yaşadığımız boyut 3cü Boyut’tur (3B). Bu Boyut’ta ölçümün 3 boyutundan söz ediyoruz: 1) Uzunluk 2) En 3) Yükseklik. Dolayısı ile bir boyutlu obje sadece düz bir çizgi Uzunluk, eğer bir tane daha eklersen, en eklersen, kare veya dikdörtgen elde ederiz, böylelikle ‘iki Boyut’lu yüzey elde edilir. Yükseklik eklediğimizde küp veya kutu elde ederiz, basitce anlatmak gerekirse.  Eğer eklemeye devam edersek ne olur? Daha ne ekleyebiliriz? Bir sonraki boyutun ‘zaman’ olduğu söylenir.  Şimdi..., herşeye rağmen bunun doğru olduğu bana inandırıcı gelmiyor, hadi doğru olduğunu kabul edelim, ve ‘zaman’ gerçekten de 4cü Boyut diyelim. Bu durum bizim zamanı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilecekmi??   Görelim bakalım.....

 2ci Boyut varlığa göre 3B varlık -mesela insan- ‘Tanrı’ gibi belirir. Daha iyi açıklıyayım: Şirinler’in bir resmini çizdiğini düşünelim ve mücize oldu bu resim canlandı. Karton filimler gibi düşünün yalnız arka planda hiç bir şey olmayan iki Boyut’lu bir karton film. Hatta ellerinizi resmin içine sokabileceğinizi de varsayın. Bu durumda Şirinler için sen her fırsatta zırt pırt elerini sokup bazı şeyleri değiştiren sıkıcı bir unsur olurdun. Onlar açısından bakıldığında kocaman parmaklar, hayaletler gibi aniden ortaya çıkmaktalar.  Unutmayın yarattığınız bu mücize 2. Boyut’ta, sadece 2. Boyut algılanmakta, boy ve en. Yükseklik yok! Dolayısı ile bu tür varlıklar için 3B varlıklar olağanüstü güçlere sahip, tanrı gibi güçleri olan olarak belirir.  

Ellerinizi dilediğiniz zaman onların dünyasına sokup çıkararak dünyalarını değiştirebilirsiniz. Bu durum onların yaşamlarını alt üst edecektir. 3B onların gerçekliği olmadığından bu yapılan değişiklikler doğaüstü olarak algılanacaktır çünkü, oluşanlar onların anladığı fizik kurallarına uymamakta. (Onlara göre sadece 2. Boyut gerçek, onun ötesindeki hiçbir şey gerçek değil).  2B dışındaki gerçekleri doğrudan yaşamayanlar, 2B ötesini deneyimleyenleri deli olarak damgalayacaklardır. Şimdi bu seneryoyu bizim dünyamıza getirelim, 3B ve 4B gerçeklikleri.......

Bizler 3B varlıklarız, dolayısı ile %99’zumuz 3B’nin ötesindeki Boyut’ları algılayamamakta. Eğer 3B’nin ötesinde daha yüksek Boyut’lar var ise oralarda yaşayanlar da vardır, onların bizi nasıl algıladıklarını düşünüyorsunuz? Sanırım, onlar da bizi yukarıdaki örnekte olduğu gibi bizlerin 2B’yi algıladığımız gibi  algılıyorlardır.

Belkide bize ‘zaman’ gibi görünen şey, onlara için sadece fazladan başka bir Boyut olabilir. 4B’yi zaman olarak adlandırmamızın sebebi bizim 4B’yi tam olarak algılayamadığımızdandır. 2B medeniyetinin 2B’nin dikdörtgen dünyasında yaşadığını düşleyin, yükseklik yok, sadece boy ve en. Bu düz dünyanın yavaşca 3B’ye geçmek için hareketlendiğini düşleyin. Bahse girerim 2B varlık, 3B’nin yüksekliğini bizim 4B’yi algıladığımız gibi algılayacaktır.  İçinde bulundukları 2B’den farklı ‘bir şeyler’ olduğunu bilecekler ama tam olarak NE OLDUĞUNU bilemeyeceklerdir. Kendi açılarından baktıklarında belkide 3B’i ‘zaman’ olarak adlandıracaklardır, bu da muhtemelen doğru bir adlandırma olurdu bence.

