28 Ağustos 2026

Beş Temel Gri Türü


Gri ırkı türleri hakkında George Kavassilas’ın kısa, bilgi amaçlı videosundan aldığım bir bölüm: 

Bahsettiğim bu özel grup, bu zaman çizgisinden ayrılan orijinal gruptu ve geri döndüler çünkü bu varlıklar... Birçoğu zaman içinde yaşıyor, yani bildiğimiz anlamda bir uzay-zaman konumunda değil, zaman içinde yolculuk yapıyorlar ve sonra gerçekliğe düşüyorlar. Bu farklı bir yaşam biçimi, alışılmadık bir gerçeklik çünkü çok gelişmiş.

Farklı Gri türleri var, bahsettiğim insansı Griler de öyle! Şu anda burada, gizli uzay programında, teknoloji yolunu seçtikten sonra milyonlarca yıllık evrimi geride bırakan varlıklar var ve geri döndüler çünkü bu zaman biriminde, buradan dallanıp budaklandıklarında her şeyin yanlış gittiği yerin burası olduğunu, buradan başladığını biliyorlar. (buradan, bu zaman diliminden düzeltmeye çalışıyorlar)

Şimdi, farklı Gri türleri var; insansı Griler, sürüngen Griler, böcek Griler, botanik Griler, memeli deniz hayvanı Griler... Yani bu insansı yapının farklı grupları var ve bazıları robot, android tipi Griler gibi. Yani her türden farklı Gri var ve anlaşıldığı gibi beş temel Gri türü var: İnsan, Memeli deniz hayvan, Böcek, Sürüngen, Botanik. Beş tür var ve sonra 2.40 metreden 1.80’e, ve 0.90 metreye kadar boyları olan farklı Gri türleri ortaya çıkıyor…

Ancak şunu netleştirmek istiyorum ki, Griler dediğimiz şeyin çok farklı varyasyonları var, bu yüzden onlardan bahsederken hangi gruba atıfta bulunduğumuz konusunda biraz daha belirli olmak çok daha güzel olur.

George Kavassilas

Beyond Disobedience.

Din Ötesi. Matrisin Ötesi. Zihin Kontrolünün Ötesi. Yeni Çağın Ötesi. Tanrının Ötesi. İtaatsizliğin Ötesi

İÇİNDEYKEN GÖREMEZSİNİZ


                                               İÇİNDEYKEN GÖREMEZSİNİZ

Hayatla ilgili en garip gerçeklerden biri şudur:

Bir şeyin derinliklerindeyken, onun size ne yaptığını çoğu zaman göremezsiniz.

Fırtınanın ortasında dururken fırtınayı net bir şekilde göremezsiniz.

Bir ilişkiye duygusal olarak bağlıyken onu net bir şekilde göremezsiniz.

Şartlanmayı, hâlâ kişiliğiniz olduğuna inanırken net bir şekilde göremezsiniz.

Hayatta kalma modelini, sinir sisteminiz hâlâ sizi koruduğunu düşünürken net bir şekilde göremezsiniz.

Kafesi göremezsiniz… onu ev sandığınızda.

İşte bu yüzden hayatınızın en büyük farkındalıklarından bazıları bir şey bittikten sonra gelir.

İlişki bittikten sonra.

Arkadaşlık bittikten sonra.

İş bittikten sonra.

Kimlik bittikten sonra.

Onaylanma bağımlılığı bittikten sonra.

Olmanız gerektiğini düşündüğünüz kendiniz olduktan sonra.

Birdenbire geriye bakıp şöyle düşünürsünüz:

"Bunu nasıl görmedim?"

Çünkü deneyime bakmıyordunuz.

Onun içinden bakıyordunuz.

Bu ayrım her şeydir.

Bir inancın içindeyken, onu bir inanç olarak deneyimlemezsiniz.

Onu gerçeklik olarak deneyimlersiniz.

Bir kalıbın içindeyken, onu bir kalıp olarak deneyimlemezsiniz.

Onu "ben sadece buyum" olarak deneyimlersiniz.

Korkunun içindeyken, dünya aslında daha tehlikeli görünür.

Güvensizliğin içindeyken, diğer insanlar daha yargılayıcı görünür.

