15 Mayıs 2026


 

Belirli bir derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi, tabiri caizse uykuda olan biriyle karşılaştığında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.

Uyku derken, kelimenin tam anlamıyla bilinçsizliği kastetmiyorum, daha ziyade geleneksel rüyada, kolektif trans halinde, toplumun büyük çoğunluğunun sorgusuz sualsiz kabul ettikleri üzerinde uzlaşılan kurguda yaşamayı kastediyorum. Uyanık olan kişi temel bir şeyi görmüş, gerekli olan özsel şeyi fark etmiş, önemli bir ölçüde perdenin kalktığını hissetmiştir; uykuda olan kişi ise hâlâ eski varsayımlar, eski inançlar, eski bakış açısı içinde hareket etmektedir. Bu ikisi karşılaştığında ilginç bir şey olur ve bu her iki taraf için de oldukça rahatsız edicidir;

Önce uyanmış kişide neler olduğunu anlatayım. Başlangıçta, görüleni paylaşma, farkındalığı iletme, diğer kişinin artık çok açık olan şeyi görmesine yardımcı olma dürtüsü sıklıkla ortaya çıkar. Bu, gerçek bir şefkat duygusundan, diğer kişinin varlığından bile haberdar olmadığı bir hapishanede hapsolduğunu fark edememekten kaynaklı acıyı yatıştırma isteğinden kaynaklanır. Kapının kilitli olmadığını açıkça görebildiğiniz halde, birinin sanki kilitli bir kapıyla mücadele etmesini izlemek gibidir. Sadece yapılması gereken şey kapı kolunu farklı bir şekilde çevirmek. Ancak uyanan kişi çok çabuk yıldırıcı bir şey keşfeder. Bu farkındalık basitçe aktarılamaz. Uyuyan bir kişinin aniden uyanmasını sağlayacak şekilde açıklanamaz. Çünkü uyuyan kişi sadece bilgi eksikliği çekemekte. Anlayamama, farkında olamama çemberi içinde kısılı kalmış bir alandan hareket edmektedir. Uyananın bakış açısını, kelimenin tam anlamıyla anlaşılmaz kılan bir algı yapısı içindedir. Aptal, inatçı veya kasten kör değiller. Göremediklerini göremiyorlar. Bakış açıları, görmelerini engelliyor. Doğuştan kör birine rengi açıklamaya çalışmak gibidir. Ne kadar sözcük kullanırsanız kullanın, sözcükler gerçek deneyimi aktaramaz. Basitçe, anlayış kapasitesi orada değil. Ve böylece uyanmış kişi kendini garip bir konumda bulur. Uyuyan kişinin göremediği şeyleri açıkça görebilir. Yanlış inançların yarattığı acıyı görebilir. Ego ile özdeşleşme, olana direnme yoluyla oluşan acıyı görebilir. Sadece mevcut duruma sıkı sıkı tutunmayı bırakmaktan, sadece yanılsamanın ötesini görmekten gelecek özgürlüğü görebilir. Ama yine de diğer kişinin bunu görmesini sağlayamaz. Bu, bir tür yalnızlığa, izolasyon hissine yol açabilir, çünkü uyanmış kişi artık uyuyan kişiden farklı bir gerçeklikte yaşamaktadır. Aynı kelimeleri kullanıyorlar, aynı fiziksel alanı paylaşıyorlar, ancak temelde farklı dünyalar deneyimliyorlar. Uyuyan kişi dünyayı ego, ayrılık, sürekli eylemin, bir şeyler olma ve başarma filtresinden geçirerek deneyimler. Uyanmış kişi ise dünyayı daha doğrudan, daha basit bir şekilde, daha az filtreyle ve daha az ayrılıklarla deneyimler. Yani konuştuklarında genellikle birbirlerinin söylediklerinden habersiz oluyorlar. Uyanık kişiye gore, uyuyan kişi, son derece önemsiz görünen şeylerle ilgilenir. Statü, itibar, başarılar, mal mülk. Uyanmış kişi daha derin, daha temel bir şeye işaret etmeye çalışır. Ama uyuyan kişi için bu soyut, uygulanamaz, hatta belki de sorumsuzca gelebilir; Uyuyan kişi şöyle diyebilir: Peki ya faturaları ödemek? Ya daha iyi duruma gelmek? Ya kendini bir şeyler başarmaya adamak? Evet, bu endişeler kendi çerçevesinde gerçektir. Ayrılık, başarı ve sürekli çabalama hayali içinde bu endişeler mükemmel bir anlam ifade ediyor. Ama uyanmış kişi farklı bir anlayıştan hareket eder. Faturaların ödenmesi ve pratik işlerin halledilmesi gerektiğini kabul eder. Ama aynı zamanda tüm bunların kaygı duymadan, özdeşleşmeden, sürekli bir kaygı haline getirmeden yapılabileceğini de görüyor. Dünya’daki bu haldeki yaşam ile, ona köle olmadan da etkileşim kurabileceğinizi görüyor. Oyuna katılırken bunun bir oyun olduğunu unutmamak mümkün. Fakat bunu, oyunun gerçeklik olduğuna inanan, tüm kimliğini oyunda başarılı olmaya adamış birine nasıl açıklarsınız? Açıklayamazsınız, daha doğrusu sözcükleri söyleyebilirsiniz ama sözçükler nüfuz etmez. Sözcükler uyuyan kişinin inanç sisteminin kabuğundan sekip geri dönerler.