Bütün bunlar bizi zaman nedir? sorusunu sormaya itiyor. Zaman şu anda anlayamadığımız bir çeşit Boyut gibi geliyor. Şu ana kadar ‘Bilim’den zamanın ne olduğu sorusunun tatminkar bir cevabını alamadım, ya siz?  Basitce ‘bir sonraki üst Boyut’. Sadece bu değil, 4B’yi daha gerçekten ne olduğunun göremediğimiz için, 4B’i ‘zaman’ olarak algılamaktayız! Dolayısı ile oradaki varlıklar 3. Boyut’u sadece doğal başka bir Boyut olarak görürler ve diledikleri gibi girip çıkan olağanüstü varlıklar olarak, Tanrılar olarak algılanırlar.

Ve bu yolla varlıklar (Archons/Cinler, Greyler,Sürüngen ırklar, Dracolar vb.) ‘Matrix’ten gelen ajanlar gibi bizim gerçekliğimize girip çıkmaktalar. Aynı zamanda bunlar bizlere ‘zamanın dışından’ gelen olarak belirirler, görünüşe bakılırsa, belirli soylara sürekli reenkarne olarak veya işkal ederek Dünya üzerinde işlerini yapmaktalar (İllumınati), bunu binlerce yıldan beri yapmaktalar. 3B’nin dışında olduklarından dolayı çoğumuz için görünmez varlıklardır. Bahsettiğimiz 3B’de olan vibrasyonlardan daha yüksek enerji vibrasyonları. Bu enerjileri şu anda algılayamadığımızdan dolayı onların var olmadığını söyleyemeyiz.

Yüksek Boyut’ların var olduğu hali hazırda matematiksel olarak ıspatlanmıştır. Google’dan sizde  arayabilirsiniz inanmıyorsanız. Problem Yeni-Çağ anlayışında, uyuyan kitleler yüksek Boyut’larda yüksek zekaların olduğunu kabul etmemekteler. Beynin sol tarafının yarattığı ‘MODERN BİLİM’ her zaman Evrenin ‘ZEKA/ AKIL’ olduğu gerçeğini göz ardı etmiştir. Halbuki eski medeniyetlerde durum böyle değildi. Yunan filozofları aksine beyanlar vermiş ve hatta reenkarnosyondan bile bahsetmekteler.

M.Ö. 4. Yüzyılda devlet tarafından, Reinkarnasyon ile ilgili bütün referanslar İncil’den çıkarılmıştır (oh! Niye olduğunu merak ediyorum), ve bir asır kadar sonra ‘Pagan inaçlarını’ yayıyorlar diye Atina’daki üniversiteler kapatıldı. Üneversiyeler reenkarnasyon hakkındaki gerçekleri konuşuyorlardı, dolayısı ile Dünya yaşamının hayal olduğunu ve aşılması gerektiğini söylüyorlardı. Gerçek bilmin bastırılıp yasaklanması, sonunda Karanlık Çağ’a girilmesine neden oldu. 1000 yıl sonra Rönesans’ın yardımı ile bu çağdan çıkıldı. Fakat, sonra, dini sansürden daha kötü bir şey oldu; 5 duyu bilim diktötörlüğü yaratıldı!


O zamanlar medeniyeti yöneten ülke olan İngiltere’de ‘Bilim Derneği’ (The Royal Society), ‘Bilimsel’ in ne olup olmadığı konusunda karar merkezi oldu. Bilim Derneği üzerinde, Isaac Newton’un inanılmaz etkisinden dolayı son 200 yıl Dünyaya makineleşmiş Evren görüşü hakim olmaktadır, batı bilminde, bu kireç tutmuş fikirle Evren, kocaman, cansız makine olarak algılanmakta!! Gerçeği arayan bizler ne zaman yaşamın Ruhsal unsurlarından bahsetmeye başladığımızda hep bu fikir karşımıza çıkmakta. İnsana komik gelen de şu, kendilerini ’modern’ ve ‘Bilimsel’ olarak düşünmeleri vede bizleri çatlak olarak görmeleri....... Bugünlerde konuştuklarımızın eski çağlardan bu yana büyük düşünürler ve gurular tarafından da söylendiğini hiç bilmemekteler. Oysa, yeni olan ‘Evrenin ölü bir makine’ olduğu fikridir.


