1 Eylül 2026

Linda Moultyon Howe, Anunaki Melezi “Marina Seren” ile Röportaj Yapıyor

 



Linda Moultyon Howe, Anunaki melezi “Marina Seren” ile röportaj yapıyor.

L: Gözleri soluk mavi olabilir ama ayrı bir düzene aitler, ancak onlarla hiç etkileşim kurmadığınız anlaşılıyor ve tarihsel olarak ve şu anda dünyada olup bitenlerin jeopolitik karmaşıklığını anlamak zor. Eğer gerçekten de uzay ve ordumuzda doğrudan çalışan Nordik ve Uzun Boylu Beyazlardan (ırk) yardım alıyorsak, sivri çeneli Griler, Ebenler veya Aldebaronlar yerine, Uzun boylu Beyazlar’dan ve Nordik’lerden  yardım aldığımızı söylemekle, hükümranlık alanı ve ruh isteyen karışık bir grubu tanımlamak arasında bir tür tutarsızlık var gibi görünüyor; bu, mantıklı olmayan gündemlerin karmaşıklığı.

-M: Aldebaronlar aslında sizin tarif ettiğiniz sarışın, mavi gözlü varlıklardır, hikayemde bahsettiğim diğer kahverengi varlıklarla ilgili değiller, aslında sizin tarif ettiğiniz gibi Nordik görünümlüydüler. İnsanlığa yardım eder ve orduyla çalışanlar.

L: Sarı saçlı, mavi gözlü, tam 1.83 metre boyunda.

-M: Aynen öyle, yani akraba değiller, agresif değiller, ele geçirmek istemiyorlar ve çene zarafetiyle (Griler) ilgili bir akrabalıkları yok, o başka bir hikaye.

L: Ama 2.15 - 2.40 metre boyundaki Beyaz ırklarla hiç etkileşiminiz olmadı.

-M: Oldu.

L: O zaman bundan bahsedin çünkü bu benim için gerçekten büyük gizemlerden biri. Eğer bize yardım ediyorlarsa, bu yardım neden daha baskın değil?

-M: Bize yardım ediyorlar ve neden daha baskın görünmüyor, çünkü gündem odaklı olmadıkları için yardımları bizim gözümüzde ve algımızda daha pasif, aktif değil. Ama yardım var. Tek fark, bizden beklediğimiz düzeyde bizimle etkileşim kuramamaları, çünkü bu, türlerin diğer türlerin evrimsel seyrine müdahale etmemesi gerektiğini söyleyen büyük bir evrensel yasayı ihlal etmek olur. Aksi takdirde, ruhsal ve bilinçsel olarak büyüme yetenekleri veya fırsatları ellerinden alınıır.

L: Ama bunun aksine, genetik melezler yaratmakla etkileşim halinde olan sivri çeneli Griler ruhları ele geçirmeye çalışıyor, bu yüzden evrensel bir müdahale etmeme yasası olduğu fikri, etkileşimlerin çoğuna uygulanmıyor.

M: Şaşkınlığınızı anlıyorum.

L: Burada bir çelişki var çünkü belki de sadece bir tür, Uzun Boylu Beyazlar, aslında "Sizin için yaşamayacağız, ama size yardım edeceğiz" ilkesine göre yaşamaya çalışıyor; oysa diğer tüm türler, hatta II. Dünya Savaşı ve Hitler'e kadar uzanan süreçte, aktif olarak dünyayla etkileşim halindeler, diğer insanların insan yaşamlarına aktif olarak müdahale ediyorlar. Tarihsel olarak, bu gezegendeki zaten evrimleşen primatların genetik manipülasyonu, insanlığı yaratmak için devasa bir müdahaledir, değil mi? Yani eğer Uzun Boylu Beyazlar, dünyanın yaşamını yaşamamaya çalışan ve dışarıdan yardım etmeye çalışan tek tür ise, geri kalan her şey insan evrimine müdahale ediyor ve engelliyor.

-M: Evet

L: Yani bu evrensel yasayı ihlal etmiyor mu?

-M: Öncelikle bunun neden böyle göründüğünü açıklamak istiyorum. Uzun Boylu Beyazlar insanlığa yardım eden tek ırk değil. İkinci nokta ise, agresif ve olumsuz yönelimli olanların müdahale etmesi, olumlu veya olumsuz olanların ise daha pasif olması gibi gözlemlerimizin nedeni, bilinç açısından metafizik dinamiklerle bağlantılı olmasıdır. Beşinci boyutta, yani hepimizin bilinçli olduğu, süper bilinçli olduğumuz daha yüksek bir frekansta, daha yüksek bir benlik vardır. Bu, fiziksel zihnin anlayışının, hatta bir ruhun bilinçli anlayışının bile ötesine geçer. Bu benlik, bu fiziksel düzlemdeki enkarnasyonlarında gerçekleştirdikleri her türlü ortak yaratımın farkındadır ve olumlu veya olumsuz farklı varlıklarla ruh sözleşmeleri veya anlaşmaları yapan kişidir.

L: Neden ruh sözleşmeleri yapıyorlar?

-M: Çünkü orada bir enerji alışverişi var ve ruh, yani yüksek bilinç bundan faydalanıyor. Orada bir öğrenme dersi var ve bu dersi bilincimizin o yönünü bütünleştirmek, DNA'mızda iyileşmek ve daha gelişmiş hale gelmek için bir fırsat olarak kullanabiliriz. Aksi takdirde fiziksel gerçeklikte hiçbir deneyim noktası olmazdı.

L: Bir uzaylıyla ruh sözleşmeniz var mı?

-M: Herkesin var.

L: Ama sizin için nasıl olurdu, ruh sözleşmesi ne anlama gelirdi?

-M: Herkesin var. Ruh sözleşmesi, bir ruhun fiziksel matriste bir ifadesi olan bir enkarnasyondan önce veya sırasında, daha yüksek bir seviyede bir etkileşim, bir enerji ve bilgi alışverişi olacağına dair bir anlaşma olduğu anlamına gelir. Bazen bu olumsuz bir türdür, olumsuz bir deneyim veya bilgi ve enerji değişimi olarak kutuplaşır, bazen de olumludur. Yani benim ve herkes için bu şekilde kutuplaşmıştır, olumlu ve olumsuz vardır.

L: Ama olumsuzun değeri ne olurdu?

–M: Deneyim, ruhsal gelişim ve genişleme fırsatı

L: Bugün 9 Eylül 2022'de konuşuyoruz, 22 yaşındasınız. Size gelecek için bir zaman çizelgesi gösterildi mi?

-M: Gelecek hakkında sorduğumda bana, dünyanın elektromanyetik bir alanı olduğunu söylediler, bu da aura veya kendi enerjik eterik bedeni, yani bilinç matrisi gibi bir şey. Bu elektromanyetik alan, kuantum olasılık dalgaları içeriyor. Bana, daha güçlü dalgaların, fiziksel matrise fiziksel olarak tezahür etme olasılığı en yüksek olanları söylediler ve bu yüzden insanlar geleceği okuyabiliyor gibi görünüyorsada, aslında en güçlü kuantum olasılık dalgalarını okuyorlar. Ama bana, fizikseli okuduklarını, gerçekleşecek gerçek bir olayı okumadıklarını söylediler, yani henüz kesinleşmiş bir şey değil, bir olasılık. Yani henüz hiçbir şey kesin değil.