Bağlılığın içindeyken, bir şeyi kaybetmek neredeyse imkansız gelir.

Bilinç durumunuz, gerçekliğin yorumlandığı mercek haline gelir.

Ve biz nadiren merceği fark ederiz.

Sadece onun içinden gördüklerimizi fark ederiz.

İŞTE BU YÜZDEN MESAFE BİLGELİK YARATABİLİR

Bazen iyileşme size hemen cevaplar vermez.

Size alan verir.

Sizinle tepki arasında alan.

Sizinle kişi arasında alan.

Sizinle hikaye arasında alan.

Farkındalık ile bir zamanlar kendiniz olduğuna inandığınız kimlik arasındaki boşluk.

Ve o boşlukta…

sonunda görüyorsunuz.

Ne kadar çok şeye katlandığınızı fark ediyorsunuz.

Ne kadar çok şeyin peşinden koştuğunuzu.

Kendinizi ne kadar çok açıklamaya çalıştığınızı.

Kontrol edilemeyecek şeyleri kontrol etmeye çalışarak ne kadar çok enerji harcadığınızı.

Kaç kararın aslında mantık maskesi takmış korku olduğunu.

Ve belki de en derin farkındalık:

“Ben” dediğiniz şeyin ne kadarının aslında şartlanma olduğunu keşfediyorsunuz.

Bu, en basit biçimlerinden birinde uyanıştır.

Yeni biri olmak değil.

Ama daha önce çok fazla içine dalmış olduğunuz için göremediğiniz şeyin bilincine varmak.

 FARKINDALIK BİRAZ MESAFE GEREKTİRİR

Bir şeyle tamamen özdeşleşirken onu tam olarak gözlemleyemezsiniz.

Öfkenizi görebildiğiniz an…

artık sadece öfke değilsiniz.

Korkunuzu görebildiğiniz an…

artık sadece korku değilsiniz.

Zihninizde dönüp duran hikayeyi görebildiğiniz an…

içinizdeki bir şey zaten hikayenin dışına çıkmıştır.

O şey farkındalıktır.

Ve bu, hayatın bazen bizi, umutsuzca korumak istediğimiz insanlardan, yerlerden, kimliklerden ve durumlardan uzaklaştırmasının nedenini açıklayabilir.

Her son ceza değildir.

Bazı sonlar, algı için gerekli mesafeyi yaratır.

Çünkü bazen odadan çıkmanız gerekir…

içinde neler olup bittiğini nihayet görebilmeniz için.

Ve bazen kendinizin farklı bir versiyonu olmanız gerekir…

eski halinizi anlayabilmeniz için.

Bu yüzden bugün geriye bakıp,

“Nasıl bu kadar uzun süre kalabildim?”

“Nasıl buna inanabildim?”

“Nasıl bunu göremedim?” diye merak ediyorsanız,

Unutmayın:

Şimdi bunu gören kişi, o zaman yaşayan kişinin henüz sahip olmadığı bir farkındalığa sahiptir.

Bu büyümedir.

Bu bakış açısıdır.

Bu, bilincin genişlemesidir.

Ve belki de bir şeyin gerçekten ötesine geçtiğinizin en açık işaretlerinden biri şudur:

Bir zamanlar size tamamen normal gelen şey…

şimdi dışarıdan bakıldığında tamamen farklı görünüyor.

Bazen netlik, bir şeyin içinden geçerken gelmez.

Bazen netlik, sonunda ondan çıktığınızda mümkün hale gelir.

 

John Roma

Benim.

Sensin.

Biziz.

Tek Kalp.

Sonsuz Bilinç.

27 Ağustos 2026

ARCONLAR (CİNLER)


 

ARCONLAR (CİNLER)

Arconlar olarak bilinen varlıklar. Bunlar mecazi şeytanlar veya soyut olumsuzluk güçleri değiller. Onlar, ilahi kıvılcımları, ruhları hapsetmek ve onları et ve kemikle özdeşleşmeye kandırmak için maddi dünyayı şekillendiren, zeki ve kötü niyetli kadim kozmik varlıklardır.