Eğer bu yazıyı okuyupta kendilerinin ‘Beynin sol tarafının hakim olduğu’ yaşam tarzına ait olduğunu keşfedenler, yukarıda söylediklerimi bir daha düşünsünler, tümüne objektif baksınlar. Her gün öğrenerek sonsuza dek evrimleşmekteyiz, dolayısı ile, zaman zaman yanlış olduğumuzu fark etmemizin hiç bir sakıncası yoktur. Hatta iyi olduğunu bile söyleyebiliriz. Çünkü, yanlış olduğumuzu farketmenin anlamı, yaşam ve Evren hakkındaki gerçeği bulmaya biraz daha yakınlaşmış olmamızdır. 

Çeviren; Naci Gülşan

Amaan!.... beni dinlemeyin, gerçekten, burada bahsettiklerim hakkında kendi araştırmanızı yapın ve araştırmanızın sizi nereye yönlendireceğini kendiniz bulun....  

5 duyu organımızın dışındaki algılama yöntemleri


Dr. Suzanne’dan aktarılan bilgiler oldukça derin. Normal bilinç düzeyinde anlamak oldukça zor,  bu küçük çeviriyi bile yapmam iki üç günümü aldı. Anlamak deyneğin bir ucu, anlaşılır Türkçe kelimelerle ifade etmek öbür ucu. Kendisinin de söylediği gibi 5B ve ötesinden gelen bilgiler 3B gerçeklerine uymadığından anlamakta güçlük çekmemiz oldukça doğal.  Hiç kullanmadığımız veya çok az kullandığımız, 5 duyu organımızın dışındaki algılama yetilerimizi etkinleştirip yüksek Boyut’ların farkına varabiliriz. Böylelikle, gerçek kimliğimize bürünme olanağı bulabiliriz diyor Dr. Suzanne hanım.

Kısaltma: 3B; 3cü Boyut, 4B 4cü Boyut, 5B; 5ci Boyut.     

Dr. Suzanne Lie:

Çok Boyut’lu algılarımızın günlük yaşamda kullanımları.

İçimizdeki ‘Psişik veya Medyum’ yapımızı daha iyi duruma getirmenin yollarından biri, bilincimize, kalbimize, bedenimize fısıldıyan durgun, alçak ses tonuna kulak vermektir.

Bilincimizi yükseltmekten ziyade, onu genişletiyoruz. Bilincimiz, düşüncemiz, beklentilerimiz ve algılamalarımız genişledikçe sadece Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Boyut’lardan değil aynı zamanda bunların ötesindeki Boyut’lardan, yanısıra 1ci ve 2ci Boyut’lardan ve quantum gerçeklerinden de haber alabiliriz.

İçgüdü ;

‘İçimizdeki bilgi’, 2. Boyut’ta olmanın doğal yeteneğidir. Temeli ‘İlkel benlik’ tir. Yaşamda kalmak için gerekli olanın bilinmesi olarak algılanabilir. Hayvanlar neyin zehirli olup olmadığını dolayısı ile neyi yiyip yiyemiyeceklerini bilirler, suyu nerede bulacaklarını bilirler, hangi hayvanların onları avlıyacağını doğal olarak bilirler. Evrimleşmenin sonucu bizler bu tür hayatta kalmak için temel olan yeteneğimizi yitirmiş durumdayız.

