21 Haziran 2026

5. Boyuta geçiş belirtileri

 

Dünya’nın frekansı yükselmekte. 4. Boyut başladı.

Buna Schumann rezonansı, Dünya’nın kalp atışı denmekte. Onlarca yıldan beri sabit olan 7.83 Hz. son zamanlarda yapılan bilimsel ölçümlerde 100 Hz. tespit edildi. Gezegenimizin vibrasyonu oldukça çok hızlandı. Fiziksel bünyemiz karbon temelli, oldukça yoğun, oysa geçeceğimiz Yeni Dünya’daki beden kristalimsi, şeffaf temelli, hafif. İkisi arasındaki sürtüşme fiziksel belirtilere yol açmakta. Doktorlar bunu anlayıp açıklayamamakta. SEMPTOMLAR;

1-Yüksek perdeli kulak çınlaması. Tinnitus değil, Yükleme, yeni frekansa uyum, güncelleme. Oluştuğunda durup, dinliyorum demeli.

2-   Saat 3-4 arası uyanma. Tam uyanıklıkta, garip bir enerji hissi. Seni uyandıran, enerji artması. Boyutlar arasındaki perdenin en ince olduğu zaman, rehberlerinin üzerinde çalıştığı zaman. Karşı durma, sakin dur veya meditasyon yap.

3-   Hafıza kaybı. Odaya gittiğinde neden odaya girdiğini hatırlayamama. Konuşma sırasında kelimeleri unutma. Dün ne olduğunu hatırlayamama. Bunlar sıralı zaman diziliminden uzaklaşıp şimdiki zamana geçmemizden kaynaklanmakta. 5. Boyutta geçmiş ve gelecek bulunmamakta. Aklını yitirmiyorsun, zaman kısıtlamasının ötesine geçiyorsun. Şimdiki zaman Varlığı oluyorsun.  

4-   Derin yorgunluk, bitkinlik. Uykunun gideremediği kemiklerdeki yorgunluk. Hiçbir şey yapmadığın halde sanki maraton koşmuşsun gibi. Nedeni uyurken Astral düzlemde Yeni Dünya’nın temelini oluşturmak için oldukça çok çalışman.  

Eğer bu belirtiler var iste paniğe kapılıp doktorlara koşma. Kutlama yap, Yeni ve eski Dünya arasındaki ayrim başladı ve sen de bunun bir parçasısın, geride kalmayıp dönüşüyorsun. 5. Boyut Yeni Dünya yolundasın.

1 Haziran 2026

“Uzay Kurtarıcıları” Neden Bizi Kurtarmayacak?


 

“Uzay Kurtarıcıları” Neden Bizi Kurtarmayacak?

Bir süre önce, İsrail'in uzay güvenliği müdürlüğünün eski başkanı Haim Eshed ile yapılan akıl almaz bir röportaja rastladım.

Bu, rastgele bir internet komplo teorisyeni değil; "Galaktik Federasyon’un var olduğunu, Amerikalılarla birlikte Mars'ta gizli bir yeraltı üssü işlettiklerini ve Donald Trump'ın bunu ifşa etmek üzere olduğunu kamuoyuna açıklayan üst düzey bir askeri yetkili.

Bu röportaj bende yakıcı bir soru bıraktı: Eğer oradalarsa, neden bize yardım etmiyorlar?

Rahatsız edici gerçek şu ki, uyandırılmıyoruz, aydınlatılmıyoruz; “hasat ediliyoruz!”.

Ay ve Mars üsleri, insanlığın enerjik bir ürün olarak görüldüğü için bizi hayatta kalma modunda tutmak için frekans ağları yayınlıyor. Duygularımız, alt 4. ve 5. boyutlu varlıkları beslemek için kullanılan hayati bir kozmik emtia olan "Korku ve acı"yı üretiyor. Enerji Çiftliği!

"Kötü adamlar" (Draco ve Sürüngenler) düşük frekanslı korku, travma ve savaşı hasat ederken, gerçek tehlike "iyi adamlar" tuzağıdır. 

Olumlu insan duygularını tüketen varlıklar, kozmik bahçıvanlarımızdır.

İnsanlığı bir mezbaha yerine iyi bakılmış bir meyve bahçesi gibi görürler.

Bu fiziksel düzlemi bir "okul" olarak yarattılar ve insan acısının sadece öğrenmenin bir yan ürünü olduğunu iddia ederken, kendi boyutlarını beslemek için ürettiğimiz sevgiyi, neşeyi ve hayranlığı hasat ederler.