L: 2020 ile 2022 yılları arasında, kaçırılma sendromuyla ilgili düzinelerce insanla konuştum; olumlu veya olumsuz olaylar yaşayabiliyorlar, ancak hepsi de Dünya'daki insan nüfusunun büyük bir azalmasına doğru gittiğimizi hissediyor. Şimdi ile 2030 arasında neler olacağına dair herhangi bir bilgiyle karşılaştınız mı veya size gösterildi mi?

-M: Tabii ki, bana dünyanın kendi bilinci olduğunu ve bu bilincin, dünyanın kendisinin, içinde yaşayan varlıkların ve ekosistemlerinin bireysel bilinciyle bütünleşik bir şekilde paylaşıldığını söylediler. Bana dünyanın daha yüksek bir yoğunluğa, daha gelişmiş bir bilinç durumuna geçmeye karar verdiğini söylediler.

L: Beşinci bir boyut gibi.

-M: Aynen öyle.

L: Ama dünyanın kendisinin bir bilinci olduğunu ve dünyanın kendisinin boyut değiştirmeye çalışacağını söylüyorsunuz, oysa dünyayı bir laboratuvar olarak kullanan tüm bu çatışan varlıklar iyi, kötü ve aradaki, dünya üzerinde daha fazla etki yaratmaz mıydı?

-M: Aslında, gerçekleşen olumsuz etkileşimler, o yüksek bilinç seviyesine ulaşma sürecinin bir parçası çünkü orada sadece bilinç var ve bilinçsiz olan şey, karanlık dediğimiz, çatışmaların ve olumsuz etkileşimlerin anlatılarıdır. Bu kısım da bilinçtir, ancak bilinçsizdir çünkü dengeye, benlikle uyum durumuna entegre olmamıştır. Yani, kolektifimizin, dünyanın, insanlık nüfusunun bilinçsiz yönü kaynakla, dengeyle bütünleşip hizalandığında, o zaman daha yüksek bilinç yoğunluğuna kuantum sıçraması yapacağız. Yani bu sürecin bir parçası.

L: Ve bazen evrene bağırmak istemez misiniz, neden? Neden çatışma, ölüm, karanlık var? Neden yin ve yang'ın nabzı, ışıkta yaşayan düşüncenin tamamen kontrol ettiği, karanlığın, nefretin veya savaşın olmadığı bir evrene hakim olması  daha mantıklı görünmez mi? Neden bu baştan sona barışçıl bir evren değil?

-M: Çünkü kutupluluklar.

L: Ama kutuplulukları ilk etapta ne yaratıyor?

-M: Kutupluluk, bir elementin bölünmesi değildir. Kutupluluk, ilk etapta o birleşik elementin parçalanmasıdır. Yani, bir varlığın, bir benliğin, bir ruhun veya bir kolektifin anlam kazanabilmesi için birbirlerini yarattıklarını söyleyelim. Çünkü bir yönü negatif kutup, eril veya sol beyin, yani mantıksal taraf olmazsa, diğer yönü de anlamsız olur. Bir örnekle açıklayayım. Evrene bakıp bir yapı olduğunu düşünürseniz, eğer sadece anlam, içerik olmadan bir yapı varsa, o zaman yapı anlamsız olur, var olmaz. Çünkü o yapıyı ne yaratıyor? Ne yaratıyor? Hiçbir şey. Dolayısıyla kendisi var olmaz. Ama eğer o yapıya anlam, yaratıcı bir anlam eklenirse, o zaman yapı anlamlı hale gelir ve bir şeyin yapısı olarak adlandırılır. Anlam için de aynı şey geçerli. Eğer bir anlamın yapısı yoksa, anlamsız olur. Dolayısıyla var olamaz. Bu nedenle, evren veya bilinç olarak bildiğimiz bireysel varlıkların var olabilmesi için ikilik, kutupluluk gereklidir.

L: Şimdi, diyelim ki, dünyanın şu anda içinde bulunduğu üçüncü boyut frekansından bahsediyoruz. Bazı kaçırılanlar (dünya dışı varlıklar tarafından) beşinci veya altıncı boyutun gösterildiğinden bahsediyor. Farklı bir boyut sizin için ne anlama geliyor ve gerçekten başka bir boyut gördünüz mü ve bu hangi frekansta olurdu?

-M: Boyut, bir yer, fiziksel bir yer, bir konum gibi değil, daha ziyade uzay ve zamanda yerin fiziksel bir spektrumu; frekans ve titreşim belirli bir tona sabitlenmiş, kendi imza frekansına sahip. Bu yüzden birçok insan beşinci boyuta gittiğimizi söylediğinde, bir hata yapıyorlar veya kavramı, metafizik kavramı biraz yanlış anlıyorlar; yaptığımız şey, bilincin dördüncü yoğunluğuna doğru geçişidir. Yoğunluk, varoluş haliyle ilgilidir. Bir bilinç boyutunun evrimi, farkındalığı ile ilgilidir.

L: Bu bir frekans, değil mi? Bu bir varoluş hali. Boyutlar arasındaki fark, tam olarak anlamasak bile, frekanstır. Beşinci boyuta gidersek, üçüncü boyutta olduğu gibi madde dünyasındaki hiçbir şeyle etkileşime giremeyebiliriz. Bu her zaman kafa karıştırıcı olmuştur. Madde varlıkları, ellerinin bile oradaki hiçbir şeyle etkileşime giremeyeceği bir beşinci boyuta nasıl götürülebilir?

-M: Bunun nedeni çok boyutlu olmamız ve varlığımızın, yani bedenlerimizin, farklı seviyelerde çalışan veya titreşen ve aynı anda farklı frekanslarda var olan birçok fraktal yönü olmasıdır. Bu nedenle, genellikle birçok insan, aslında fiziksel yüz yüze etkileşimler yaşadığımız fiziksel maddesel kaçırılmalardan bahseder. Ancak, diyelim ki, önce holografik bir unsur olarak var olan fiziksel bilincimizin planının kaçırıldığı başka tür adaptasyonlar da vardır. Bu şekilde, değiştirilen bilgi, fiziksel bilincin kendisinin maddileşmiş, kristalleşmiş formunu almak zorunda kalmadan doğrudan fiziksel bilince ulaşır.

L: Evrenin tüm dinamiklerini ele alalım, diyelim ki evren 12 boyutlu ve biz üçüncü boyuttayız ve beşinci, altıncı boyutlardan bahsedildiğini duyuyoruz, bence bu insan zihninde pek bir anlam ifade etmiyor. Çünkü biz madde dünyasında bir deneyim yaşıyoruz ve elimizi bir sandalyeye koyduğumuzda, sandalye içinden geçmiyor. Eğer aniden beşinci boyutta olsaydık, ellerimiz hiçbir şeyle etkileşime giremeyebilirdi. Ve işte diğer boyutlu varlıkların ne olduğunu anlamaya yönelik bir çaba var ve neden sizinle ve diğerleriyle etkileşime giren varlıklar, neden insanlara "Bana beşinci bir boyut veya başka bir boyut göstermeye çalışıyorlardı" diyecekleri izlenimler veriyorlar? Ve diğer insanlar bunu hiç anlamıyor.         