İçgüdülerimiz genellikle fiziksel algılamalardır. Eğitimin, beynin sol tarafı üzerinde yoğunlaşmasından dolayıdır ki içgüdülerimizi görmemezlikten geliyoruz. Ama beynimizin tümünü bir bütün olarak çalıştırmayı öğrendikçe Dünya Gezegenine daha da yakınlaşmaktayız. Uyanıklığımız artmaya devam ettikçe ‘bizler vucudumuz değilde vucudumuzun içinde yaşayan’ olduğumuzu anlamaktayız. Fiziksel formumuz bilincimizi saran diğer formlardan sadece bir tanesi. Şunu da unutmamalı, yatsıyamayacağımız  bir gerçek varki buda fiziksel bedenimiz olmadan bu ‘3. Boyut’ oyununu oynayamayız.

Duygu Sezme ;

Başkalarının duygularını sezme yetisi. Duyguyu sezme yetisini ‘ilkel’ toplumlarda, sürü halindeki hayvanlar ve kuşlarda görüyoruz. Örneğini üzgün olduğumuzda evcil hayvanların nasıl bize gelip sürtündüğünde görmekteyiz. Diğer örnekleri annenin daha konuşamayan bebeğinin ne istediğini veya şifacıların hastalarının ne hissettiklerini bilmelerinde görmekteyiz. 

Duygu sezme yetisi bir başka ‘hayvansal sezgi’ dir, ancak durumu idrak etmek için dikkatimizi bedenimize vermemiz gerekir. Darwin’e göre, hayvanların hayatta kalabilmek için  4 temel duyguları vardır. Korkunun amacı; kavga veya kaçış,  üzüntünün amacı; sürü ile bağ kurmak, mutluluğun amacı; türün üremesini sağlamak, öfkenin amacı; engelleri kırmak.

3B’daki ‘hayvan kişiliğimiz’ den dolayı duygularımızın amaçları da aynıdır. Koruduğumuz ve sevdiklerimizin duygularını daha derinden sezme eylimimiz vardır. Bu konuda yapılmaması gereken şey, başkalarının hislerini kendi bedenimizin hisleri gibi algılamaktır. Bu karışıklığı önlemen tek yolu önce kendi bedenimizin hislerini anlamaktan geçer, böylelikle başkalarının hisleri ile kendi hislerimiz arasındaki farkı daha rahat idrak ederiz.

Önsezi ;

‘İçine doğma’da başka bir ‘bedensel bilme’ yöntemidir. Düşünmeden bilme gibi algılanabilir. Görüntü, duyma, koku ve mekan algılarını birleştirme yetisidir. Bütün bu sezgiler, beyin’nin normalin dışında diye tanımlanan çalışmasıdır. Birçok insan önsezi yetisini her zaman kullanır vede adına ‘şans’ der. Önsezi içgüdü gibidir; işin içinde ‘Ruhsal Rehber’ dediğimizin parmağı olması belki de tek farkıdır.

İçgüdü ve önsezi bize günlük yaşamda, bilincimizde  beta beyin dalgalarını deneyimlerken ulaşır. Oysa, Önsezi’ye ulaşmak için  Alpha dalga bilinci gerekir. Önseziye ulaşmak ‘alışılmışın dışındaki’  günlük düşünce sınırlarının ötesine, 3B düşünme sistemi ötesine giderek olur.  Önsezi bize  sanki gökyüzünden, ‘başka alemden’ geliyor gibidir, fakat uyanık olduğumuza inandığımız için önsezinin yukarıdan değil de bizden geldiğine inanırız.

En derin önsezilerimizin farkına varmak için yaralı kalbimizin ve bilinçsiz şuurumuzun saklı köşelerine göz atmak lazım. Eğer kendi duygularımızı net olarak göremez isek, başkalarının duygularını lekeli görüp yanlış sonuşlara varırız.