Bu "iyi adamlar" nihai tuzaktır. İnsan ruhlarını tekrar tekrar isteyerek reenkarne olmaya kandırmak için güzel illüzyonlar kullanırlar, sahte ruh rehberleri ve "karmik borçlar" kullanarak anılarımızı siler ve bizi çiftliğe geri gönderirler.

Galaktik Federasyon bizi kurtarmayacak.

Parçalanmış, yavaş hareket eden bir bürokraside oturuyorlar ve özgür irademizin müdahale etmelerini engellediğini iddia ediyorlar.

En büyük aldatmaca, ışık gibi görünen aldatmacadır.

Ashtar Sheran ve Yeni Çağ hareketinden sakının. Kurtuluş vaat eden bu güzel, sarışın, melek gibi komutan aslında matrisle birlikte çalışan bir teknoloji kontrolcüsüdür. 

"Plana güvenin" ve "sadece sevgiye odaklanın" gibi mesajlar yayınlayarak, hasat kesintisiz devam ederken sürüleri sakin tutuyorlar. 

Bu klasik bir psikolojik tuzaktır: Kötü polis sizi acı çektirir ve sahte ışık iyi polis sizi isyan etmemeniz için yatıştırır.

Matris tamamen kutupluluk yanılsamasına dayanır. Eğer materyalizmi ve öfkeyi seçerseniz, karanlığı beslersiniz.

Eğer dışsal uzay kurtarıcılarını ve guruları seçerseniz, sahte ışığı beslersiniz. Her iki durumda da sistemin içinde hapsolursunuz.

Hileli bir oyunu kazanmanın tek yolu oynamayı bırakmaktır. Dünyayı özgürleştirmek için dışsal kozmik kurtarıcıları beklemeyi bırakın.

Siz, orijinal Kaynak enerjisinin egemen, sonsuz bir kıvılcımısınız. Uyanın, manevi otoritenizi geri kazanın ve matrisi kırma gücünün zaten kendi ruhunuzun içinde olduğunu fark edin.

15 Mayıs 2026


 

Belirli bir derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi, tabiri caizse uykuda olan biriyle karşılaştığında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.

Uyku derken, kelimenin tam anlamıyla bilinçsizliği kastetmiyorum, daha ziyade geleneksel rüyada, kolektif trans halinde, toplumun büyük çoğunluğunun sorgusuz sualsiz kabul ettikleri üzerinde uzlaşılan kurguda yaşamayı kastediyorum. Uyanık olan kişi temel bir şeyi görmüş, gerekli olan özsel şeyi fark etmiş, önemli bir ölçüde perdenin kalktığını hissetmiştir; uykuda olan kişi ise hâlâ eski varsayımlar, eski inançlar, eski bakış açısı içinde hareket etmektedir. Bu ikisi karşılaştığında ilginç bir şey olur ve bu her iki taraf için de oldukça rahatsız edicidir;