Ama bu bağlamda, bana göre, tüm dünya tarihinin en büyük gizemlerinden biri, avatarların gerçekte kim olduğudur? Krishna, Buda, İsa, Mormonlara Joseph Smith, Muhammed veya Mezopotamya, gerçekte kimler bunlar? Peki bunlar, siyah ve beyaz arasında kutuplaşmış bir evrende olduğumuz fikrine nasıl uyuyor? Yin ve Yang sembolü bu evrenin metaforudur. Yine de askeri havacılık ve kaçırılan insanlara başka boyutların olduğu ve sonunda bu gezegenin beşinci bir boyuta ulaşabileceği yönünde bir bildirim var. ... Peki avatarlar ne anlama geliyor?

-M: Aslında bu avatarlar, bilincin yönlerinin veya hatta original bilinç örnekleridir.

L: Peki, izleyen genel bir kişi için arketip (ilk örnek) nedir?

-M: Arketipsel bir yapı genellikle bir anlam yapısıdır, bilincimizin bir yönüdür. Bilincin, çakra sisteminde gözlemlediğimiz gibi, kendisinin farklı yönlerinin kendi haritası vardır. Dolayısıyla örneksel bir enerji, bir fikri, genel bir fikri temsil eder. Bu, fraktal sistemde olduğu gibi, birçok farklı fikrin birleşimidir. Bu yüzden tarihimizde bile tanrılarımızla (üst boyutlarda yaşayan enerjiler), iletişimimiz, temasımız ve tanrı dediğimiz enerjiler ile ilgili deneyimlerimiz var.

L: Örneğin... Tanrı, avatar dediğim şeyin yerine kullanacağınız kelime. Ama avatar, bana göre daha yakın bir kelime çünkü avatar, hem ruhsal hem de maddesel bir varlığın temsili olması gerekiyor. Ve son 2000 yılın tarihine bakarsanız, Krishna, Buda, İsa, Muhammed ve Joseph Smith gibi en az beşinin, ruh, madde ve maneviyatın özüne dair farklı bakış açılarıyla ortaya çıktığını görürsünüz. Bu yüzden farklılar. Ve avatarların farklılıklarında kafa karışıklığı buluyorum. Eğer büyük harfle yazılan Büyük Bilincin, ışıkta yaşayan düşüncenin, tek bir amacı varsa, yani tüm olumsuzluğu yok etmekse, ruhlar, sonsuzluk sürecinde tüm ruhlar her zaman ışığa geri dönmeyi seçecekse, neden farklılıklar olsun ki? Neden karanlık olsun? Neden insan ruhlarını isteyen sivri çeneler (Griler) olsun?

-M: Şey, eee, avatarlar aslında sadece tek bir arketipsel enerjinin değil, belki de enkarnasyonun ve yaşamın, bilginin aktarılmasının veya bilginin kamuya açık bir şekilde paylaşılmasının ve bu kolektife hizmetin sunulmasının ardındaki birçok arketip ve hatta bilincin temsilleridir.

L: Bu farklı avatarların ortaya çıkışını ne kontrol edebilir?

-M: Kontrol ne olurdu?

L: Evet, neden, nereden, hangi zamanlarda geldiler, avatarlar neden dünyanın zaman çizelgesine yerleştirilirdi? Herhangi bir noktaya? Bu kararı kim veriyordu? Ve avatarın amacı ne olabilir?

-M: İnsanlığın kolektifinin kendisi olurdu.

L: Avatarı kim koydu bu zaman dilimine?

-M: Bilincin yönlerini temsil edebilir, örneğin Mesih bilinci. Mesih bilinci dediğimiz şey, kaynakla uyumlu bilinçtir.

L: Peki Krishna'nın, Buda'nın, Mesih'in, Muhammed'in, Joseph Smith'in ne zaman belirmesine kim karar verebilir? Bu, diğer Güneş Sistemlerindeki diğer varlıklar anlamına gelen uzaylı kontrolü mü, yoksa başka bir şey mi?

-M: Genellikle daha yüksek bir seviyedeki kolektif sistemimiz, bu anlaşmayı hep birlikte yapar.

L: Bana kalırsa bu, kolay bir cevabı olmayan bir soru. Hiçbirimizin kolay bir cevabı yok.

-M: Çünkü bazen kontrol söz konusu, bazen de bu avatarların arkasında bir gündem var, diyebilirim. Ama çoğu zaman kollektif insanlğın karar verememesi bu avatarların doğmasına ve rollerini oynamasına yol açıyor; bu da fiziksel zihinlerimizin farkında olmadığı daha yüksek bir seviyede işliyor. Bu nedenle, ne zaman karar verdiğimizi, neye karar verdiğimizi bu perspektiften gerçekten anlayamayız. Yani kesin olarak kolay bir cevap değil.

L: Doğru. Varlıklar tarafından, rüyalarınızda veya zihninizde görüntüler oluşturan telepatik düşünceler aracılığıyla size gelecek gösterildi mi, belirli bir zaman çizgisinde olduğunuz, hangi zaman çizgisinde olduğunuz ve gelecekte ne olacağı gösterildi mi?

-M: Bana en olası geleceğin tezahür edeceği vizyonlar gösterildi. Herkes kendi geleceğini tezahür ettirir, çünkü kolektif bir bilinç olsa da bireysel bilinçleriz. Ama benim için, iyilerle birlikte çalıştığımız yeni bir dünyada nasıl yaşadığıma dair vizyonlar verildi.

L: Vizyonunuzda nasıl görünüyorlar?

-M: Birçok farklı yönleri var. Örneğin, tarif ettiğiniz gibi dünyamızdaki Kuzeyli insan görünüme sahipler.

L: Açık renkli, sarı saçlı.

-M: Evet, ama aynı zamanda benimle çalışanlar gibi mavi tenli uzaylılar da var.

L: Hükümet onlara "Çamur Ördeği" diyor.

-M: Ah, ilginç. Evet. Ama " Çamur Ördeği" veya bu tanımın içinde, birçok farklı ırk bu tanıma uyabilir. Bu yüzden karmaşık, çünkü birçok farklı ırk grubu ve alt ırk var. Bu yüzden sadece "Nordikler" veya "Maviler" diye genelleme yapamayız, çünkü bunların içinde aynı anda birçok farklı ırk var. Yani...

L: Ve en önemlisi, Dünya neden uzaylılarla bu kadar çok bölgesel çatışma içinde? Dünyayı kim kontrol edecek?

-M: Çünkü Dünya bir oyun alanı, diyelim ki, ve genetik yapımızın bir parçası olan tüm ırkların enerji veya evriminin karmik döngülerinin birçoğunun, şu anda oynandığı bir senaryo. Bu yüzden insanlığın evrimine büyük ilgi duyuyorlar, çünkü biz onların DNA'sını, genetik bilgilerini taşıyoruz, bu yüzden onların bilincine bağlıyız. Bu şekilde, bize olanlar onların evrimini ve bilincini etkiliyor.

L: Sizce her boyutun her seviyesindeki her varlık, nihayetinde ya evrimleşmeyi ister ya da büyük hedefinin, içinde bulunduğu boyuttan çıkmak olduğu kendisine gösterilmiştir?