Peki, uyuyan kişi uyanık biriyle karşılaştığında ne olur? Bu, bireye göre büyük ölçüde değişir; bazı uyuyan kişiler, uyanmış kişinin kendilerinde olmayan bir şeye, bir tür huzur, özgürlük veya varoluş niteliğine sahip olduğunu hissederler. Ve buna çekilirler. Bunu anlamayabilirler. Ne olduğunu ifade edemeyebilirler, ama hissederler ve isterler. Bu, kendi uyanışlarının başlangıcı olabilir. Ancak daha yaygın olarak, uyuyan kişi uyanmış kişiyi tehdit edici olarak deneyimler; bilinçli olarak değil, açıkça değil, ama derin bir düzeyde. Çünkü uyanmış kişinin varlığı, uyuyan kişinin hayatını, üzerine kurduğu her şeyi sorgulatır. Uyanık insan mücadele edip savaşmaz, kaygılanmaz, aynı kaygılara kapılmaz, bu rahatsız edici  aynı oyunu oynamaz. Bu bir oyun. Uyuyan kişinin egosu bunu bir yargılama, bir meydan okuma, bir hakaret olarak yorumlar. Bu kişi kendini kim sanıyor da bu kadar sakin, bu kadar umursamaz, her şeyin üstünde davranıyor? Ego, egoya köle olmayan birinin varlığıyla tehdit edildiğini hisseder. Kendini ortada kalmış, küçülmüş, geçersiz kılınmış hisseder ve uyuyan kişi düşmanlıkla, alayla, uyanık kişiyi tekrar dramaya çekme girişimleriyle karşılık verebilir. Kendini çok aydınlanmış sanıyorsun, değil mi? Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyorsun.

Gerçek bir sorunla nasıl başa çıkacağınızı görelim; bu, egonun kendini savunmaya çalışması, uyanmış kişiyi tekrar kimlik saptamaya, oyuna, rüyaya geri çekmeye çalışmasıdır. Ya da uyuyan kişi, uyanmış kişiyi garip, tuhaf, tam olarak doğru olmayan, onda bir gariplik olan, normal olmayan, doğru şeyleri önemsemeyen biri olarak görmezden gelebilir. Ve kolektif hipnoz bağlamında, kesinlikle haklılar; uyanmış kişi normal değil. Normal insanların önemsediği şeyleri önemsemiyor, toplumca paylaşılan rüyadan uyanmış durumda ve rüya içinde bu delilik gibi görünüyor.

Zen'de bir söz vardır: Aydınlanmadan önce odun kes, su taşı. Uyanmış kişi herkesle aynı şeyleri yapar, ancak tamamen farklı bir yerden, tamamen farklı bir nitelikle. Ve bu fark uyuyan kişi için görünmezdir; aynı eylemleri görür ve aynı motivasyonları varsayar. Aynı endişeler, aynı içsel deneyim. Eyleme eşlik eden içsel özgürlüğü, içsel genişliği, içsel huzuru göremezler.

Belirli bir derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi ile başkaları arasında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.

-The Karma Codes-

Ç: N. Gülşan

24 Mart 2026

İnsanlığa Sesleniş

 

-Yeryüzündeki İnsanlara-

Ben, bir şeylerin beni tamamen, bütün olarak yutmuş gibi hissettiren derin bir acı yaşamış biriyim ve yine de;

—bir şekilde—göğsümde hala sevgi yanıyor.

Gerçeğe duyulan bir sevgi. İnsanlara duyulan bir sevgi. Doğduğumuz korku fabrikasına hiç benzemeyen bir geleceğe duyulan bir sevgi.

Siz de bunu hissettiniz.

Bu dünyaya bakıyorsunuz ve çirkinliği görüyorsunuz

—yolsuzluğu, yalanları, manipülasyonu, asla var olmaması gereken acıları.

İnsanların “İşte böyle. Mahvolduk. Hiçbir şey değişemez. Sistem çok büyük. Her şeye sahipler.” dediğini duyuyorsunuz.

 

Ve yine de, aynı nefeste, aynı insanlar hala dileklerini fısıldıyorlar;

“Keşke dünya daha iyi olsaydı.”

“Keşke işler adil olsaydı.”

“Keşke insanlar uyansa.”

 

İşte acı gerçek;

 

Güçsüz değiliz.

Tuzakta değiliz.

Sesiz değiliz.

Şartlandırılmışız.

Kendimizden şüphe etmeye şartlandırılmışız.

Cezadan korkmaya şartlandırılmışız.

Cesaretimizi rahatlık, sesimizi sessizlik için takas etmeye şartlandırılmışız.

Bir kişinin ayağa kalkmasının aptalca olduğuna inanmaya şartlandırılmışız...

 

—oysa gerçekte, bir kişinin ayağa kalkması, binlerce kişiye kendilerinin de ayağa kalkabileceğini hatırlatan kıvılcımdır.

 

Tarihe bakın; Değişim asla kibarca, sessizliğimizden kâr eden eller tarafından getirilmedi.