Önce uyanmış kişide neler olduğunu anlatayım. Başlangıçta, görüleni paylaşma, farkındalığı iletme, diğer kişinin artık çok açık olan şeyi görmesine yardımcı olma dürtüsü sıklıkla ortaya çıkar. Bu, gerçek bir şefkat duygusundan, diğer kişinin varlığından bile haberdar olmadığı bir hapishanede hapsolduğunu fark edememekten kaynaklı acıyı yatıştırma isteğinden kaynaklanır. Kapının kilitli olmadığını açıkça görebildiğiniz halde, birinin sanki kilitli bir kapıyla mücadele etmesini izlemek gibidir. Sadece yapılması gereken şey kapı kolunu farklı bir şekilde çevirmek. Ancak uyanan kişi çok çabuk yıldırıcı bir şey keşfeder. Bu farkındalık basitçe aktarılamaz. Uyuyan bir kişinin aniden uyanmasını sağlayacak şekilde açıklanamaz. Çünkü uyuyan kişi sadece bilgi eksikliği çekemekte. Anlayamama, farkında olamama çemberi içinde kısılı kalmış bir alandan hareket edmektedir. Uyananın bakış açısını, kelimenin tam anlamıyla anlaşılmaz kılan bir algı yapısı içindedir. Aptal, inatçı veya kasten kör değiller. Göremediklerini göremiyorlar. Bakış açıları, görmelerini engelliyor. Doğuştan kör birine rengi açıklamaya çalışmak gibidir. Ne kadar sözcük kullanırsanız kullanın, sözcükler gerçek deneyimi aktaramaz. Basitçe, anlayış kapasitesi orada değil. Ve böylece uyanmış kişi kendini garip bir konumda bulur. Uyuyan kişinin göremediği şeyleri açıkça görebilir. Yanlış inançların yarattığı acıyı görebilir. Ego ile özdeşleşme, olana direnme yoluyla oluşan acıyı görebilir. Sadece mevcut duruma sıkı sıkı tutunmayı bırakmaktan, sadece yanılsamanın ötesini görmekten gelecek özgürlüğü görebilir. Ama yine de diğer kişinin bunu görmesini sağlayamaz. Bu, bir tür yalnızlığa, izolasyon hissine yol açabilir, çünkü uyanmış kişi artık uyuyan kişiden farklı bir gerçeklikte yaşamaktadır. Aynı kelimeleri kullanıyorlar, aynı fiziksel alanı paylaşıyorlar, ancak temelde farklı dünyalar deneyimliyorlar. Uyuyan kişi dünyayı ego, ayrılık, sürekli eylemin, bir şeyler olma ve başarma filtresinden geçirerek deneyimler. Uyanmış kişi ise dünyayı daha doğrudan, daha basit bir şekilde, daha az filtreyle ve daha az ayrılıklarla deneyimler. Yani konuştuklarında genellikle birbirlerinin söylediklerinden habersiz oluyorlar. Uyanık kişiye gore, uyuyan kişi, son derece önemsiz görünen şeylerle ilgilenir. Statü, itibar, başarılar, mal mülk. Uyanmış kişi daha derin, daha temel bir şeye işaret etmeye çalışır. Ama uyuyan kişi için bu soyut, uygulanamaz, hatta belki de sorumsuzca gelebilir; Uyuyan kişi şöyle diyebilir: Peki ya faturaları ödemek? Ya daha iyi duruma gelmek? Ya kendini bir şeyler başarmaya adamak? Evet, bu endişeler kendi çerçevesinde gerçektir. Ayrılık, başarı ve sürekli çabalama hayali içinde bu endişeler mükemmel bir anlam ifade ediyor. Ama uyanmış kişi farklı bir anlayıştan hareket eder. Faturaların ödenmesi ve pratik işlerin halledilmesi gerektiğini kabul eder. Ama aynı zamanda tüm bunların kaygı duymadan, özdeşleşmeden, sürekli bir kaygı haline getirmeden yapılabileceğini de görüyor. Dünya’daki bu haldeki yaşam ile, ona köle olmadan da etkileşim kurabileceğinizi görüyor. Oyuna katılırken bunun bir oyun olduğunu unutmamak mümkün. Fakat bunu, oyunun gerçeklik olduğuna inanan, tüm kimliğini oyunda başarılı olmaya adamış birine nasıl açıklarsınız? Açıklayamazsınız, daha doğrusu sözcükleri söyleyebilirsiniz ama sözçükler nüfuz etmez. Sözcükler uyuyan kişinin inanç sisteminin kabuğundan sekip geri dönerler.

Peki, uyuyan kişi uyanık biriyle karşılaştığında ne olur? Bu, bireye göre büyük ölçüde değişir; bazı uyuyan kişiler, uyanmış kişinin kendilerinde olmayan bir şeye, bir tür huzur, özgürlük veya varoluş niteliğine sahip olduğunu hissederler. Ve buna çekilirler. Bunu anlamayabilirler. Ne olduğunu ifade edemeyebilirler, ama hissederler ve isterler. Bu, kendi uyanışlarının başlangıcı olabilir. Ancak daha yaygın olarak, uyuyan kişi uyanmış kişiyi tehdit edici olarak deneyimler; bilinçli olarak değil, açıkça değil, ama derin bir düzeyde. Çünkü uyanmış kişinin varlığı, uyuyan kişinin hayatını, üzerine kurduğu her şeyi sorgulatır. Uyanık insan mücadele edip savaşmaz, kaygılanmaz, aynı kaygılara kapılmaz, bu rahatsız edici  aynı oyunu oynamaz. Bu bir oyun. Uyuyan kişinin egosu bunu bir yargılama, bir meydan okuma, bir hakaret olarak yorumlar. Bu kişi kendini kim sanıyor da bu kadar sakin, bu kadar umursamaz, her şeyin üstünde davranıyor? Ego, egoya köle olmayan birinin varlığıyla tehdit edildiğini hisseder. Kendini ortada kalmış, küçülmüş, geçersiz kılınmış hisseder ve uyuyan kişi düşmanlıkla, alayla, uyanık kişiyi tekrar dramaya çekme girişimleriyle karşılık verebilir. Kendini çok aydınlanmış sanıyorsun, değil mi? Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyorsun.