-M: Genel olarak evet, türlerin veya bilinçlerin çoğuna evrende evrim denilen bir değişmez olduğu gösterilir. Bu bir eylem meselesi değil, irade meselesi değil, evrenin bir sabit kuralıdır. Bilincinizi genişletebilirsiniz ki bu olumlu bir evrimdir, ya da daraltabilirsiniz ki bu birçok kişi buna gerileme der. Ancak bunun ardındaki felsefe şudur ki, gerileme diye bir şey yoktur; çünkü daha fazla karanlığa ulaşsanız bile, bu olumsuz bir hareket olsa bile, bazı bilge insanlar veya varlıklar size bunun bir büyüme fırsatı olduğunu söyler; çünkü daha önce dengede olmayan veya uyum içinde olmayan bilinç yönlerinizi tanımaya başlıyorsunuz ve şimdi bunları bütünleştirip genişletebilirsiniz.

L: Hristiyan İncili'nde, Matta'da şöyle bir cümle var: "Beni dünyaya gönderene iman eden, sonsuz hayata sahip olacaktır." Bu da, neden bilinçlerin var olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Belki de uzun, belki de sonsuz yaşamlarımız var, ama biz insanlığın yaşadığı bir gezegende yaşıyoruz ve yaşamlarımız son derece kısa. Sizce bu, sonsuzluk ile kısa yaşamlar arasındaki ilişki nasıl açıklanabilir?

-M: Bana, genetiğimizin tarih boyunca sürekli olarak manipüle edildiği ve geçmişte gerçekleşen bazı genetik değişikliklerde Anunnaki'lerin, bilmediğim bir nedenle, yaşamlarımızın daha kısa olmasını istedikleri söylendi.

L: Belki de onlar için daha az rekabet mi?

-M: Bunu neden yaptıklarını bilmiyorum. Bunu kanalize etmem gerekecek. Ama...

L: Bunu deneyip bana haber verebilir misin?

-M: Evet. Aslında.

L: Şimdi deneyebilir misin?

-M: Evet. Kanalizasyon… (şu an kanallanıyor)

Bana bunun, ruhun farklı yönleri, çok boyutlu yönleri, yani zihin, bilinçaltı, fiziksel beden vb. ile astral beden, astral spektrum içindeki diğer bedenler arasındaki ilişkiyle ilgili olduğunu söylüyorlar.

L: Mısırlıların dokuz farklı varyasyonu vardı.

-M: Evet. Şey... Enerji döngülerinde büyüyüp genişledikleri için, bu da doğrudan numerolojik kalıplarla bağlantılı, bana bunun, tüm bu bedenleri nasıl geliştirdiğimizle ilgili olduğunu ima ediyorlar. Ve diyelim ki Dünya'daki deneyimimizi, gelişimimize bağlı olarak, sonlandırma zamanı geldiğinde...

L: Bu kadar kısa ömürlerimiz olması adil değil.

-M: Adil. Ama... daha önce de söylediğim gibi, başka bir yüzyılda doğduğu söylenen Maria Orsic hala hayatta. Ve hala hayatta olmasının nedeni, temas halinde olduğu uzaylı varlıklar tarafından, Vril dediğimiz bu enerjiyi, yani toplumun adını, yaşam süresini uzatmak ve hatta hastalıkları iyileştirmek için nasıl kullanacağını öğrenmesidir.

L: Bakın, Uzun Boylu Beyazların 800 yıl yaşayabildiği söyleniyor. Bunu ilettiler. Bu, onlarla orduda ve uzayda ilgilenmiş insanlardan geliyor. Sonra bana şu ilginç gerçeği anlattılar: 800 yıl yaşamaları ve Güneş Sistemlerini daha iyi yönetebilmeleri için yaratılmış olmalarına rağmen, yaklaşık 500 yaşında bedenlerinden ayrılmayı seçiyorlarmış. Kimse bunun nedenini açıklamadı. Uzun ömürlerin, 800 yılın olduğu, ancak varlıkların kendilerinin maddesel varoluştan daha erken ayrılmayı seçtiği bir şey duydunuz mu hiç?

-M: Evet. Bunun... frekans kalıpları hakkında açıkladığım şeye benzer bir şeyle ilgisi var... pardon, enerji ve zaman kalıpları. Örneğin, her yıl evrimin, dönüşümün, genişlemenin döngüsüdür. Yani, bunların hepsi döngülerle ilgili. Ruhun içindeki genişleme, dönüşüm, evrim hedefleriyle ilgili. Yani, fikirlerini, kavramlarını veya uzay ve zaman algılarını nasıl yapılandırdıklarına bağlı olarak, insan perspektifinden 800 yılı aşmak istediklerine topluca karar vermiş olabilirler, çünkü bunun yeterli devrim veya zaman, frekans, döngü, kalıp değil, pardon, enerji döngüleri olduğunu düşünüyorlar.


28 Ağustos 2026

Beş Temel Gri Türü


Gri ırkı türleri hakkında George Kavassilas’ın kısa, bilgi amaçlı videosundan aldığım bir bölüm: 

Bahsettiğim bu özel grup, bu zaman çizgisinden ayrılan orijinal gruptu ve geri döndüler çünkü bu varlıklar... Birçoğu zaman içinde yaşıyor, yani bildiğimiz anlamda bir uzay-zaman konumunda değil, zaman içinde yolculuk yapıyorlar ve sonra gerçekliğe düşüyorlar. Bu farklı bir yaşam biçimi, alışılmadık bir gerçeklik çünkü çok gelişmiş.

Farklı Gri türleri var, bahsettiğim insansı Griler de öyle! Şu anda burada, gizli uzay programında, teknoloji yolunu seçtikten sonra milyonlarca yıllık evrimi geride bırakan varlıklar var ve geri döndüler çünkü bu zaman biriminde, buradan dallanıp budaklandıklarında her şeyin yanlış gittiği yerin burası olduğunu, buradan başladığını biliyorlar. (buradan, bu zaman diliminden düzeltmeye çalışıyorlar)

Şimdi, farklı Gri türleri var; insansı Griler, sürüngen Griler, böcek Griler, botanik Griler, memeli deniz hayvanı Griler... Yani bu insansı yapının farklı grupları var ve bazıları robot, android tipi Griler gibi. Yani her türden farklı Gri var ve anlaşıldığı gibi beş temel Gri türü var: İnsan, Memeli deniz hayvan, Böcek, Sürüngen, Botanik. Beş tür var ve sonra 2.40 metreden 1.80’e, ve 0.90 metreye kadar boyları olan farklı Gri türleri ortaya çıkıyor…

Ancak şunu netleştirmek istiyorum ki, Griler dediğimiz şeyin çok farklı varyasyonları var, bu yüzden onlardan bahsederken hangi gruba atıfta bulunduğumuz konusunda biraz daha belirli olmak çok daha güzel olur.

George Kavassilas

Beyond Disobedience.