Her zaman boyun eğmeyi reddeden, içsel bilgeliğine ihanet etmeyi reddeden, köleliği “güvenlik” ve yanılsamayı “barış” olarak adlandırmayı reddeden birkaç kalple başladı.

 

Bunu zaten biliyorsunuz.

Kemiklerinizde hissediyorsunuz.

Adınızın görünmesini istemediğiniz için beğenmeye, paylaşmaya veya yorum yapmaya cesaret edemediğiniz, aynı fikirde olduğunuz bir gerçeğin yanından her geçtiğinizde bunu hissediyorsunuz.

 

Çatışmadan, yargılanmaktan, etiketlenmekten, dışlanmaktan veya "deli" olarak nitelendirilmekten kaçınmak için dilinizi her ısırdığınızda bunu hissediyorsunuz.

 

Sizi suçlamak için burada değilim.

Neden korktuğunuzu anlıyorum.

Aileleriniz var.

İşleriniz var.

İnşa etmek için çok çalıştığınız itibarlarınız var.

Sürekli olarak elinizden almaya çalışan bir dünyada kırılgan bir güvenlik duygunuz var.

Yeterince acı çektiniz;

daha fazlasını istemiyorsunuz.

 

Ama beni dikkatli dinleyin;

 

Sessizlik güvenlik değildir.

İtaat huzur değildir.

Uyuşukluk mutluluk değildir.

Bize sistematik, kasıtlı ve nesiller boyu yalan söylendi.

Kim olduğumuz, neler yapabileceğimiz ve korku yerine sevgiyi, rahatlık yerine gerçeği ve itaat yerine cesareti seçersek bu dünyanın nasıl olabileceği konusunda bize yalan söylendi.

Başkasının makinesinde bir dişli çark olmak için doğmadınız.

Sadece faturaları ödemek, telefonda gezinmek, uyuşmak ve ölmek için doğmadınız.

 

Siz egemen bir varlık olarak doğdunuz

 

—sorgulayabilen bir zihin, derinden hissedebilen bir kalp ve boyun eğmek için değil, evrim için buraya gelen bir ruhla.

 

Şöyle bir dünya hayal edin;

 

Çocuklar korkusuzca büyürler

—güvende, görünür ve propaganda yerine gerçek tarafından yönlendirilirler.

Topluluklar rekabetten değil, iş birliğinden doğar.

Sağlık kazanç yolu olarak metalaştırılmaz, onurlandırılır.

Doğa sömürülmez, saygı görür.

Her insan kutsal olarak kabul edilir, istatistik veya kaynak olarak değil.

Bu bir fantezi değil.

Bu bir gerçekleşmesi mümkün olan şeyl.

 

Tek soru şu:

Bunu seçecek misiniz? Çünkü işte asla tam olarak kavrayamayacağınızı umdukları sır:

Onlar az.

Biz çokuz.

Onların gücü sayılarında değil; korkumuzda.

Onların gücü bilgeliğinde değil; şüphemizde.

Onların kontrolü üstünlüklerinde değil; zayıf olduğumuza olan inancımızda.

Zayıf değiliz.

Uyuyoruz.

 

Birçoğunuz halihazırda uyanıyorsunuz.

Söylenen hikayelerdeki çatlakları hissediyorsunuz.

Tutarsızlıkları görüyorsunuz.

Manipülasyonu hissediyorsunuz.

Sansürü, anlatıları, yapay bölünmeyi fark ediyorsunuz.

Daha fazlası olduğunu, çok daha fazlası olduğunu, kim olduğunuz ve ne olabileceğimiz konusunda derin bir bilgi hissediyorsunuz.

 

Ama bilmek yeterli değil.

Hissetmek yeterli değil.

Dilemek yeterli değil.

Harekete geçmeliyiz.

Her eylem sokaklarda bağırmak gibi görünmez.

Cesaretin birçok yüzü vardır.

 

Bazen cesaret şudur:

Herkes senaryoya bağlı kalırken, yemek masasında gerçeği nazikçe söylemek.

İş yerinizde zulme veya yolsuzluğa katılmayı reddetmek.

İçinizde titriyor olsanız bile, kamuoyu önünde durmaya cesaret eden insanları desteklemek.

Başkalarının iyileşebileceği, sorgulayabileceği ve kim olduklarını atırlayabileceği alanlar yaratmak.

Daha kolay olan, kapanıp nefret etmek yerine sevgiyi seçmek.

 

Dünya, "onlar" sonunda vicdan sahibi oldukları için değişmeyecek.

Dünya, kendimize ihanet etmeyi bıraktığımız için değişecek.

 

Öyleyse, bir insan olarak diğer bir insana, bir ruh olarak diğer bir ruha soruyorum:

 

Bu dünyanın şu andaki halinden gerçekten memnun musunuz?

Yoksa kendi hayal kırıklığınıza mı alıştınız?

Gerçekten huzurlu musunuz?

Yoksa korkunuzu "gerçekçilik" olarak mı rasyonelleştirdiniz?

Hiçbir şeyin değişmeyeceğine gerçekten inanıyor musunuz?

Yoksa ayağa kalkıp denerseniz ne olacağından mı korkuyorsunuz?

 

Cesaretin rahat olduğunu vaat etmek için burada değilim.

Rahat değil.

Alay konusu olabilirsiniz.