Kahvaltınızı veya hafta sonu planlarınızı seçebildiğiniz için özgür olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bu özgürlük değil, bir dikkat dağılımıdır. Bu tuzağın kökenleri, çoğu dinin keşfetmeye cesaret edemediği kadar derine iner. Yuhanna'nın gizli kitabına göre, Arkonların lideri, bu alemi kibir ve cehaletle şekillendiren cahil  Yuldabath'tır. Bilgelikten değil, ötesindeki daha yüksek gerçeklikleri görememe körlüğünden kendini tek tanrı ilan etti. Onun yaratımının temeli; bu evren, temelde kusurludur, daha saf bir şeyin çarpık bir kopyasıdır, aydınlanma için değil, kontrol için tasarlanmıştır. Yuldabath sevgiyle yaratmadı. İdaresi altına almak için  yarattı. Ve bu sadece fiziksel ızdırap ile ilgili değil. Zihinsel ve ruhsal gerçek hapishane . Arkonlar düşünceyi, inancı ve algıyı manipüle ederler. Sizi itaatkar tutmak için sistemler, hükümetler, dinler, hatta kültürel normlar inşa ettiler.

 Hayatın neden sürekli bir mücadele gibi geldiğini hiç merak ettiniz mi? Mutluluğun neden geçici, ızdırabın ise kaçınılmaz göründüğünü? Bu tesadüf değil. Bu bir tasarım. Sizin kafa karışıklığından ve çaresizlikten ürettiğiniz enerjiden beslenirler. Her korku, her hüsran, her kalp kırıklığı onlar için besindir.

Açık konuşalım, bu bodrum katında uydurulmuş saçaklı bir komplo teorisi değil. Yuhanna'nın gizli kitabı, baskın dini ve siyasi güçleri tehdit ettiği için bastırıldı. Bu kitap, birçok insana tapınmayı öğretildiği bu dünyanın tanrısının, iyiliğin nihai kaynağı değil, bir aldatıcı olduğunu öne sürüyordu. Bunun ne kadar radikal olduğunu düşünün; dünyanın ahlaki ve manevi sistemlerinin temeli, sahte bir tanrıya itaat üzerine kurulu. Bütün medeniyetler insanlığı uykuda tutmak, geçici zevklerin peşinden koşmak, kaçınılmaz acılardan korkmak ve nedenini asla sorgulamamak için tasarlandı.

Bu mezar, dünya, engellerle dolu. Doğum ilk pranga. Toplum ise kafesi güçlendiriyor. Ve ölüm? Maalesef bir kaçış değil. Arkonlar, ruhları ölüm anında yakalayıp, onları maddi dünyaya geri döndürüyorlar. Bu sistemde reenkarnasyon bir büyüme şansı değil, esaretin devamıdır. Ruhları itaatkar tutmak için karmik denge ve ilahi adalet yanılsamaları fısıldıyorlar.

Ama gerçek çok daha sinsi. Bu, kendi kendini idame ettiren bir ruh çiftliği, sonsuz  bir tuzağa düşme döngüsü. En sinsi yanı ne mi? Kafesinizi sevmeye şartlandırılmışsınız. Bedeninizi, kimliğinizi, bağlılıklarınızı, yani sizi yanılsamaya bağlı tutmak için tasarlanmış tüm yapıları sevmeye şartlandırılmışsınız. Arkonların zincirlere ihtiyacı yok. Sizi kendinizi zincirlemeye zorluyorlar. Bu, kozmik ölçekte psikolojik bir savaş. Ve binlerce yıldır neredeyse hiç kimse bunu fark etmedi.

Ama Gnostikler fark etti. Bunu belgelediler, zulüm riskini göze aldılar ve bilgiyi korumak için metinlerini sakladılar. Bu inançla ilgili değil, bilgiyle ilgili. Dünyayı gerçekten olduğu gibi görmek için, şimdiye kadar sahip olduğunuz her rahatlatıcı inancı paramparça etmeniz gerektiğini anladılar.

Acımasız, korkunç, ama aldatmanın boyutunu anlamanın tek yolu bu. İşte buradasınız. Ruhunuz için inşa edilmiş bir mezarın içinde yaşıyor, nefes alıyor, düşünüyorsunuz. Etrafınızdaki her yapı, güvendiğiniz her sistem, önemli olan tek soruyu sormanızı engellemek için özenle tasarlanmış: Gerçekten neden buradayım?