Din Ötesi. Matrisin Ötesi. Zihin Kontrolünün Ötesi. Yeni Çağın Ötesi. Tanrının Ötesi. İtaatsizliğin Ötesi

İÇİNDEYKEN GÖREMEZSİNİZ


                                               İÇİNDEYKEN GÖREMEZSİNİZ

Hayatla ilgili en garip gerçeklerden biri şudur:

Bir şeyin derinliklerindeyken, onun size ne yaptığını çoğu zaman göremezsiniz.

Fırtınanın ortasında dururken fırtınayı net bir şekilde göremezsiniz.

Bir ilişkiye duygusal olarak bağlıyken onu net bir şekilde göremezsiniz.

Şartlanmayı, hâlâ kişiliğiniz olduğuna inanırken net bir şekilde göremezsiniz.

Hayatta kalma modelini, sinir sisteminiz hâlâ sizi koruduğunu düşünürken net bir şekilde göremezsiniz.

Kafesi göremezsiniz… onu ev sandığınızda.

İşte bu yüzden hayatınızın en büyük farkındalıklarından bazıları bir şey bittikten sonra gelir.

İlişki bittikten sonra.

Arkadaşlık bittikten sonra.

İş bittikten sonra.

Kimlik bittikten sonra.

Onaylanma bağımlılığı bittikten sonra.

Olmanız gerektiğini düşündüğünüz kendiniz olduktan sonra.

Birdenbire geriye bakıp şöyle düşünürsünüz:

"Bunu nasıl görmedim?"

Çünkü deneyime bakmıyordunuz.

Onun içinden bakıyordunuz.

Bu ayrım her şeydir.

Bir inancın içindeyken, onu bir inanç olarak deneyimlemezsiniz.

Onu gerçeklik olarak deneyimlersiniz.

Bir kalıbın içindeyken, onu bir kalıp olarak deneyimlemezsiniz.

Onu "ben sadece buyum" olarak deneyimlersiniz.

Korkunun içindeyken, dünya aslında daha tehlikeli görünür.

Güvensizliğin içindeyken, diğer insanlar daha yargılayıcı görünür.

Bağlılığın içindeyken, bir şeyi kaybetmek neredeyse imkansız gelir.

Bilinç durumunuz, gerçekliğin yorumlandığı mercek haline gelir.

Ve biz nadiren merceği fark ederiz.

Sadece onun içinden gördüklerimizi fark ederiz.

İŞTE BU YÜZDEN MESAFE BİLGELİK YARATABİLİR

Bazen iyileşme size hemen cevaplar vermez.

Size alan verir.

Sizinle tepki arasında alan.

Sizinle kişi arasında alan.

Sizinle hikaye arasında alan.

Farkındalık ile bir zamanlar kendiniz olduğuna inandığınız kimlik arasındaki boşluk.

Ve o boşlukta…

sonunda görüyorsunuz.

Ne kadar çok şeye katlandığınızı fark ediyorsunuz.

Ne kadar çok şeyin peşinden koştuğunuzu.

Kendinizi ne kadar çok açıklamaya çalıştığınızı.

Kontrol edilemeyecek şeyleri kontrol etmeye çalışarak ne kadar çok enerji harcadığınızı.

Kaç kararın aslında mantık maskesi takmış korku olduğunu.

Ve belki de en derin farkındalık:

“Ben” dediğiniz şeyin ne kadarının aslında şartlanma olduğunu keşfediyorsunuz.

Bu, en basit biçimlerinden birinde uyanıştır.

Yeni biri olmak değil.

Ama daha önce çok fazla içine dalmış olduğunuz için göremediğiniz şeyin bilincine varmak.

 FARKINDALIK BİRAZ MESAFE GEREKTİRİR

Bir şeyle tamamen özdeşleşirken onu tam olarak gözlemleyemezsiniz.

Öfkenizi görebildiğiniz an…

artık sadece öfke değilsiniz.

Korkunuzu görebildiğiniz an…

artık sadece korku değilsiniz.

Zihninizde dönüp duran hikayeyi görebildiğiniz an…

içinizdeki bir şey zaten hikayenin dışına çıkmıştır.

O şey farkındalıktır.

Ve bu, hayatın bazen bizi, umutsuzca korumak istediğimiz insanlardan, yerlerden, kimliklerden ve durumlardan uzaklaştırmasının nedenini açıklayabilir.

Her son ceza değildir.

Bazı sonlar, algı için gerekli mesafeyi yaratır.

Çünkü bazen odadan çıkmanız gerekir…

içinde neler olup bittiğini nihayet görebilmeniz için.

Ve bazen kendinizin farklı bir versiyonu olmanız gerekir…

eski halinizi anlayabilmeniz için.

Bu yüzden bugün geriye bakıp,

“Nasıl bu kadar uzun süre kalabildim?”

“Nasıl buna inanabildim?”

“Nasıl bunu göremedim?” diye merak ediyorsanız,

Unutmayın:

Şimdi bunu gören kişi, o zaman yaşayan kişinin henüz sahip olmadığı bir farkındalığa sahiptir.

Bu büyümedir.

Bu bakış açısıdır.

Bu, bilincin genişlemesidir.

Ve belki de bir şeyin gerçekten ötesine geçtiğinizin en açık işaretlerinden biri şudur:

Bir zamanlar size tamamen normal gelen şey…

şimdi dışarıdan bakıldığında tamamen farklı görünüyor.

Bazen netlik, bir şeyin içinden geçerken gelmez.

Bazen netlik, sonunda ondan çıktığınızda mümkün hale gelir.

 

John Roma

Benim.

Sensin.

Biziz.

Tek Kalp.

Sonsuz Bilinç.

27 Ağustos 2026

ARCONLAR (CİNLER)


 

ARCONLAR (CİNLER)

Arconlar olarak bilinen varlıklar. Bunlar mecazi şeytanlar veya soyut olumsuzluk güçleri değiller. Onlar, ilahi kıvılcımları, ruhları hapsetmek ve onları et ve kemikle özdeşleşmeye kandırmak için maddi dünyayı şekillendiren, zeki ve kötü niyetli kadim kozmik varlıklardır.

Kahvaltınızı veya hafta sonu planlarınızı seçebildiğiniz için özgür olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bu özgürlük değil, bir dikkat dağılımıdır. Bu tuzağın kökenleri, çoğu dinin keşfetmeye cesaret edemediği kadar derine iner. Yuhanna'nın gizli kitabına göre, Arkonların lideri, bu alemi kibir ve cehaletle şekillendiren cahil  Yuldabath'tır. Bilgelikten değil, ötesindeki daha yüksek gerçeklikleri görememe körlüğünden kendini tek tanrı ilan etti. Onun yaratımının temeli; bu evren, temelde kusurludur, daha saf bir şeyin çarpık bir kopyasıdır, aydınlanma için değil, kontrol için tasarlanmıştır. Yuldabath sevgiyle yaratmadı. İdaresi altına almak için  yarattı. Ve bu sadece fiziksel ızdırap ile ilgili değil. Zihinsel ve ruhsal gerçek hapishane . Arkonlar düşünceyi, inancı ve algıyı manipüle ederler. Sizi itaatkar tutmak için sistemler, hükümetler, dinler, hatta kültürel normlar inşa ettiler.