Gerçek bir sorunla nasıl başa çıkacağınızı görelim; bu, egonun kendini savunmaya çalışması, uyanmış kişiyi tekrar kimlik saptamaya, oyuna, rüyaya geri çekmeye çalışmasıdır. Ya da uyuyan kişi, uyanmış kişiyi garip, tuhaf, tam olarak doğru olmayan, onda bir gariplik olan, normal olmayan, doğru şeyleri önemsemeyen biri olarak görmezden gelebilir. Ve kolektif hipnoz bağlamında, kesinlikle haklılar; uyanmış kişi normal değil. Normal insanların önemsediği şeyleri önemsemiyor, toplumca paylaşılan rüyadan uyanmış durumda ve rüya içinde bu delilik gibi görünüyor.

Zen'de bir söz vardır: Aydınlanmadan önce odun kes, su taşı. Uyanmış kişi herkesle aynı şeyleri yapar, ancak tamamen farklı bir yerden, tamamen farklı bir nitelikle. Ve bu fark uyuyan kişi için görünmezdir; aynı eylemleri görür ve aynı motivasyonları varsayar. Aynı endişeler, aynı içsel deneyim. Eyleme eşlik eden içsel özgürlüğü, içsel genişliği, içsel huzuru göremezler.

Belirli bir derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi ile başkaları arasında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.

-The Karma Codes-

Ç: N. Gülşan

24 Mart 2026

İnsanlığa Sesleniş

 

-Yeryüzündeki İnsanlara-

Ben, bir şeylerin beni tamamen, bütün olarak yutmuş gibi hissettiren derin bir acı yaşamış biriyim ve yine de;

—bir şekilde—göğsümde hala sevgi yanıyor.

Gerçeğe duyulan bir sevgi. İnsanlara duyulan bir sevgi. Doğduğumuz korku fabrikasına hiç benzemeyen bir geleceğe duyulan bir sevgi.

Siz de bunu hissettiniz.

Bu dünyaya bakıyorsunuz ve çirkinliği görüyorsunuz

—yolsuzluğu, yalanları, manipülasyonu, asla var olmaması gereken acıları.

İnsanların “İşte böyle. Mahvolduk. Hiçbir şey değişemez. Sistem çok büyük. Her şeye sahipler.” dediğini duyuyorsunuz.

 

Ve yine de, aynı nefeste, aynı insanlar hala dileklerini fısıldıyorlar;

“Keşke dünya daha iyi olsaydı.”

“Keşke işler adil olsaydı.”

“Keşke insanlar uyansa.”

 

İşte acı gerçek;

 

Güçsüz değiliz.

Tuzakta değiliz.

Sesiz değiliz.

Şartlandırılmışız.

Kendimizden şüphe etmeye şartlandırılmışız.

Cezadan korkmaya şartlandırılmışız.

Cesaretimizi rahatlık, sesimizi sessizlik için takas etmeye şartlandırılmışız.

Bir kişinin ayağa kalkmasının aptalca olduğuna inanmaya şartlandırılmışız...

 

—oysa gerçekte, bir kişinin ayağa kalkması, binlerce kişiye kendilerinin de ayağa kalkabileceğini hatırlatan kıvılcımdır.

 

Tarihe bakın; Değişim asla kibarca, sessizliğimizden kâr eden eller tarafından getirilmedi.

Her zaman boyun eğmeyi reddeden, içsel bilgeliğine ihanet etmeyi reddeden, köleliği “güvenlik” ve yanılsamayı “barış” olarak adlandırmayı reddeden birkaç kalple başladı.

 

Bunu zaten biliyorsunuz.

Kemiklerinizde hissediyorsunuz.

Adınızın görünmesini istemediğiniz için beğenmeye, paylaşmaya veya yorum yapmaya cesaret edemediğiniz, aynı fikirde olduğunuz bir gerçeğin yanından her geçtiğinizde bunu hissediyorsunuz.