İlahi düzen veya iyiliksever bir evren hakkında size anlatılanları unutun. Rahatlatıcı anlatıları bir kenara bırakın ve geriye kalan şey bir aldatma hiyerarşisi, ipleri çekenlerin ışığın tanrıları değil, Arkonlar olarak bilinen kozmik parazitler olduğu bir güç yapısıdır.

Bu varlıklar hayal ürünü veya eski batıl inançlar değil, Yuhanna'nın gizli kitabında, maddi dünyayı cerrahi hassasiyetle domine eden uygun güçler olarak tanımlanırlar. Ve insanlar teoloji tartışarak zaman kaybederken, Arkonlar perde arkasında çalışarak, kontrolü sağlamak için varoluşun her katmanına yerleşirler.

Arkonların hükmetmek için görünmelerine gerek yok. Etkileri sistemiktir. Karmaşıklığı bir silah olarak tasarladılar; sosyal sistemler, otorite yapıları ve inanç sistemleri insanlığı sürekli bir kafa karışıklığı ve boyun eğme halinde tutuyor.

Her şeyi olduğu gibi kabul ettiğinizde, bu onların tasarımının mükemmel bir şekilde işlediği anlamına gelir. Bu varlıklar kaotik değil, organize, stratejik ve acımasızdırlar.

Peki ya yöntemleri? İnsanları ayartan şeytanlar hakkındaki ilkel bir düşünceden çok daha karmaşık. Arkanlar düşüncenin içine sızarak, özgüven eksikliği, korku ve kör itaat programları yerleştiriyorlar. Ordularla istila etmiyorlar, algıyı sömürgeleştiriyorlar.

Tarihsel olarak bu yeni bir şey değil. Antik Gnostik metinler sadece Arkonları tanımlamakla kalmadı, taktiklerini de özetledi. Yuhanna'nın gizli kitabına göre, Arkonlar Yuldabath tarafından yönetiliyor, ancak daha da rahatsız edici olan onun altındaki hiyerarşi. Bunlar rastgele varlıklar değil. Her Arkon, insan deneyiminin, arzunun, öfkenin, gururun ve cehaletin belirli alanlarını yöneterek, etkili bir şekilde zihinsel ve duygusal tuzaklar matrisi oluşturuyor.

Özgür iradenin mutlak olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onların sisteminde değil. Seçimin kendisini etkiliyorlar, insanlığı çatışma ve rehavet döngülerine yönlendiriyorlar. Savaşlar, açgözlülük, bölünme, bunlar sadece, insan doğası değil,  tasarım gereğidir.

Belki de merak ediyorsunuz, neden bu kadar ileri gidiyorlar? Peki onların bundan ne çıkarı var; enerji. Bu kozmik oyunda bilinç, para birimidir. Arconlar kanla veya kurbanlarla beslenmezler; ilgiye muhtaçlıkla, duygusal çalkantılarla, kaos ve acının yarattığı enerjik yıkımla beslenirler. Bir toplum ne zaman korku veya öfkeye kapılsa, ortaya çıkan enerjiyi kendi çıkarları için kullanırlar. İşte bu yüzden büyük çaplı çatışmalar ve toplumsal çalkantılar devam eder. Bu durum beceriksizlik veya tesadüf değil, onlar için bir geçim kaynağıdır.

Kurdukları yapıya bakın. Sadece korkuyla hükmetmiyorlar, umudu da manipüle ediyorlar. Kurtuluşun sahte vaatleri, sonsuz başarı arayışları ve ulaşılamaz idealler, insanlığı yanılsamaların peşinden koşturmak için kullanılan tüm dikkat dağıtıcı unsurlar.

Arconların insanlığın gelişmesiyle hiçbir ilgisi yok, sanki seçimmiş gibi maskeleyerek, itaat istiyorlar. Her kaçış yolunun başka bir tuzağa, her çözümün de gizlenmiş başka bir probleme yol açmasını sağlayanlar onlar.

Mahkumlar (insanlar) özgür olduklarına inanarak, duvarları olmayan bir hapishaneyi işte böyle devam ettiriyor.

 John G Bego

26 Ağustos 2026

Ben Dünya Merkezli bir Ruh muyum, Gezegenler Arası bir Ruh muyum, Melek miyim?