 Hayatın neden sürekli bir mücadele gibi geldiğini hiç merak ettiniz mi? Mutluluğun neden geçici, ızdırabın ise kaçınılmaz göründüğünü? Bu tesadüf değil. Bu bir tasarım. Sizin kafa karışıklığından ve çaresizlikten ürettiğiniz enerjiden beslenirler. Her korku, her hüsran, her kalp kırıklığı onlar için besindir.

Açık konuşalım, bu bodrum katında uydurulmuş saçaklı bir komplo teorisi değil. Yuhanna'nın gizli kitabı, baskın dini ve siyasi güçleri tehdit ettiği için bastırıldı. Bu kitap, birçok insana tapınmayı öğretildiği bu dünyanın tanrısının, iyiliğin nihai kaynağı değil, bir aldatıcı olduğunu öne sürüyordu. Bunun ne kadar radikal olduğunu düşünün; dünyanın ahlaki ve manevi sistemlerinin temeli, sahte bir tanrıya itaat üzerine kurulu. Bütün medeniyetler insanlığı uykuda tutmak, geçici zevklerin peşinden koşmak, kaçınılmaz acılardan korkmak ve nedenini asla sorgulamamak için tasarlandı.

Bu mezar, dünya, engellerle dolu. Doğum ilk pranga. Toplum ise kafesi güçlendiriyor. Ve ölüm? Maalesef bir kaçış değil. Arkonlar, ruhları ölüm anında yakalayıp, onları maddi dünyaya geri döndürüyorlar. Bu sistemde reenkarnasyon bir büyüme şansı değil, esaretin devamıdır. Ruhları itaatkar tutmak için karmik denge ve ilahi adalet yanılsamaları fısıldıyorlar.

Ama gerçek çok daha sinsi. Bu, kendi kendini idame ettiren bir ruh çiftliği, sonsuz  bir tuzağa düşme döngüsü. En sinsi yanı ne mi? Kafesinizi sevmeye şartlandırılmışsınız. Bedeninizi, kimliğinizi, bağlılıklarınızı, yani sizi yanılsamaya bağlı tutmak için tasarlanmış tüm yapıları sevmeye şartlandırılmışsınız. Arkonların zincirlere ihtiyacı yok. Sizi kendinizi zincirlemeye zorluyorlar. Bu, kozmik ölçekte psikolojik bir savaş. Ve binlerce yıldır neredeyse hiç kimse bunu fark etmedi.

Ama Gnostikler fark etti. Bunu belgelediler, zulüm riskini göze aldılar ve bilgiyi korumak için metinlerini sakladılar. Bu inançla ilgili değil, bilgiyle ilgili. Dünyayı gerçekten olduğu gibi görmek için, şimdiye kadar sahip olduğunuz her rahatlatıcı inancı paramparça etmeniz gerektiğini anladılar.

Acımasız, korkunç, ama aldatmanın boyutunu anlamanın tek yolu bu. İşte buradasınız. Ruhunuz için inşa edilmiş bir mezarın içinde yaşıyor, nefes alıyor, düşünüyorsunuz. Etrafınızdaki her yapı, güvendiğiniz her sistem, önemli olan tek soruyu sormanızı engellemek için özenle tasarlanmış: Gerçekten neden buradayım?

İlahi düzen veya iyiliksever bir evren hakkında size anlatılanları unutun. Rahatlatıcı anlatıları bir kenara bırakın ve geriye kalan şey bir aldatma hiyerarşisi, ipleri çekenlerin ışığın tanrıları değil, Arkonlar olarak bilinen kozmik parazitler olduğu bir güç yapısıdır.

Bu varlıklar hayal ürünü veya eski batıl inançlar değil, Yuhanna'nın gizli kitabında, maddi dünyayı cerrahi hassasiyetle domine eden uygun güçler olarak tanımlanırlar. Ve insanlar teoloji tartışarak zaman kaybederken, Arkonlar perde arkasında çalışarak, kontrolü sağlamak için varoluşun her katmanına yerleşirler.

Arkonların hükmetmek için görünmelerine gerek yok. Etkileri sistemiktir. Karmaşıklığı bir silah olarak tasarladılar; sosyal sistemler, otorite yapıları ve inanç sistemleri insanlığı sürekli bir kafa karışıklığı ve boyun eğme halinde tutuyor.

Her şeyi olduğu gibi kabul ettiğinizde, bu onların tasarımının mükemmel bir şekilde işlediği anlamına gelir. Bu varlıklar kaotik değil, organize, stratejik ve acımasızdırlar.

Peki ya yöntemleri? İnsanları ayartan şeytanlar hakkındaki ilkel bir düşünceden çok daha karmaşık. Arkanlar düşüncenin içine sızarak, özgüven eksikliği, korku ve kör itaat programları yerleştiriyorlar. Ordularla istila etmiyorlar, algıyı sömürgeleştiriyorlar.

Tarihsel olarak bu yeni bir şey değil. Antik Gnostik metinler sadece Arkonları tanımlamakla kalmadı, taktiklerini de özetledi. Yuhanna'nın gizli kitabına göre, Arkonlar Yuldabath tarafından yönetiliyor, ancak daha da rahatsız edici olan onun altındaki hiyerarşi. Bunlar rastgele varlıklar değil. Her Arkon, insan deneyiminin, arzunun, öfkenin, gururun ve cehaletin belirli alanlarını yöneterek, etkili bir şekilde zihinsel ve duygusal tuzaklar matrisi oluşturuyor.

Özgür iradenin mutlak olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onların sisteminde değil. Seçimin kendisini etkiliyorlar, insanlığı çatışma ve rehavet döngülerine yönlendiriyorlar. Savaşlar, açgözlülük, bölünme, bunlar sadece, insan doğası değil,  tasarım gereğidir.

Belki de merak ediyorsunuz, neden bu kadar ileri gidiyorlar? Peki onların bundan ne çıkarı var; enerji. Bu kozmik oyunda bilinç, para birimidir. Arconlar kanla veya kurbanlarla beslenmezler; ilgiye muhtaçlıkla, duygusal çalkantılarla, kaos ve acının yarattığı enerjik yıkımla beslenirler. Bir toplum ne zaman korku veya öfkeye kapılsa, ortaya çıkan enerjiyi kendi çıkarları için kullanırlar. İşte bu yüzden büyük çaplı çatışmalar ve toplumsal çalkantılar devam eder. Bu durum beceriksizlik veya tesadüf değil, onlar için bir geçim kaynağıdır.

Kurdukları yapıya bakın. Sadece korkuyla hükmetmiyorlar, umudu da manipüle ediyorlar. Kurtuluşun sahte vaatleri, sonsuz başarı arayışları ve ulaşılamaz idealler, insanlığı yanılsamaların peşinden koşturmak için kullanılan tüm dikkat dağıtıcı unsurlar.

Arconların insanlığın gelişmesiyle hiçbir ilgisi yok, sanki seçimmiş gibi maskeleyerek, itaat istiyorlar. Her kaçış yolunun başka bir tuzağa, her çözümün de gizlenmiş başka bir probleme yol açmasını sağlayanlar onlar.

Mahkumlar (insanlar) özgür olduklarına inanarak, duvarları olmayan bir hapishaneyi işte böyle devam ettiriyor.

 John G Bego

26 Ağustos 2026

Ben Dünya Merkezli bir Ruh muyum, Gezegenler Arası bir Ruh muyum, Melek miyim?