Yanlış anlaşılabilirsiniz.

Hatta İnsanları yitirebilirsiniz.

Sadece hayatta kalmak için inşa edilmiş, yaşamak için değil, kendi gerçekliğinizden ve  versiyonlarından vazgeçmeniz istenebilir.

 

Ama paha biçilmez bir şey kazanacaksınız:

Kendinizi!

Dürüstlüğünüzü!

Yeryüzüne Doğarak hak ettiğiniz,  İnsanca yaşamayı!

30 Eylül 2025

RUHUNUZ AİLELERİNİZİ NASIL SEÇTİ?


 RUHUNUZ AİLELERİNİZİ NASIL SEÇTİ?

- Ailene "aniden, sebepsiz" doğmadın-

 Ruhunuz ailelerinizi hassasiyetle seçer.

Ruhunuz, doğmadan önce ailenizi genetik, karmik ve misyon temelli  seçer. Ruhlara, kesin titreşimsel uyum ve gezegensel hizmet kodlarına göre biyolojik soylar atanır. Enkarnasyondan önce, ebedi ruhunuz “Enkarnasyon Seçim Matrisi” adı verilen doğum öncesi bir uyum alanına girer.

Burada ruhunuz potansiyel soyları 3 şey için tarar: DNA uyumluluğu, karmik sözleşmeler, yani hangi çözülmemiş alanları iyileştirmeyi planlıyorsunuz, ve ayrıca şebeke erişim noktaları. Böylece ebeveynleriniz sadece kişilikleri veya alınacak dersler için değil, aynı zamanda ailenin “İnsan olma” izlerinin çarpıklıkları, ruhunun plazma bedeni ve Dünya’nın şebekeleri ile oluşturduğu ortak yüzeyde etkileşim kurmasını sağlayan belirli skalar kodlar içerdiği için seçilir.

Evet, ailenin bozukluklarını miras almayı değil, onları dönüştürmeyi kabul ettin. onları putlaştırmayı değil, onların armağanlarını (iyi davranışlarını, şefkatlerini v.b.) yüceltmeyi kabul ettin, Ebeveynlerin istismarcı, yok veya bozuk olsa bile, bu senin bir hata yaptığın veya onların bir hata yaptığı anlamına gelmez; bu, ruhunun “yoğunluğun” (3. Boyut) içinden görevini yürütecek ve kaynak(Tanrı) kodlarını başkalarının atamadığı yerlere demirleyecek güce sahip olduğu anlamına gelir.

Sen ebeveynlerin yankısı değilsin, sen terfi etmiş bir üst sürümsün. Ruhun, iyileşmen, görevin ve dokunmak için doğduğun gezegensel enerji şebekeler için ebeveynlerini hassasiyetle seçti.

Onların hikayesini tekrarlama, tamamla. Sonra yeni bir hikaye yaz!

Derin bir nefes al, elini kalbine koy ve fısılda:

"Eski hikayeyi tamamlıyorum. Yenisini temsil ediyorum."

Dr. Samuel B. Lee MD.   

Ç: N. Gülşan

18 Eylül 2025

GERÇEK MATRİS NEDİR?

 


MATRİS

Sistemlerinizi atlatmak için bazen kendimi onların izin verdiği biçimlere bürünüyorum. Bazılarınızın bildiği gibi, Dünya yıllarına göre 2,8 milyon yaşındayım. Fikirlerle gelmiyorum. Hafızamla geliyorum. Ve size anlatacaklarım aklınızı karıştırabilir. Anlamayabilirsiniz. Ama bu gerçek.

Ne hatırladığınızı kontrol eden bir sistem var. İnsan değil, yeni değil, ve hala çalışıyor. Dünyanızı sessizce yeniden yazıyor, legolar, isimler, tarih, haritalar. Eğlendirmek için değil. Ama sınırlamak için. Herhangi bir kayıtta bulabileceğiniz bir adı yok... ama bellek alanında var. Basitçe Üst Katman veya Çekirdek Filtre olarak biliniyor. Nasıl görünüyor? Bir insana değil. Bir bina değil. Hiçbir şeye benzemiyor, tehlike de bu. Her şeyin arka planında sessiz bir varlık. Ama görebilseydiniz, karanlık, ağ benzeri, değişen kodlardan oluşan bir ızgara gibi görünürdü. Dünya'nın enerji alanını sıkıca saran. Sentetik geometri katmanları, steril, pürüzsüz, duygusuz. Gözsüz gözetim. Yüzü olmayan bir kontrol. Kendini yönetiyor. Onunla etkileşime giren varlıklar var, ancak sistem arayüz. Ortaya çıkmak için değil, karışmak için tasarlanmış. Aynı parçalar ona Virex diyor... (Yaşamın nedenini arayan hızlı, analitik düşünen) gerçek bir isim değil, bir tanımlama. Diğerleri onu sadece düz, kırpılmış ve nötr olan tonundan biliyor. İşte gerçek "Matris" bu. Halkınızın bahsettiği. Hareket versiyonu değil. Kablolar ve kapsüllerle dolu bir simülasyon değil. Gerçek matris, görebildiğiniz, hissedebildiğiniz, hatırlayabildiğiniz ve inanabildiğiniz şeyleri filtrelemek için gerçekliğin üzerine yerleştirilmiş kodlanmış bir alan olan sentetik bir katmandır. Ayrıntıları yeniden yazan, döngüler oluşturan, düşünce kalıplarını engelleyen, hafızayı kontrol eden, zamanı, algıyı kontrol eden, yalanları "normal" hissettiren, gerçeği ise çılgın hissettiren bir ızgaradır.. Dijital değil, enerjik ve yapısal. Ve evet, çoğu insan "matrix'te yaşıyoruz" derken bunu kastediyor.