Üç Tür Ruh Vardır

George Noory, Linda Backmanı konuk edip Ruh hakkında reportaş yapıyor:

L- Üç tür ruh vardır. Bazılarımız dünya merkezli ruhlardır. Yani dünya merkezli bir ruh, dünyada bedenlenmek ve gelişmek üzere tasarlanmış bir ruhtur; genellikle yüzlerce, hatta bin veya daha fazla yaşam boyunca dünyada kalır. Büyür, gelişir, insan yaşamında tökezlenir, düşer kalkar. Daha yüksek bir alemde bir ruh kreşi vardır. Dünya merkezli ruhlar dünyaya gelmeden önce hazırlanır.

G- İkincisi nedir?

L- İkincisi gezegenler arası ruhtur. İnsanlar bu terimi başka terimler ile de adlandırabilir. Yıldız tohumu aynı anlama gelir, uzaylı aynı anlama gelir. Bu, dünya dışında bir yerde gelişen bir ruhtur. Bu ruhların dünyaya bedenlenmesinin tek nedeni, gelişmiş bir bakış açısından gelmeleridir. Bize burada yardım etmek için gelirler.

Üçüncüsü melek ruhudur. Melek ruhu, melekler aleminden gelir. Bu ruhlar alemi ilahi olanı destekler. Melek ruhları, kaynak (Yaratıcı) olarak düşündüğümüz yüksek frekansın enerjisini taşır. Bu temelde bir sevgi ve şefkat enerjisidir. Yani onların ayırt edilebilen enerjilerinin dünyaya gelme nedenleri daha fazla kabul, daha büyük bir barış, sevgi ve şefkat bakış açısına yardımcı olmaktır.

G- Genellikle farklı insan özelliklerine ve karakterlerine sahipler mi?

L- Yedi farklı ruh arketipi vardır. Hayata dair kendine özgü bir yönelimimiz vardır, bu da yedi örnekten biridir.

G- İster dünya merkezli, ister melekvari, ister gezegenler arası olun, bu durum bu gezegendeki yaşamınızı nasıl etkiler?

L- Şimdi gezegenler arası ruhlardan ve meleklerden bahsedeceğim. Gezegenler arası ruhlar genellikle boğuşurlar ederler. İnsanların yaşam biçimiyle boğuşurlar ederler. Bu, yetenekli, dürüst ve iyi kalpli insanlar  olmadığı anlamına gelmez. Elbette öyleler.

G- Öyle olduklarını biliyoruz.

L- "Ben dünya merkezli bir ruh muyum, gezegenler arası bir ruh muyum, melek miyim?" sorularının cevabını anlamanın değeri, kendimizi anlamaktır.  

G- Ne zaman ne olduğumuzu anlarız? Öldüğümüzde mi yoksa hayattayken mi öğrenebiliriz?

L- Bazı danışanlarım, regresyona gelmeden önce zaten biliyorlar veya hissediyorlar, "Ben falan yerden   gelmiyorum" diyorlar. Çocukken gece gökyüzüne bakmak beni çok etkilerdi. Gezegenlerin hareketlerinden büyülenirdim. Oralardan geldiğimi biliyordum. Diğer danışanlar ise regresyona gelirler ve regresyon yoluyla öğrenirler.

G- Ruh bedenden ayrılır mı?

L- Evet.

G- Peki sonra nereye gider? Ne yapar?

L- Yani doğduğumuzda, ruhumuzun bir fraktalını, bir parçasını, bir dilimini, tabiri caizse, taşıyoruz. Ruh enerjimizin bir yüzdesini doğumda bedenimize getiriyoruz. Bu, yaşayıp nefes almamızı sağlıyor. Geri kalanı ise yüksek benliğimizdir. Geri kalanı, yüksek benlik denilen daha yüksek alemdeki ruhumuzdur. Öldüğümüzde, yüksek benliğin o dilimi otomatik olarak bedenden çıkar. Otomatik pilottaymışık gibi . Sevdiklerimizin vefatını yaşayan veya yaşamış olan birçoğumuz bu değişimi hissederiz. Ruhun o parçası daha yüksek benliğe geri döner.

G- Ruhun ne yapacağına kim karar verir? Nasıl reenkarne olur? Nasıl bedenlenir?