Başka bir deyimle, eğer dünyaya güneş gözlüklerini takarak bakarsak başka bir değişle, temiz olmayan aura ile bakarsak, dünya karanlık,  kirli gözükür. Çünkü dünyaya baktığımız gözlüklerin koyu renkli cam olduklarının fakında değilizdir, temiz olmayan görüntünün kaynağı kendi bilincimiz olduğunu fark etmeyiz. Çözümlenmemiş korku, üzüntü ve öfke gerçeğin görüntüsünü karartır ve çok -boyut’lu kişiliğe bürünmemize engel olur.     

Telepati ;

Başka birinin düşüncesini okuma veya bilmeye telepati denir. Sorulacak soru sorulmadan soruyu cevaplamak gibi. Telepati, 4B ve 5B yetisidir. Telepati ya, 3B’nin sınırlayıcı zaman kavramının ötesindeki 4. Boyut’un sıvı zaman kavramına veya, bütün yaşamın BİR olduğu 5. Boyut bilincine geçmenin doğal sonucudur.

Çoğumuz telepatiyi deneyimlemişizdir. Bu tür yeteneklerimizi, öğrenipte kazanılan yeteklerden ziyade, hali hazırdaki yeteneklerimizi hatırlayıp da su yüzüne çıkarmak olarak algılarsak, kendi ‘GERÇEK KİŞİLİĞİMİZE’ dönmemiz daha kolaylaşacaktır.  

Yaşanılan her telepati deneyimi ‘Gerçek Kişiliğimize’ dönmenin bir göstergesi olarak algılanmalı, dolayısı ile şükran duygusu ile teşekkür edilmeli ki bu deneyimler bizimle kalıcı olsun. Telepati yolu ile algılamayı sık sık kullanmak, telepatiyi sonunda şimdi olduğu gibi olağanüstü algılama yöntemi gibi görülmekten çıkarıp, 5 duyu organımız gibi, normal algılama yöntemlerimizden birine dönüştürecek.

Ne zaman bilincimiz genişleyip ÇokBoyutlu kişiliklerimizin tümünü kapsadığında, galatik ve göksel kişiliklerimizle olan iletişimimiz çok kolaylaşacak. Bu iletişim sayesinde, her zaman var olan bütün yaşam ile aynı, yani ‘BİR’ olduğumuzu idrak edeceğiz.

İşitme yetisi (Clairaudience);

4. Boyut ve ötesindeki sesleri duyabilme yetisi. Telepati’den farkı, ‘işitme yetisi’ fiziksel duyum organları ile algılanamayan yüksek Boyut’lardaki varlıklar ile iletişimdir, oysa telepati genellikle aynı Boyut’ta olan ‘sesli konuşma’ olmadan kurulan iletişimdir. 

‘Kanal olma’ yolu ile haber alma ‘işitme yetisi’’nin bir başka formudur. İki türü vardır; ‘bilinçsiz’ haber alma ve ‘bilinçli’ haber alma. Bilinçsiz kanal olmaya ‘trans medyum’ luk da denir, kişi kendi bedenini terk edip iletişimi yapan varlığa bırakır, kendi sesi kullanılmasına rağmen, bu tür iletişimde kişi olan bitenden habersizdir. İletişimi başka birinin kaydetmesi gerekir. Edgar Casey bu türe örnektir.

Diğer taraftan ‘bilinçli kanal olma’ da kişi bedende olup olan bitenin tam farkındadır, buna rağmen kişi ‘genişlemiş biliç durumu yaşadığından, iletişimi çabukça kaydetmez ise, daha sonra hatırlamakta çok güçlük çeker. Diğer Boyut’lardan aktarılanlar her zaman düz yazı veya söz olmamakta, müzik, şiir, resim yapma, dans etme, mimari tasarım v.b... gibi formlarda da olmaktadır.   

Dahası, 4. Boyut’tan gelen mesajlar fiziksel düzeye göre farkı zaman mantığına sahip, 5. Boyut’tan gelenler ise flaş halinde ‘BİR’in ışığı’ olarak bize ulaşmakta. Daha sonra ietişimi kuran kişi algıladıklarını 3. Boyut gerçeğine tercüme edilerek günlük yaşamlarında kullanmaları için diğer insanlara iletir.