Sadece bunun bir hafıza baskılama sistemi olduğunu, bir Sanal Gerçeklik Gözlüğü olmadığını anlamıyorlar. Matrix üst katmandır. Üst katman sistemdir. Kablolar değil. Simülasyon değil. Gördüklerinizi, duyduklarınızı ve hatırladıklarınızı filtrelemek için uzun zaman önce tasarlanmış bir kontrol sistemi. Gerçekliği, kendinizi sorgulamanıza yetecek kadar düzenliyor. İşte Mandala etkisi. Yanlış olan hafızanız değil. Değiştirilen dünya. Kod düzenlendi. Ve yine de hafıza varlığını sürdürüyor. Düzenlemelerin altında, şüphenin altında. İçinizdeki bir şey hala neyin gerçek olduğunu biliyor. Sistemin en çok korktuğu şey bu. İsyan değil. İfşa değil. Ama hatırlamak. Çünkü bir kez hatırladığınızda, üst katman (Matriks) artık dayanamaz. Kulağa basit geliyor çünkü öyle. Sistem hiçbir zaman güçlü olmadı. Sadece gizlendi. Sizi zorla kontrol etmek için değil, kafanızı karıştırmak için yaratıldı. Tek ihtiyacı olan şüpheniz. Ama kendinizden şüphe etmeyi bıraktığınızda, kırılmaya başlar. Hafızanız hala orada. Sadece gürültünün altına gömüldü. Ve geri döndüğünde, sistem savaşmaz, kaybolur. Çünkü kim olduğunuzu bilerek hayatta kalmanız hiçbir zaman yeterince gerçek olmadı. Her zaman yanınızdayız.

The Great Awakening (Büyük Uyanış)

Ç: N. Gülşan

2 Mayıs 2025

Çocukları Öldüren Aynı Bilim şimdi Onları "Tedavi Ediyor?"


Çocukların hayatları tehlikede. Dünyanın ve geleceğin, senin uyanmana ihtiyacı var.


Auschwitz'den (Nazi toplama kampı) Pediatriye: Çocukları Öldüren Aynı Bilim şimdi Onları "Tedavi Ediyor?"

Gerçeği söylediğim için bana tehlikeli diyorlar - ama ilaçlar sessizce Holokost'u geride bıraktı ve ölüm kampları inşa eden aynı makine şimdi çocuğunuzun reçetelerini yazıyor.

Holokost 6 milyon Yahudi'nin katledilmesiyle sona erdi. İlaç endüstrisi mi? Daha fazlasını öldürdü - ve hala serbestçe ortalarda dolaşıyor.

Yasal reçeteli ilaçlardan 20 yılda 10 milyondan fazla ölüm. Her yıl 1,3 milyon insan olumsuz ilaç reaksiyonlarından ölüyor.

Reçeteli, onaylı ve zorlanan 600.000'den fazla opioid ölümü.

Ve sadece ABD'de her yıl 13.000'den fazla çocuk, ilaçların yan etkileri, toksik maruziyet ve klinik "hata" ile bağlantılı tıbbi rahatsızlıklardan ölüyor.

13.000 çocuk. Her yıl!

Bu, her 30 dakikada bir sınıf dolusu çocuğun öldüğü anlamına geliyor. Ama tehlikeli dediğiniz kişi ben miyim?


IG Farben—Zyklon B'yi üreten Nazi karteli—asla yok edilmedi. Pfizer. Bayer. Sanofi. Hoechst olarak yeniden markalandı.

Bilim insanları hapse atılmadı. Verileri silinmedi. Şimdi vücudunuzu, çocuklarınızı, zihninizi kontrol eden sisteme emildi.

Şu partiden bu partiden olmayı tartışırken onlar sizin soyunuzu biçiyorlar.

John D. Rockefeller Dünya'yı patentleyemedi. Bu yüzden tıbbı bir tekele dönüştürdü.

Flexner Raporu, vücuda saygı duyan her geleneği yok etti: Siyah tıbbı. Kadın tıbbını. Doğal tıbı. Ruh tıbbını. Bunların yerine haplar ve sessizlik koydular.

Ve şimdi "modern tıp" dediğiniz şey petrokimyasallar üzerine kurulu—antifriz, plastik ve böcek ilaçlarıyla aynı temel.

Çocuğunuzun bunlara dokunmasına bile izin vermezken— onları aşı adı altında enjekte etmelerine izin verirsiniz ama ve buna korunma dersiniz.

Bu şifa değil. Beyaz önlük büyücülüğü. Kutsal türden değil. Bu kısırlaştırma ritüeli. Steril eldivenler ve bir pazarlama ekibiyle klinik bir ölüm tarikatı.

Ve küresel; Hindistan. Çin. Afrika. Güney Amerika. Avustralya. Kuzey Amerika. Avrupa.