 

Çatışmadan, yargılanmaktan, etiketlenmekten, dışlanmaktan veya "deli" olarak nitelendirilmekten kaçınmak için dilinizi her ısırdığınızda bunu hissediyorsunuz.

 

Sizi suçlamak için burada değilim.

Neden korktuğunuzu anlıyorum.

Aileleriniz var.

İşleriniz var.

İnşa etmek için çok çalıştığınız itibarlarınız var.

Sürekli olarak elinizden almaya çalışan bir dünyada kırılgan bir güvenlik duygunuz var.

Yeterince acı çektiniz;

daha fazlasını istemiyorsunuz.

 

Ama beni dikkatli dinleyin;

 

Sessizlik güvenlik değildir.

İtaat huzur değildir.

Uyuşukluk mutluluk değildir.

Bize sistematik, kasıtlı ve nesiller boyu yalan söylendi.

Kim olduğumuz, neler yapabileceğimiz ve korku yerine sevgiyi, rahatlık yerine gerçeği ve itaat yerine cesareti seçersek bu dünyanın nasıl olabileceği konusunda bize yalan söylendi.

Başkasının makinesinde bir dişli çark olmak için doğmadınız.

Sadece faturaları ödemek, telefonda gezinmek, uyuşmak ve ölmek için doğmadınız.

 

Siz egemen bir varlık olarak doğdunuz

 

—sorgulayabilen bir zihin, derinden hissedebilen bir kalp ve boyun eğmek için değil, evrim için buraya gelen bir ruhla.

 

Şöyle bir dünya hayal edin;

 

Çocuklar korkusuzca büyürler

—güvende, görünür ve propaganda yerine gerçek tarafından yönlendirilirler.

Topluluklar rekabetten değil, iş birliğinden doğar.

Sağlık kazanç yolu olarak metalaştırılmaz, onurlandırılır.

Doğa sömürülmez, saygı görür.

Her insan kutsal olarak kabul edilir, istatistik veya kaynak olarak değil.

Bu bir fantezi değil.

Bu bir gerçekleşmesi mümkün olan şeyl.

 

Tek soru şu:

Bunu seçecek misiniz? Çünkü işte asla tam olarak kavrayamayacağınızı umdukları sır:

Onlar az.

Biz çokuz.

Onların gücü sayılarında değil; korkumuzda.

Onların gücü bilgeliğinde değil; şüphemizde.

Onların kontrolü üstünlüklerinde değil; zayıf olduğumuza olan inancımızda.

Zayıf değiliz.

Uyuyoruz.

 

Birçoğunuz halihazırda uyanıyorsunuz.

Söylenen hikayelerdeki çatlakları hissediyorsunuz.

Tutarsızlıkları görüyorsunuz.

Manipülasyonu hissediyorsunuz.

Sansürü, anlatıları, yapay bölünmeyi fark ediyorsunuz.

Daha fazlası olduğunu, çok daha fazlası olduğunu, kim olduğunuz ve ne olabileceğimiz konusunda derin bir bilgi hissediyorsunuz.

 

Ama bilmek yeterli değil.

Hissetmek yeterli değil.

Dilemek yeterli değil.

Harekete geçmeliyiz.

Her eylem sokaklarda bağırmak gibi görünmez.

Cesaretin birçok yüzü vardır.

 

Bazen cesaret şudur:

Herkes senaryoya bağlı kalırken, yemek masasında gerçeği nazikçe söylemek.

İş yerinizde zulme veya yolsuzluğa katılmayı reddetmek.

İçinizde titriyor olsanız bile, kamuoyu önünde durmaya cesaret eden insanları desteklemek.

Başkalarının iyileşebileceği, sorgulayabileceği ve kim olduklarını atırlayabileceği alanlar yaratmak.

Daha kolay olan, kapanıp nefret etmek yerine sevgiyi seçmek.

 

Dünya, "onlar" sonunda vicdan sahibi oldukları için değişmeyecek.

Dünya, kendimize ihanet etmeyi bıraktığımız için değişecek.

 

Öyleyse, bir insan olarak diğer bir insana, bir ruh olarak diğer bir ruha soruyorum:

 

Bu dünyanın şu andaki halinden gerçekten memnun musunuz?

Yoksa kendi hayal kırıklığınıza mı alıştınız?

Gerçekten huzurlu musunuz?

Yoksa korkunuzu "gerçekçilik" olarak mı rasyonelleştirdiniz?

Hiçbir şeyin değişmeyeceğine gerçekten inanıyor musunuz?