Beynimiz, bilgisayar gibi çalışıp mesajları anlaşılır kılmakta. Doğal olarak beynimiz de bilgisayar gibi ancak hafızada yüklü olanlar doğrultusunda, algılanan mesajları anlaşılır dile tercüme etmektedir. Eğer kavramlar 3. Boyut için yeni ise, beyin kıyaslama yapıp tercüme yapamayacaktır, sadece böyle durumlarda ‘bilinçli kanal olan’ kişi bedeni terk eder. 

Herşeye rağmen ilişki kurulan ne kadar zararsız varlık olursa olsun bedenden çıkmak her zaman sakıncalıdır, yapanlar bunun doğruluğunu bilirler. Bedenimizi terk ettiğimizde bedenin savunma sistemi çok zayıflar, bunun yanı sıra bedeni kullanan enerjiler, içinde bulunduğumuz zamanın dışından gelmekteler, bu da uyumsuzluk yaratmakta.

Gerçek benliğimizin farkına vardıkça, ‘kanal olma’ yolu ile algıladıklarımız ‘yüksek kimlik’lerimizden olacak, yani kendi kendimizden mesajlar alır olacağız. Her zaman hatırlamalıyız, diğer gezegenlerde, galaksilerde ve diğer Boyut’larda kendi rezonansımız bulunmakta. Genişleyen algılarımız sayesinde, yeryüzü gezegeninde ve fiziksel formumuz içinde, yüksek kimliklerimiz ile nasıl ilişkiye geçebileceğimizi daha iyi öğrenebileceğiz. 

Görme Yetisi (Clairvoyance) ;

4B ve ötesindeki cisimleri görebilme yetisi. Bilincimiz genişledikçe, sınırlı olan fiziksel ışık spektrum’un ötesindekiler algılanır olur. Bundan dolayı 4B ve ötesindeki cisimler görünür olur.

Cisimler, ışığın değişik titreşimlerinin birbirleri ile karşılaştırılması sonucu oluşan Boyut’lardan dolayı değişik algılanır, yani cisimler değişik Boyut’larda değişik algılanır. ‘görme yetisi’ olanların sık karşılaştıkların durumlardan biri ‘Hayalet Görme’dir.  3. Boyut’un inançları doğrultusunda, hayaletleri ölü olarak düşünürüz. Halbuki, ölüm bir yanılgıdır. Ölüm sadece, titreşiminin bir üst titreşim düzeyine geri dönmesidir.

4B, Dünya gezegeninin aurası olduğu gibi herbirimizin aurasıdır da aynı zamanda (bir başka açıdan bakıldığında, herhalde). Farklı titreşimleri, dikkatimizi auramızdaki ilişkili oldukları rezonanslara vererek algılarız. Auramızda olan siyah beyaz yamalar gibi, Gaia’da (Dünya) aynı şeyi yapar. Dünyada, insanların resonanzlarını genişleterek geçtikleri bir çok ‘güç alanları’ vardır, bu alanlardan geriye gelen insanlar karşılıksız sevgi ve mutluluk ile dolu olurlar.

Diğer taraftan, Dünyada büyük haksızlığın, acımasızlığın, korkunun ve öfkenin yol açtığı kanayan yaraların olduğu alanlar da var, bu tür alanların varlığından dolayı Dünya’nın aurası olumsuz etkilenmekte. Görme ve işitme yetimizi etkinleştirdiğimizde, Dünya aurasındaki farklı alanları rahatlıkla tanımlayabileceğiz, sonra bizden istenip, yapmamız gerekli olanı, kendi düşük ‘Astral Katman’ımızdan Gaia’nın bedenine uzanan ve ışıktan oluşan bir tüneli oluşturacağız.

Bu tüneli oluşturup temizlemek, farklı Boyut ve titreşimlerdeki sesler ve görüntüleri birbirinden ayırt etmemizi sağlıyacak. Asıl hedefimiz, kendi bilincimizi sürekli temizleyip ışığın olabildiğince yüksek titreşimlerine ve oralarda var olan varlıklara ulaşmaktır. 