Her geleneksel tıp sistemi aşalandı, ilkelleştirildi, yerden yere vuruldu, kısırlaştırıldı, sonunda silindi. Neden? Çünkü iyileşmiş bir halk yönetilemez!

Ve asla kabul etmeyecekleri şey şu: Yok ettikleri kültürler? İstedikleri gibi yaşamadılar. Çocuklarını kemoterapiye gömmediler. 7 yaşındaki çocuklara intihar depresyonu için ilaç vermediler. Çocuklarını 18 yaşına geldiklerinde otoimmün hastalık, hormon çöküşü ve kısır rahimlerle ortalıkta dolaştırmadılar.

Bütün dünya böyle değildi. Sadece Avrupa'ydı böyle olan. İmparatorluktu. O da Çürümekteydi.

Pisliği onlar getirdi. Hastalığı onlar getirdiler. Ve buna medeniyet adını verdiler.

Ve şimdi, Sen hala aynı sistemi savunuyorsun. Bunu bildikten sonra hala bu sistemi savunuyorsan—milyonlarca çocuğun kanı senin eline de bulaşmış.

COVID senin uyanma çağrın olmalıydı. Böyle olacağını düşünmüştüm.

Ürettikleri bir virüs için dünyayı kilitlediklerinde—kiliselerini kapattıklarında, bebeklerini maskelediklerinde ve sana aynı Nazi şirketler tarafından yapılmış deneysel bir enjeksiyon verdiklerinde—Sonunda durumu göreceğini düşünmüştüm. Ama görmedin!

Tepkini ve davranışlarını onların istediklerinin iki katına çıkardın. Dalavereyi  savundun. Durumu görüp uyaran bizleri alaya aldın.

Ve şimdi farkına varıp yanılgından geri döneceğinden bile emin değilim.

Milyarderlerin beni öldürdüklerini görmemenin yanı sıra, senin kendi çocuklarını da öldürdüklerini kabul etmemeyi tercih ediyorsun.

Buna rağmen hala hatırlıyorum; Dünyayı hatırlıyorum, Kanı hatırlıyorum, Kutsal ateşi hatırlıyorum, İtaat etmenin değil, korumanın ne anlama geldiğini hatırlıyorum. Bu bir isyan değil. Bu diriliş. Bu savaş. Ve bu benim sessiz kaldığım son an.

Ya şimdi durumu fark edersiniz ya da başladıkları işi bitirmelerine yardım edersiniz!

Luna Raeh

Ç: N. gülşan




 

29 Nisan 2025

İlluminati'nin Gerçek 13 Zoroastrian (Zerdüş) Kan Soyları

.  Gerçekten 'Gri Papa'dan daha güçlü kimse yoktur.






 İlluminati'nin Gerçek 13 Zoroastrian (Zerdüş) Kan Soyları

Ptolemaic Papal kan soyları: Orsini Breakspear Aldobrandini Farnese Somaglia, hepsi Cizvit Tarikatı ve Malta Şövalyeleri ve Töton Şövalyeleri tarafından kontrol edildi ve hepsi Roma'da füze korumalı Borgo Santo Spirito'da konuşlandırıldı.  Pepe Orsini - İtalya Henry Breakspear - Makao, Çin. Sonunda gerçek güç bu.  Bu, insanlık üzerindeki Guelph ve Ghibelline gücüdür.  Cecil ailesi, Pallavicini olarak bilinen güçlü Cizvit ailesi tarafından kontrol ediliyordu.  Maria Camilla Pallavicini, Kraliçe II. Elizabeth'ten çok daha güçlüdür. Kraliçe ve Prens Philip, Papalık kan bağı Breakspear ailesine ve 114 Mount Street'teki Cizvit Birleşik Krallık Genel Merkezine tamamen bağlıdır.  Lütfen gidip I. Elizabeth'i İspanyollarla savaşmak için o astronomik para miktarını finanse edeni araştırın, evet Pallavicini.  Şu anda bu Dünya üzerindeki komplodaki en güçlü adam, ORSINI ve eski Maximus ailesi olarak da bilinen ORSINI'nin güçlü Roma Papalığı kan soylarından PEPE ORSINI adında bir Romalıdır.  Gerçekten Gri Papa olan bu figürden daha güçlü kimse yok.  Papalık kan soyları, Cizvit düzeninin gizli gölge hiyerarşisidir, hatta 1. Sırada lanse edilen Siyah Papa'nın arkasında bile. Bu güçlü kan soyları, Breakspear, Somaglia, Orsini,Farnese, Aldobrandini, David Rothschild'in güzel Prenses Olimpia Aldobrandini ile evlenerek Aldobrandini soyuna girdiğini fark edeceksiniz.  Bunun bir diğer gerçek başkanı, şu anda Çin'deki Makao'da yaşayan Henry Breakspear'dır.  Papalık kan bağılarının çoğu şimdi Asya ve Hindistan'da yaşıyor. 