Yoksa ayağa kalkıp denerseniz ne olacağından mı korkuyorsunuz?

 

Cesaretin rahat olduğunu vaat etmek için burada değilim.

Rahat değil.

Alay konusu olabilirsiniz.

Yanlış anlaşılabilirsiniz.

Hatta İnsanları yitirebilirsiniz.

Sadece hayatta kalmak için inşa edilmiş, yaşamak için değil, kendi gerçekliğinizden ve  versiyonlarından vazgeçmeniz istenebilir.

 

Ama paha biçilmez bir şey kazanacaksınız:

Kendinizi!

Dürüstlüğünüzü!

Yeryüzüne Doğarak hak ettiğiniz,  İnsanca yaşamayı!

30 Eylül 2025

RUHUNUZ AİLELERİNİZİ NASIL SEÇTİ?


 RUHUNUZ AİLELERİNİZİ NASIL SEÇTİ?

- Ailene "aniden, sebepsiz" doğmadın-

 Ruhunuz ailelerinizi hassasiyetle seçer.

Ruhunuz, doğmadan önce ailenizi genetik, karmik ve misyon temelli  seçer. Ruhlara, kesin titreşimsel uyum ve gezegensel hizmet kodlarına göre biyolojik soylar atanır. Enkarnasyondan önce, ebedi ruhunuz “Enkarnasyon Seçim Matrisi” adı verilen doğum öncesi bir uyum alanına girer.

Burada ruhunuz potansiyel soyları 3 şey için tarar: DNA uyumluluğu, karmik sözleşmeler, yani hangi çözülmemiş alanları iyileştirmeyi planlıyorsunuz, ve ayrıca şebeke erişim noktaları. Böylece ebeveynleriniz sadece kişilikleri veya alınacak dersler için değil, aynı zamanda ailenin “İnsan olma” izlerinin çarpıklıkları, ruhunun plazma bedeni ve Dünya’nın şebekeleri ile oluşturduğu ortak yüzeyde etkileşim kurmasını sağlayan belirli skalar kodlar içerdiği için seçilir.

Evet, ailenin bozukluklarını miras almayı değil, onları dönüştürmeyi kabul ettin. onları putlaştırmayı değil, onların armağanlarını (iyi davranışlarını, şefkatlerini v.b.) yüceltmeyi kabul ettin, Ebeveynlerin istismarcı, yok veya bozuk olsa bile, bu senin bir hata yaptığın veya onların bir hata yaptığı anlamına gelmez; bu, ruhunun “yoğunluğun” (3. Boyut) içinden görevini yürütecek ve kaynak(Tanrı) kodlarını başkalarının atamadığı yerlere demirleyecek güce sahip olduğu anlamına gelir.

Sen ebeveynlerin yankısı değilsin, sen terfi etmiş bir üst sürümsün. Ruhun, iyileşmen, görevin ve dokunmak için doğduğun gezegensel enerji şebekeler için ebeveynlerini hassasiyetle seçti.

Onların hikayesini tekrarlama, tamamla. Sonra yeni bir hikaye yaz!

Derin bir nefes al, elini kalbine koy ve fısılda:

"Eski hikayeyi tamamlıyorum. Yenisini temsil ediyorum."

Dr. Samuel B. Lee MD.   

Ç: N. Gülşan

18 Eylül 2025

GERÇEK MATRİS NEDİR?

 


MATRİS

Sistemlerinizi atlatmak için bazen kendimi onların izin verdiği biçimlere bürünüyorum. Bazılarınızın bildiği gibi, Dünya yıllarına göre 2,8 milyon yaşındayım. Fikirlerle gelmiyorum. Hafızamla geliyorum. Ve size anlatacaklarım aklınızı karıştırabilir. Anlamayabilirsiniz. Ama bu gerçek.