Bu yönde ilerledikçe tekrar hatırlayacağız ki, 5B ve ötesinde olan her varlık için, zaman yok, mekan yok vede AYRILIK YOK (ikilem). Dolayısı ile, karşılaştığımız her kişi, yer ve durum bizim sadece mutlak olan ‘ŞİMDİKİ ZAMAN’da  bulunan, yüce BİR’in birer görünümü.

Sezgi Yetisi (Clairsentience) ;

Bütün psişik algılar için şemsiye bir deyimdir.  ‘Sezgi yetimiz’ olduğunda koku alma, duyma, görme ve dokunma duyumlarımız çok hassas düzeyde olur. Sezgi yetisi önce duygu düzeyinde deneyimlenir, sonra fiziksel düzeyde. (kişisel deneyimlerimden; tarifini izlediğim veya pişirmeyi düşündüğüm yemeğin önce, bitmiş durumunu algılarım sonra fiziksel kokusunu ve tadını alırım-Naci) 

Genellikle dizin halinde oluşan, parelel ve yüksek gerçeklikleri sezgi yetisini kullanarak deneyimleriz. Değişik dizin (art arda gelen) gerçeklikler bulunmakta, ‘geçmiş yaşamlar’ bunlardan biri. Zaman ve mekan özellikle 3B’ye göre yanılsamadır. Bilincimizi sadece 4B’ye bile yükseltiğimizde, tüm yaşamlarımızın sadece alıştığımız 3B de geçmediğini görürüz. 

4B veya 5B bilincine ulaştığımız zaman, aşağıya, 3B’ye baktığımızda, istediğimiz her hangi bir zaman dilimini görebiliriz. Bu bilinç sevilerinden bakıldığında, 3B Dünya gezegeninde olan tüm reenkarnosyanlarımızın hepsi sanki bir ‘zaman çarkı’nın üzerinde olduğu düşünebilir. Yüksek Boyut’larda olanların bakış açısından bakıldığında, sözü geçen zaman çarkı’nın zaman ile hiç bir ilgisi olmadığı gözlenir. Bundan dolayı, ardaşık zaman sınırlaması olmadan istediğimiz zaman dilimini ziyaret edebiliriz, fakat ziyaret ettiğimiz zaman diliminde olduğumuzda, 3B’nin kronolojik (dizinsel) hareketinin sınırları içine tıkılıp kalırız.

Sezgi yateneğimiz bilincimiz tarafından bazen ‘Bilme’ olarak deneyimlenir. Algıladığımız bilgiye inanabilirsek, bilgi 3B’nin taşlı yollarında bize ışık tutan bir rehber olabilir. Aynı zamanda gerçek BENLİĞİMİZİ bilmede de yardımcı olur, dahası, kökeni başka kaynaklara bağlı olan hislerimiz ile kökeni gerçek kimliğimizden kaynaklanan hislerimiz arasındaki farkı da görmemize yardımcı olur.   

Bütün ilişkilerde olduğu gibi karşılıksız sevgi sıkı dostluğun temelidir. Kendimiz ile samimi olmak birçoğumuz için yabancı bir kavramdır, hatırlayıp, gerçek ÇokBoyut’lu kişiliğimiz ile kucaklaştığımızda, samimi olma yeteneğimiz herzaman üstün gelecektir.   

Telekinezi ;

Telekinezi 4B ve 5B yetisidir, bedenizi kullanmadan cisimleri hareket ettirme yetisidir. 4B ve 5B kişiliğimiz için, bilincimiz, duygularımız ve niyetimiz kaslarımızdan daha güçlüdür. Telekinezi, ‘bilicin madde üzerindeki üstünlüğü’ olarak adlandırılır.