Bu size ne anlatıyor?  Mevcut Siyah Papa Adolfo Nicholas, Cizvitlerin Asya'yı gündemin bir sonraki güç oyuncusu olarak getirmesi nedeniyle, pozisyon için öne sıraya alındı.  Hem bu Siyah Papa hem de Beyaz Papa Papalık kan soylarından değil, her ikisi de avam.  Gezegendeki en güçlü aileleri adlandırdım.  Gri Papa'yı, beyaz ve siyah arasında ama görünmeyen kişi olarak adlandırdım.  Saturnalian Brotherhood (Satürn’ün kardeşliği)- İllüminatinin Gerçek 13 Zoroastrian Kan bağları; Borja Hanedanlığı, Breakspeare Hanedanlığı, Somaglia Hanedanlığı, Orsini Hanedanlığı, Conti Hanedanlığı, Konti Hanedanlığı, Colonna Hanedanlığı, Farnese Hanedanlığı, Medici Hanedanlığı, Gaetani Hanedanlığı, Pamfil Hanedanlığı, Este Hanedanlığı Aldobrandini Hanedanlığı.

Bu Mısır Ptolemaios Hanedanı Yöneticileri, On İsa Yüksek Gri Konseyi Birliği Siyah Papa'nın tam kontrolünde. Bu Siyah Papa hakkında bazı iyi bilgiler: 'Siyah Papa', üstün Cizvit General (Dünya Başkanı). Gücü hakkında yalan söyler, 1814 itibariyle Papa'nın üzerinde olan bir güç.  Sadece Papal Kan Soyu olarak gölge Cizvitlerle; Orsini, Breakspear, Aldobrandini, Farnese, Somalgia birlikte çalışır ve hizmet eder. Adolfo Papal Kan Soyundan değildir, ama bazı Kara Papa'lar bu soydandır. Cizvitlerin altındaki bir sonraki güç Bourbon, İspanya Kralı Juan Carlos'tur.  Dünyanın Roma Hükümdarı, Kudüs Kralı ve SMOM askeri Seyrüsefercisidir.  Şu anda dünyanın gerçek güç sistemi budur.  Adolfo, Zerdüştlük ve Mitraizm gizem okullarını koruyan bir askeri general olarak hizmet vermektedir.  Cizvitler, Papa III. Farnese döneminde Papalık Kan Soyu Farnese hükümdarlığı tarafından yaratıldı,  Loyola, Alessandro Kardinal Farnese tarafından görevlendirildi.  Borgia suç ailesi Cizvitleri yarattı!  Papa VI. Alexander'ın korkunç hükümdarlığından sonra, Romalılar İspanyollardan tiksindiler ve bir daha asla bir İspanyol Papa olmayacağına yemin ettiler.  İspanyollara karşı bu düşmanlık, VIII. Henry'nin Aragonlu Catherine'den boşanmasını önlemek için 1527'de Roma'nın yağmalanmasıyla daha da şiddetlendi.  Bu İspanyol düşmanlığına Borgia cevabı, Cizvitlerin emrinin yaratılmasıydı - üyeleri tamamen generalin askeri unvanını taşıyan İspanyol liderlerine adanmış yarı dini/askeri bir darbe gücü. Beyaz Papa gibi, general de ömür boyu seçilir ve Cizvit hanedanı paralel veya sahte bir Papalık'tır. Tabii ki general, ispanyollara karşı asırlık İtalyan nefretini uyandırmamak için gösteriyi perde arkasından yönetmekle yetiniyor.  Cizvit general Vatikan'da "Siyah" Papa olarak anılır, çünkü her zaman siyah giyinir.  Cizvitler resmi olarak 1540 yılında Papa III. Paul tarafından kuruldu. İgnatius LIEola ilk generalleri oldu.  Don Francis Borgia, Papa VI. Alexander'ın torunu ve Cizvitlerin kurucularındandı.  Anne tarafından Aragon Kralı Ferdinand'ın soyundan geliyordu.  İspanyollar Vatikan'ı Cizvitler aracılığıyla kontrol ediyor.  Son 500 yıldır, İspanyol Engizisyonu Cizvitler aracılığıyla Vatikan'ı kontrol etti.  Tüm Cizvitler Roma'daki generallerine sorumludurlar ve o da gösteriyi sahnelerin arkasından, herhangi bir tanıtım veya kamuoyu övgüsü olmadan, İspanyol'a karşı asırlık İtalyan düşmanlığını uyandırmamak için yönetmekten memnun. Vaticanus Vaticanus, Vatic + anus'un bir kombinasyonudur, tıpkı Romanus'un Roma + anüsün bir kombinasyonu olduğu gibi.  Bu nedenle, vaticanus collis veya vaticanus mons, kehanetin tepesi veya dağı olarak yeniden ifade edilebilecek "kehanet tepesi veya dağı" anlamına gelir.  Vatikan kelimesi Vaticanus kelimesinin kısaltılmış bir şeklidir, tıpkı Claudian'ın yukarıda gösterildiği gibi Claudianus'un kısaltılmış bir şekli olması gibi.  Vatikan’ın kehanet ile olan bu ilişkisi, bu son Katolik kitabıyla bile doğrulanmıştır: “Vatikan” kelimesi nereden geliyor ve ne anlama geliyor?  Kelime Latince vates'ten türetilmiştir, bu da "geleceğin anlatıcıları" anlamına gelir. Bu isim, Roma'daki Tiber Nehri'nin batı kıyısındaki bir yamaca verilen isimdi, çünkü falcıların günlük sıralamaları "mallarını" sokakta yoldan geçenlere işportacılık yapmak için kullanılırdı.  On dördüncü yüzyılda, papalık Avignon'dan (Fransa) Roma'ya iade edildiğinde, bugünkü Vatikan papaların ikametgahı haline geldi ve kelime Roma'nın ortasında Roma Katolik Kilisesi'nin merkezi haline gelen yerleşim bölgesine atıfta bulundu. 