L- Her zaman ruhani rehberlerimiz vardır. Daha yüksek bir alemden gelen bir yol gösterici güçten asla yoksun değiliz.

G-  Bize bu rehberlerden bahseder misiniz?

L- Yani, dünya merkezli bir ruh, gezegenler arası bir ruh, melek bir ruh, her zaman bir önder veya kıdemli bir rehbere sahiptir. Bu rehber, daha yüksek bir alemdeki bir ruhtur.

G- Tıpkı bir koruyucu melek gibi mi?

L- Evet. Bize yardımcı olurlar. Rehberimiz bizi asla terk etmez. Rehberimiz iyilikseverdir, yargılayıcı değildir. Yargılayıcı olmak onların görevi değildir. Onların görevi destekleyici olmak ve bizi daha etkili davranışlara yönlendirmektir.


23 Ağustos 2026

Evrenimize Sürülen Drokonlar

 


Yine Alex Collierin bir konferansından bir bölüm:

Drakonlar. Drakonlar çok büyük bir sürüngen ırkı. Drax olarak biliniyorlar.Drakon sürüngen ırkının bir kraliyet soyu var ve onlara C-car deniyor. Boyları 4,5 ila 6,7 ​​metre arasında değişiyor. Ağırlıkları 820 kilograma kadar çıkabiliyor. Kanatlı uzuvları var ve muhteşem, muhteşem varlıklar. Son derece durugörü yetenekleri var, son derece zekiler ve aynı zamanda son derece kötü niyetli de olabiliyorlar.

Görünüşe göre tam fiziksel görünümleri ile bizim zamanımıza, uzayımıza, Evrenimize getirildiler. Birileri onları buraya getirdi ve buraya atıp terkettiler. Kim attı? Bilmiyorum ve Andromedalılar da hala bilmiyor.

Ama fiziksel görünümleri ile buraya getirildiler ve Alpha Drakonis'e ve yakındaki yıldızlara götürüldüler, çünkü buraları onlara hayatta kalma şansını en çok verebilen en uygun yerilerdi.

Yani başka bir yerden kovuldular. Her neyse, bu durum kesinlikle hesaba katılması gereken önemli bir faktör. Çoğunluğu kendi çıkarlarını gözetir, İnsan ırkını umursamazlar, çünkü Evrenimize atıldıklarında, buranın onların emrinde olduğu söylendi.

Yani bunu yapan gerçekten büyük bir hata yapmış. Ve hala bu zihniyete sahipler.

Güneş sistemimizi haritalandıran ilklerden biriydiler. Aslında, bayraklarını buraya dikip "bizim" diyen ilk uzaylı ırkıydılar.

Görünüşe göre, bazılarının hala her şeyin, gezegenlerin içindeki ve üstündeki her şeyin kendilerine ait olduğu düşüncesi var. Ve bazılarının bu düşünceden vazgeçtiğini ve daha fazlasının da vazgeçeceğinin bilincindeyim.

Görünüşe göre üç milyar yıldır uzay yolculuğu yapıyorlar. Olağanüstü bir ırk. Gerçekten öyleler. Ama tavır takınmaktalar. (izleyiciler gülüyor).

Ve galaksimizdeki ve galaksimizin dışındaki birçok insan ırkı onlarla sorun yaşadı. Biliyorsunuz, hepsinin böyle olduğunu söylemek istemiyorum, ama Andromedalılardan haklarında duyduklarım gerçekten bu kadar.

Diğer tüm ırklar gibi onların da büyük sorunları oldu. Kesinlikle sürüngenimsi bir yapıya sahipler. Velopsiraptorlara (iki ayak üerinde yürüyen Dinozor tipi) benziyorlar, sadece farkı, boyları 6,7 metre civarında. Ve zekiler. Akıllılar. İnşa edebilirler.

Sadece bizden çok, çok farklılar.

Alex Collier


22 Ağustos 2026

Gri’ler mi, yoksa Sürüngen’ler mi daha çok zarar veriyor?

Gri’ler mi, yoksa Sürüngen’ler mi daha çok zarar veriyor?