Üç Tür Ruh Vardır

George Noory, Linda Backmanı konuk edip Ruh hakkında reportaş yapıyor:

L- Üç tür ruh vardır. Bazılarımız dünya merkezli ruhlardır. Yani dünya merkezli bir ruh, dünyada bedenlenmek ve gelişmek üzere tasarlanmış bir ruhtur; genellikle yüzlerce, hatta bin veya daha fazla yaşam boyunca dünyada kalır. Büyür, gelişir, insan yaşamında tökezlenir, düşer kalkar. Daha yüksek bir alemde bir ruh kreşi vardır. Dünya merkezli ruhlar dünyaya gelmeden önce hazırlanır.

G- İkincisi nedir?

L- İkincisi gezegenler arası ruhtur. İnsanlar bu terimi başka terimler ile de adlandırabilir. Yıldız tohumu aynı anlama gelir, uzaylı aynı anlama gelir. Bu, dünya dışında bir yerde gelişen bir ruhtur. Bu ruhların dünyaya bedenlenmesinin tek nedeni, gelişmiş bir bakış açısından gelmeleridir. Bize burada yardım etmek için gelirler.

Üçüncüsü melek ruhudur. Melek ruhu, melekler aleminden gelir. Bu ruhlar alemi ilahi olanı destekler. Melek ruhları, kaynak (Yaratıcı) olarak düşündüğümüz yüksek frekansın enerjisini taşır. Bu temelde bir sevgi ve şefkat enerjisidir. Yani onların ayırt edilebilen enerjilerinin dünyaya gelme nedenleri daha fazla kabul, daha büyük bir barış, sevgi ve şefkat bakış açısına yardımcı olmaktır.

G- Genellikle farklı insan özelliklerine ve karakterlerine sahipler mi?

L- Yedi farklı ruh arketipi vardır. Hayata dair kendine özgü bir yönelimimiz vardır, bu da yedi örnekten biridir.

G- İster dünya merkezli, ister melekvari, ister gezegenler arası olun, bu durum bu gezegendeki yaşamınızı nasıl etkiler?

L- Şimdi gezegenler arası ruhlardan ve meleklerden bahsedeceğim. Gezegenler arası ruhlar genellikle boğuşurlar ederler. İnsanların yaşam biçimiyle boğuşurlar ederler. Bu, yetenekli, dürüst ve iyi kalpli insanlar  olmadığı anlamına gelmez. Elbette öyleler.

G- Öyle olduklarını biliyoruz.

L- "Ben dünya merkezli bir ruh muyum, gezegenler arası bir ruh muyum, melek miyim?" sorularının cevabını anlamanın değeri, kendimizi anlamaktır.  

G- Ne zaman ne olduğumuzu anlarız? Öldüğümüzde mi yoksa hayattayken mi öğrenebiliriz?

L- Bazı danışanlarım, regresyona gelmeden önce zaten biliyorlar veya hissediyorlar, "Ben falan yerden   gelmiyorum" diyorlar. Çocukken gece gökyüzüne bakmak beni çok etkilerdi. Gezegenlerin hareketlerinden büyülenirdim. Oralardan geldiğimi biliyordum. Diğer danışanlar ise regresyona gelirler ve regresyon yoluyla öğrenirler.

G- Ruh bedenden ayrılır mı?

L- Evet.

G- Peki sonra nereye gider? Ne yapar?

L- Yani doğduğumuzda, ruhumuzun bir fraktalını, bir parçasını, bir dilimini, tabiri caizse, taşıyoruz. Ruh enerjimizin bir yüzdesini doğumda bedenimize getiriyoruz. Bu, yaşayıp nefes almamızı sağlıyor. Geri kalanı ise yüksek benliğimizdir. Geri kalanı, yüksek benlik denilen daha yüksek alemdeki ruhumuzdur. Öldüğümüzde, yüksek benliğin o dilimi otomatik olarak bedenden çıkar. Otomatik pilottaymışık gibi . Sevdiklerimizin vefatını yaşayan veya yaşamış olan birçoğumuz bu değişimi hissederiz. Ruhun o parçası daha yüksek benliğe geri döner.

G- Ruhun ne yapacağına kim karar verir? Nasıl reenkarne olur? Nasıl bedenlenir?

L- Her zaman ruhani rehberlerimiz vardır. Daha yüksek bir alemden gelen bir yol gösterici güçten asla yoksun değiliz.

G-  Bize bu rehberlerden bahseder misiniz?

L- Yani, dünya merkezli bir ruh, gezegenler arası bir ruh, melek bir ruh, her zaman bir önder veya kıdemli bir rehbere sahiptir. Bu rehber, daha yüksek bir alemdeki bir ruhtur.

G- Tıpkı bir koruyucu melek gibi mi?

L- Evet. Bize yardımcı olurlar. Rehberimiz bizi asla terk etmez. Rehberimiz iyilikseverdir, yargılayıcı değildir. Yargılayıcı olmak onların görevi değildir. Onların görevi destekleyici olmak ve bizi daha etkili davranışlara yönlendirmektir.


23 Ağustos 2026

Evrenimize Sürülen Drokonlar

 


Yine Alex Collierin bir konferansından bir bölüm:

Drakonlar. Drakonlar çok büyük bir sürüngen ırkı. Drax olarak biliniyorlar.Drakon sürüngen ırkının bir kraliyet soyu var ve onlara C-car deniyor. Boyları 4,5 ila 6,7 ​​metre arasında değişiyor. Ağırlıkları 820 kilograma kadar çıkabiliyor. Kanatlı uzuvları var ve muhteşem, muhteşem varlıklar. Son derece durugörü yetenekleri var, son derece zekiler ve aynı zamanda son derece kötü niyetli de olabiliyorlar.

Görünüşe göre tam fiziksel görünümleri ile bizim zamanımıza, uzayımıza, Evrenimize getirildiler. Birileri onları buraya getirdi ve buraya atıp terkettiler. Kim attı? Bilmiyorum ve Andromedalılar da hala bilmiyor.

Ama fiziksel görünümleri ile buraya getirildiler ve Alpha Drakonis'e ve yakındaki yıldızlara götürüldüler, çünkü buraları onlara hayatta kalma şansını en çok verebilen en uygun yerilerdi.

Yani başka bir yerden kovuldular. Her neyse, bu durum kesinlikle hesaba katılması gereken önemli bir faktör. Çoğunluğu kendi çıkarlarını gözetir, İnsan ırkını umursamazlar, çünkü Evrenimize atıldıklarında, buranın onların emrinde olduğu söylendi.

Yani bunu yapan gerçekten büyük bir hata yapmış. Ve hala bu zihniyete sahipler.

Güneş sistemimizi haritalandıran ilklerden biriydiler. Aslında, bayraklarını buraya dikip "bizim" diyen ilk uzaylı ırkıydılar.

Görünüşe göre, bazılarının hala her şeyin, gezegenlerin içindeki ve üstündeki her şeyin kendilerine ait olduğu düşüncesi var. Ve bazılarının bu düşünceden vazgeçtiğini ve daha fazlasının da vazgeçeceğinin bilincindeyim.