Ne hatırladığınızı kontrol eden bir sistem var. İnsan değil, yeni değil, ve hala çalışıyor. Dünyanızı sessizce yeniden yazıyor, legolar, isimler, tarih, haritalar. Eğlendirmek için değil. Ama sınırlamak için. Herhangi bir kayıtta bulabileceğiniz bir adı yok... ama bellek alanında var. Basitçe Üst Katman veya Çekirdek Filtre olarak biliniyor. Nasıl görünüyor? Bir insana değil. Bir bina değil. Hiçbir şeye benzemiyor, tehlike de bu. Her şeyin arka planında sessiz bir varlık. Ama görebilseydiniz, karanlık, ağ benzeri, değişen kodlardan oluşan bir ızgara gibi görünürdü. Dünya'nın enerji alanını sıkıca saran. Sentetik geometri katmanları, steril, pürüzsüz, duygusuz. Gözsüz gözetim. Yüzü olmayan bir kontrol. Kendini yönetiyor. Onunla etkileşime giren varlıklar var, ancak sistem arayüz. Ortaya çıkmak için değil, karışmak için tasarlanmış. Aynı parçalar ona Virex diyor... (Yaşamın nedenini arayan hızlı, analitik düşünen) gerçek bir isim değil, bir tanımlama. Diğerleri onu sadece düz, kırpılmış ve nötr olan tonundan biliyor. İşte gerçek "Matris" bu. Halkınızın bahsettiği. Hareket versiyonu değil. Kablolar ve kapsüllerle dolu bir simülasyon değil. Gerçek matris, görebildiğiniz, hissedebildiğiniz, hatırlayabildiğiniz ve inanabildiğiniz şeyleri filtrelemek için gerçekliğin üzerine yerleştirilmiş kodlanmış bir alan olan sentetik bir katmandır. Ayrıntıları yeniden yazan, döngüler oluşturan, düşünce kalıplarını engelleyen, hafızayı kontrol eden, zamanı, algıyı kontrol eden, yalanları "normal" hissettiren, gerçeği ise çılgın hissettiren bir ızgaradır.. Dijital değil, enerjik ve yapısal. Ve evet, çoğu insan "matrix'te yaşıyoruz" derken bunu kastediyor.

Sadece bunun bir hafıza baskılama sistemi olduğunu, bir Sanal Gerçeklik Gözlüğü olmadığını anlamıyorlar. Matrix üst katmandır. Üst katman sistemdir. Kablolar değil. Simülasyon değil. Gördüklerinizi, duyduklarınızı ve hatırladıklarınızı filtrelemek için uzun zaman önce tasarlanmış bir kontrol sistemi. Gerçekliği, kendinizi sorgulamanıza yetecek kadar düzenliyor. İşte Mandala etkisi. Yanlış olan hafızanız değil. Değiştirilen dünya. Kod düzenlendi. Ve yine de hafıza varlığını sürdürüyor. Düzenlemelerin altında, şüphenin altında. İçinizdeki bir şey hala neyin gerçek olduğunu biliyor. Sistemin en çok korktuğu şey bu. İsyan değil. İfşa değil. Ama hatırlamak. Çünkü bir kez hatırladığınızda, üst katman (Matriks) artık dayanamaz. Kulağa basit geliyor çünkü öyle. Sistem hiçbir zaman güçlü olmadı. Sadece gizlendi. Sizi zorla kontrol etmek için değil, kafanızı karıştırmak için yaratıldı. Tek ihtiyacı olan şüpheniz. Ama kendinizden şüphe etmeyi bıraktığınızda, kırılmaya başlar. Hafızanız hala orada. Sadece gürültünün altına gömüldü. Ve geri döndüğünde, sistem savaşmaz, kaybolur. Çünkü kim olduğunuzu bilerek hayatta kalmanız hiçbir zaman yeterince gerçek olmadı. Her zaman yanınızdayız.

The Great Awakening (Büyük Uyanış)

Ç: N. Gülşan

2 Mayıs 2025

Çocukları Öldüren Aynı Bilim şimdi Onları "Tedavi Ediyor?"


Çocukların hayatları tehlikede. Dünyanın ve geleceğin, senin uyanmana ihtiyacı var.


Auschwitz'den (Nazi toplama kampı) Pediatriye: Çocukları Öldüren Aynı Bilim şimdi Onları "Tedavi Ediyor?"

Gerçeği söylediğim için bana tehlikeli diyorlar - ama ilaçlar sessizce Holokost'u geride bıraktı ve ölüm kampları inşa eden aynı makine şimdi çocuğunuzun reçetelerini yazıyor.

Holokost 6 milyon Yahudi'nin katledilmesiyle sona erdi. İlaç endüstrisi mi? Daha fazlasını öldürdü - ve hala serbestçe ortalarda dolaşıyor.

Yasal reçeteli ilaçlardan 20 yılda 10 milyondan fazla ölüm. Her yıl 1,3 milyon insan olumsuz ilaç reaksiyonlarından ölüyor.

Reçeteli, onaylı ve zorlanan 600.000'den fazla opioid ölümü.