Başka bir değişle, bu yöntemi kullanarak, şuurumuz ile maddeyi etkileyip hareket etmesini sağlıyabiliriz. Duyguların da bu konuda önemli rol oynadığını göz ardı etmemeli. Sonuçta, maddeyi bilinçli veya bilinçsiz etkilemek mümkün. Bu yönde yetenekleri gelişmiş olanlar, sadece altından yürüyerek sokak direklerindeki ışıkları kapatıp açabilmekteler. (yıllar önce rasladığım birinin hanımı bu durumu sık sık deneyimlemekteydi-Naci).

Bu yeteneği olanlar belkide spor yapmaya yönelmiş olabilirler, belkide başarılı sportmenlerin arasında olanların bilinçli veya bilinçsiz telekinezi yeteneği vardır. Durum zanatkarlar arasında dahi görülebilir. Bir tenisçinin topa hükmettiğini veya bir heykeltraşın bilinçli veya bilinçsiz bu yetiyi kullandığını düşündüğümüzde o eşşiz, kusursuz vuruşlara veya eserlere şaşırmamak gerekir. (profesyonel ağaç oyma mesleklerimden biri, dolayısı ile yaşamım boyunca heykeltraşların eserlerinden edindiğin izlenimler de bunu doğrulamakta, hayran olduğum heykeller el ile yapılmışa hiç ama hiç benzemiyorlardı).

Başka bir telekinazi deneyimi ise, yaramaz peri veya yaramaz ve gürültücü cin algılaması. Algılanan bir hayalet değil, insanın bilinçsiz niyetinin sonucunda maddenin hareket etmesidir. Deneyimleyen genellikle aşırı derece güçlü olan duygularının farkında olmayan yetişkin bir insandır. Gerçekten, korku, öfke ve keder çok güçlü enerjiler üretir. Malesef zaman zaman bu duygular bilinçsiz olarak maddeyi idare ettiğinde, kişinin farkında olmadan yarattığı bu durum, kişi için çok korkutucu olmakta.

Çok yoğun duygu telekinizide çok önemli etken, çünkü duygu ‘hareket halindeki enerji’dir. Ne zaman duygularımız üzerinde kontrol sağladığımızda, maddenin titreşimini yükseltmek için sevgi temelli duygularımızı sürekli kullanabileceğiz. Bunu 3B’nin zaman ve mekan sınırlamasına bağlı olmadan başaracağız.

Eğer quantum bilincimiz ile bilinçli olarak iletişim kurarsak,  quantum düşüncemizin anında yaratma özelliğini kullanarak maddeyi Evren’nin herhangi bir köşesine ışınlayabiliriz. ‘Junk DNA’ ların çok küçük ‘solucan delik’leri olduğu yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda bulunmuştur. Buradan mesajlar ve nihayetinde madde Evrenin herhangi bir yerine ışınlanabilir. Bu tür ışınlama uzay gemisi filminde olan ışınlama gibidir. Madde quantum seviyesine indirgenir, bu hali ile zaman ve mekanın ötesine taşınıp götürülen yerde tekrar madde düzeyine yükseltilir.

Bütün bu genişlemiş algılama yeteneklerimiz (yukardakiler), hali hazırda sahip olduğumuz yetenek olan (tam kullanılmayan), yüksek gerçekliklerin frekanlarını günlük yaşamda algılamamıza olanak sağlar. Ne zaman yüksek Boyut’ları deneyimleyebileceğimize inandığımız zaman, bilincimizde bu Boyut’lar yaşanılır olmaya başlar. Bilincimizin frekansı algılama frekansımız üzerinde baskın olur. Sadece algılananalar deneyimlenebildiğinden, algıladığımız gerçeklik bizim yaşadığımız gerçeklik olur.

Yukarıdaki paragraf aynı zamanda ‘iki ayrı yerde olabilme’ yi gerçekleştirebilmenin temelini de oluşturur (eş mevki). Yani fiziksel bedenimizdeyken, başka bir yerde olabilme yetisi.

VENUS’e küçük bir yolculuğa ne dersiniz?
 Çeviren; Naci Gülşan

sadece ve sadece, dikkatimizi karşılıksız sevgi frekansını ihtiva eden algılara vermemiz çok önemlidir, bu seçim çok önemlidir.