Görünüşe göre üç milyar yıldır uzay yolculuğu yapıyorlar. Olağanüstü bir ırk. Gerçekten öyleler. Ama tavır takınmaktalar. (izleyiciler gülüyor).

Ve galaksimizdeki ve galaksimizin dışındaki birçok insan ırkı onlarla sorun yaşadı. Biliyorsunuz, hepsinin böyle olduğunu söylemek istemiyorum, ama Andromedalılardan haklarında duyduklarım gerçekten bu kadar.

Diğer tüm ırklar gibi onların da büyük sorunları oldu. Kesinlikle sürüngenimsi bir yapıya sahipler. Velopsiraptorlara (iki ayak üerinde yürüyen Dinozor tipi) benziyorlar, sadece farkı, boyları 6,7 metre civarında. Ve zekiler. Akıllılar. İnşa edebilirler.

Sadece bizden çok, çok farklılar.

Alex Collier


22 Ağustos 2026

Gri’ler mi, yoksa Sürüngen’ler mi daha çok zarar veriyor?

Gri’ler mi, yoksa Sürüngen’ler mi daha çok zarar veriyor?

Griler, evet öyleler. Daha da kötüler. Sürüngenlerden daha uzun süreli hasar veriyorlar. Evet, sürüngenler zihninize zarar verebilir. Beyninizi öyle bir noktaya kadar karıştırabilirler ki, egemen olsanız bile tutarlı bir konuşma bile yapamazsınız.

Yıllardır psikozla uğraşıyorsanız ve sürüngenler zihninizi o kadar karıştırdıysa ki buna hiçbir anlam veremiyorsanız, bir arınma tedavisinden (bedenden atma) sonra bile normale dönmek çok zor çünkü kafanız çok karışık.

Beyninizi kelimenin tam anlamıyla karıştırıyorlar. Yani sürüngenlerin yaptığı en zararlı şeylerden biri de açıkça bilincinize zarar vermeleri? Ama Griler bunu yapmaz. Griler fiziksel bedeninize zarar vermeye çalışırlar. Sizi fiziksel olarak kırmaya çalışırlar. Yani çok farklılar ve bu lanet olasıcaların şu anda birlikte çalışmalarının sebeplerinden biri. Griler ve sürüngenler ikisi de görev başında. Dün rehberime  tüm bu hasara neyin sebep olduğunu sordum ve sürüngenler ve Gri uzaylılar dediler. Sonra, ikisi de şimdi aynı anda birar aradalar mı diye sordum. Hayır, sırayla geliyorlar dediler. Ben de, ne demek sırayla geliyorlar diye sordum. Zach (rehberi) açıkladı, hayır, Gri uzaylılar iki hafta boyunca geliyor, sonra gidiyor ve sürüngenler iki hafta boyunca geliyor, yer değiştiriyorlar. Yani birbirlerinin ayaklarına basmıyorlar. paylaşmak zorunda değiller. Sırayla geliyorlar. Yani etki altında olan biri iki hafta boyunca psikolojik tacize uğruyor. Sonra iki hafta daha çok fiziksel tacize uğruyor.

Anlayacağınız gibi, bu durum beni çok kızdırıyor. Bu yüzden bu konuda çok öfkeliyim. Bir Gri uzaylının insanlara bu tür sorunlar çıkardığını öğrenmekten daha çok beni kızdıran bir şey olduğunu sanmıyorum. Çünkü çıkarıyorlar. Temelde, çılgın bilim insanları gibiler. Hiçbir mantığı yok.

Bunların hiçbirinde bir düzen yok. İnsanlar üzerinde, belki de melez programı için deneyler yapıyorlardır. “Belki de kendi ırklarının devamını sağlamaya çalışıyorlar. Biliyorsunuz, kendilerini genetik aşırı manipülasyonları yüzünden yok olmaktan kurtarmaya çalışıyorlardır." Kendilerini o kadar kötü GDO'luyorlardı ki artık üreyemiyorlar bile. Peki ne yapıyorlar?

Birisi, "Griler neyden nefret eder? Diye sordu. Beyaz Adaçayı mı? Hayır, Grilerin koku alma duyusu bile yok.". Çünkü sordum, "Griler neden kokulardan etkilenmiyor?" dedim. Aslında, koku bile alamıyorlar. Kendi kendime "Tamam, bu mantıklı." dedim. Bu birçok şeyi açıklıyor, özellikle de çöp yığını Grileri, çünkü kendilerini bile koklayamıyorlar. Güneşte iki hafta beklemiş ve çürümuş çöp gibi koktuklarının farkında değiller. Yani, işte böyle kokuyorlar. Ve bu kokunun farkında değiller.

Onların ruhu yok, Jacob onların ruhu bile olmadığını söyledi. Hayır, yok. Gri uzaylıların ruhu yok. Onlar programlanmış. Sadece klonlar. Onlar genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO). Ve sorun çıkarmak için programlanmışlar. Hepsi bu. Hiçbir şeyi iyileştirmek için programlanmamışlar. Hiçbir şeyi incelemek için programlanmamışlar. Kelimenin tam anlamıyla, insanlar üzerinde uygulayabilecekleri teknolojiye sahip, sanrı ve yanılğı dolu psikopatlar.

Peki Gri uzaylılardan seni kim kurtarır? Ruh rehberleri, eğitimli ruh rehberleri, Gri varlıklardan seni kurtarır.

Lara Starr

Fikrim;

Bu tür istilaların altında olan çok insan var. Arkadaşlarımın arasında bile oldukça sık gördüğüm durum bu. Durumun hiç farkında olmayan modern Tıp, bilmediğinden dolayı buna çözüm bulamıyor. Yanlış teşhislerle, hemen bildiği 3-5 hastalığı etiketleyip, sentetik kimyasalları dayıyor, yani durumu sentetikler ile çok daha kötüleştiriyorlar. Bir Empat olarak söylüyorum, düşünebiliyor musunuz istila altında olanların çektikleri ızdırapları, çoğu zaman sebebini bile bilmediğiniz çıldırtacak derecede huzursuzluk, acı ve daha kötüsü yardım edecek kimsenin olmaması. Farkında olsakta olmasakta büyük bir çoğunluğumuzun bedenine yapışmış, değişik eterik varlıklar var. Hele hele derinlemesine ruhsal gelişme içinde olanlarımızın peşini pek bırakmıyorlar. Korunma esas! Tütsüleme gibi metotlar da eğer istila çok güçlü ise çoğu zaman pek işe yaramıyor bunlara karşı. Evi tütsülediğinde bunlar dışarı çıkıp kaçıyor, tütsünün etkisi geçince geri geliyorlar. Bunlara karşı tütsünün kokusu değil, frekansı esas. Hissettiğimde ben eğer bulabilirsem, Palo Santo, Sandal Ağacı, Öd Ağacı ve Günlük (Frankincense) yakıyorum, aroma terapi yağ ve esansları da kullanıyorum, ortalık iyice dumanlanacak ve haftada 3-4 kez yapmalı. Aroma terapi yağ ve esansları da etkili, ama eğer genlerin onlar için çok çekici ise bunlar da yetmeyebiliyor. Lara gibi bu alanlarda başarılı çalışmaları olan kişilere her zamandan çok ihtiyacımız var.