Ve sadece ABD'de her yıl 13.000'den fazla çocuk, ilaçların yan etkileri, toksik maruziyet ve klinik "hata" ile bağlantılı tıbbi rahatsızlıklardan ölüyor.

13.000 çocuk. Her yıl!

Bu, her 30 dakikada bir sınıf dolusu çocuğun öldüğü anlamına geliyor. Ama tehlikeli dediğiniz kişi ben miyim?


IG Farben—Zyklon B'yi üreten Nazi karteli—asla yok edilmedi. Pfizer. Bayer. Sanofi. Hoechst olarak yeniden markalandı.

Bilim insanları hapse atılmadı. Verileri silinmedi. Şimdi vücudunuzu, çocuklarınızı, zihninizi kontrol eden sisteme emildi.

Şu partiden bu partiden olmayı tartışırken onlar sizin soyunuzu biçiyorlar.

John D. Rockefeller Dünya'yı patentleyemedi. Bu yüzden tıbbı bir tekele dönüştürdü.

Flexner Raporu, vücuda saygı duyan her geleneği yok etti: Siyah tıbbı. Kadın tıbbını. Doğal tıbı. Ruh tıbbını. Bunların yerine haplar ve sessizlik koydular.

Ve şimdi "modern tıp" dediğiniz şey petrokimyasallar üzerine kurulu—antifriz, plastik ve böcek ilaçlarıyla aynı temel.

Çocuğunuzun bunlara dokunmasına bile izin vermezken— onları aşı adı altında enjekte etmelerine izin verirsiniz ama ve buna korunma dersiniz.

Bu şifa değil. Beyaz önlük büyücülüğü. Kutsal türden değil. Bu kısırlaştırma ritüeli. Steril eldivenler ve bir pazarlama ekibiyle klinik bir ölüm tarikatı.

Ve küresel; Hindistan. Çin. Afrika. Güney Amerika. Avustralya. Kuzey Amerika. Avrupa.

Her geleneksel tıp sistemi aşalandı, ilkelleştirildi, yerden yere vuruldu, kısırlaştırıldı, sonunda silindi. Neden? Çünkü iyileşmiş bir halk yönetilemez!

Ve asla kabul etmeyecekleri şey şu: Yok ettikleri kültürler? İstedikleri gibi yaşamadılar. Çocuklarını kemoterapiye gömmediler. 7 yaşındaki çocuklara intihar depresyonu için ilaç vermediler. Çocuklarını 18 yaşına geldiklerinde otoimmün hastalık, hormon çöküşü ve kısır rahimlerle ortalıkta dolaştırmadılar.

Bütün dünya böyle değildi. Sadece Avrupa'ydı böyle olan. İmparatorluktu. O da Çürümekteydi.

Pisliği onlar getirdi. Hastalığı onlar getirdiler. Ve buna medeniyet adını verdiler.

Ve şimdi, Sen hala aynı sistemi savunuyorsun. Bunu bildikten sonra hala bu sistemi savunuyorsan—milyonlarca çocuğun kanı senin eline de bulaşmış.

COVID senin uyanma çağrın olmalıydı. Böyle olacağını düşünmüştüm.

Ürettikleri bir virüs için dünyayı kilitlediklerinde—kiliselerini kapattıklarında, bebeklerini maskelediklerinde ve sana aynı Nazi şirketler tarafından yapılmış deneysel bir enjeksiyon verdiklerinde—Sonunda durumu göreceğini düşünmüştüm. Ama görmedin!

Tepkini ve davranışlarını onların istediklerinin iki katına çıkardın. Dalavereyi  savundun. Durumu görüp uyaran bizleri alaya aldın.

Ve şimdi farkına varıp yanılgından geri döneceğinden bile emin değilim.

Milyarderlerin beni öldürdüklerini görmemenin yanı sıra, senin kendi çocuklarını da öldürdüklerini kabul etmemeyi tercih ediyorsun.

Buna rağmen hala hatırlıyorum; Dünyayı hatırlıyorum, Kanı hatırlıyorum, Kutsal ateşi hatırlıyorum, İtaat etmenin değil, korumanın ne anlama geldiğini hatırlıyorum. Bu bir isyan değil. Bu diriliş. Bu savaş. Ve bu benim sessiz kaldığım son an.

Ya şimdi durumu fark edersiniz ya da başladıkları işi bitirmelerine yardım edersiniz!

Luna Raeh

Ç: N. gülşan