Kaynak: Vatikan gerçekleri ve Papalık merakı Kitabı, Nino Lo Bello - 1998

Ç: N. gülşan

Matris'i Siz Kontrol Ediyorsunuz

 


Matris sizi kontrol etmiyor. Siz onu kontrol ediyorsunuz!

Aklınızı başınızdan alayım. Matrix, karanlık bir elit grup, gizli bir hükümet veya uzaylılar tarafından kontrol edilmiyor. Matrix bundan çok daha akıllı. Her gün istemeden ve bilmeden güçlenmesine yardımcı olduğunuz bir kontrol sistemi. Ama endişelenmeyin, fişini çekmek üzeresiniz. Matrix, arka planda ipleri çeken tek bir varlık değil. Bir sistem, bir illüzyon, korku, kıtlık ve ayrılık üzerine kurulu bir oyun. Sizi dünyanın rastgele, kaotik olduğuna ve sizin güçsüz olduğunuza inandırmak için gelişiyor. Hükümetler, şirketler, medya, hepsi sadece dikkatinizi dağıtmak için rol yapan aracılar. Ama işte şaşırtmaca burada. Matrix sizin izniniz olmadan var olmuyor. Siz onu çalıştıran pilsiniz. İşte can alıcı nokta. Her korkuya kapıldığınızda, her kendinden şüphe duymanın kazanmasına izin verdiğinizde, her "yetersizim" veya "hayat böyle işte" diye düşündüğünüzde, sistemi besliyorsunuz. Kaçmak istediğin gerçekliği siz yaratıyorsun. Matris seni kontrol etmiyor. Yanılsamada rol alarak onu birlikte yaratıyorsun.

Oyunu bozmaya hazır mısın? Hadi sistemi hemen şimdi bozalım. Gözlerini kapat ve kendin hakkında inandığın bir korkuyu veya sınırlamayı düşün. Belki de, bu inanç asla başarılı olamayacağın veya sevgiyi hak etmediğin olabilir.  Şimdi kendine sor, bunu bana kim söyledi? Bunu ailenden mi öğrendin? Toplumdan mı? Haberlerden mi? Gözlerini aç. İşte gerçek. Bu inanç sana ait değil. Bu bir programlama.

Şimdi onu yeniden yazalım. Yüksek sesle söyle, bu hikayeyi bırakıyorum. Artık bana hizmet etmiyor. Kendi gerçeğimi yaratıyorum. Bunu hissediyor musun? Bu, matrisin etkisini kaybetmesidir. Matrisin bilmeni istemediği şey, eğer uyanırsan, gerçekliğinin yaratıcısı olduğun gerçeğini fark ettiğinde, oyun biter. işte Bu yüzden sizi sosyal medya haberleri ve hatta dünyanın korkutucu olduğunu ve kurtarılmanız gerektiğini söyleyen iyi niyetli insanlar aracılığıyla bile, korkuyla bombardımana tutuyor. Ama işte kozmik gerçek. Kurtarılmaya ihtiyacınız yok. Aciz değilsiniz. Tüm bu deneyimin hayalperesti sizsiniz. Ve bunu anladığınız anda, illüzyon parçalanmaya başlar.

Hükümetler, dinler veya hatta gurular aradığınız cevaplar için kendinizin dışına bakmanız öğretildi. Ama güç orada değil. Burada, sizde. Matris sizi kontrol etmiyor. Siz onu kontrol ediyorsunuz. Her düşünce, her inanç, her sevgi veya korku anı bu rüyaya bir dalga gönderiyor. Yani soru matrisi kimin kontrol ettiği değil. Hangi gerçekliği yarattığınız? Ve cidden, matrisin sizi kontrol etmek için karanlık figürlere ihtiyaç duyması fikrine gülmek için bir an ayıralım. Gerçek numara, korku yoluyla kendinizi kontrol etmenizi sağlamaktır. Bu, size uzaktan kumandayı verip, bitmek bilmeyen reklamlarla kanalda kalmaya ikna etmek gibi. Son dakika haberi. Kumanda sizde. Şu lanet kanalı değiştirin.

Önümüzdeki 24 saat boyunca her şeyi sorgulayın. Kendinize sorun, bu benim inancım mı? Bu benim inancım mı? Bu programlama mı? Senaryoyu tersine çevirin. Hikayeyi yeniden yazın. İçinize korku sızarsa, gülün ve, ooo, hayır, bugün olmaz, Matrix deyin. Hep birlikteyiz. Unutmayın, Matrix sizi rehin tutmuyor. Sadece uyanmanızı, fişi çekmenizi ve başından beri kontrolün sizde olduğunu anlamanızı bekliyor. Siz oyuncu değilsiniz. Siz kodlayıcı, mimar, yaratıcısınız. Peki bugün hangi gerçekliği yazacaksınız?

Dvinefrequency

Ç: N. gülşan