Griler, evet öyleler. Daha da kötüler. Sürüngenlerden daha uzun süreli hasar veriyorlar. Evet, sürüngenler zihninize zarar verebilir. Beyninizi öyle bir noktaya kadar karıştırabilirler ki, egemen olsanız bile tutarlı bir konuşma bile yapamazsınız.

Yıllardır psikozla uğraşıyorsanız ve sürüngenler zihninizi o kadar karıştırdıysa ki buna hiçbir anlam veremiyorsanız, bir arınma tedavisinden (bedenden atma) sonra bile normale dönmek çok zor çünkü kafanız çok karışık.

Beyninizi kelimenin tam anlamıyla karıştırıyorlar. Yani sürüngenlerin yaptığı en zararlı şeylerden biri de açıkça bilincinize zarar vermeleri? Ama Griler bunu yapmaz. Griler fiziksel bedeninize zarar vermeye çalışırlar. Sizi fiziksel olarak kırmaya çalışırlar. Yani çok farklılar ve bu lanet olasıcaların şu anda birlikte çalışmalarının sebeplerinden biri. Griler ve sürüngenler ikisi de görev başında. Dün rehberime  tüm bu hasara neyin sebep olduğunu sordum ve sürüngenler ve Gri uzaylılar dediler. Sonra, ikisi de şimdi aynı anda birar aradalar mı diye sordum. Hayır, sırayla geliyorlar dediler. Ben de, ne demek sırayla geliyorlar diye sordum. Zach (rehberi) açıkladı, hayır, Gri uzaylılar iki hafta boyunca geliyor, sonra gidiyor ve sürüngenler iki hafta boyunca geliyor, yer değiştiriyorlar. Yani birbirlerinin ayaklarına basmıyorlar. paylaşmak zorunda değiller. Sırayla geliyorlar. Yani etki altında olan biri iki hafta boyunca psikolojik tacize uğruyor. Sonra iki hafta daha çok fiziksel tacize uğruyor.

Anlayacağınız gibi, bu durum beni çok kızdırıyor. Bu yüzden bu konuda çok öfkeliyim. Bir Gri uzaylının insanlara bu tür sorunlar çıkardığını öğrenmekten daha çok beni kızdıran bir şey olduğunu sanmıyorum. Çünkü çıkarıyorlar. Temelde, çılgın bilim insanları gibiler. Hiçbir mantığı yok.

Bunların hiçbirinde bir düzen yok. İnsanlar üzerinde, belki de melez programı için deneyler yapıyorlardır. “Belki de kendi ırklarının devamını sağlamaya çalışıyorlar. Biliyorsunuz, kendilerini genetik aşırı manipülasyonları yüzünden yok olmaktan kurtarmaya çalışıyorlardır." Kendilerini o kadar kötü GDO'luyorlardı ki artık üreyemiyorlar bile. Peki ne yapıyorlar?

Birisi, "Griler neyden nefret eder? Diye sordu. Beyaz Adaçayı mı? Hayır, Grilerin koku alma duyusu bile yok.". Çünkü sordum, "Griler neden kokulardan etkilenmiyor?" dedim. Aslında, koku bile alamıyorlar. Kendi kendime "Tamam, bu mantıklı." dedim. Bu birçok şeyi açıklıyor, özellikle de çöp yığını Grileri, çünkü kendilerini bile koklayamıyorlar. Güneşte iki hafta beklemiş ve çürümuş çöp gibi koktuklarının farkında değiller. Yani, işte böyle kokuyorlar. Ve bu kokunun farkında değiller.

Onların ruhu yok, Jacob onların ruhu bile olmadığını söyledi. Hayır, yok. Gri uzaylıların ruhu yok. Onlar programlanmış. Sadece klonlar. Onlar genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO). Ve sorun çıkarmak için programlanmışlar. Hepsi bu. Hiçbir şeyi iyileştirmek için programlanmamışlar. Hiçbir şeyi incelemek için programlanmamışlar. Kelimenin tam anlamıyla, insanlar üzerinde uygulayabilecekleri teknolojiye sahip, sanrı ve yanılğı dolu psikopatlar.

Peki Gri uzaylılardan seni kim kurtarır? Ruh rehberleri, eğitimli ruh rehberleri, Gri varlıklardan seni kurtarır.

Lara Starr

Fikrim;

Bu tür istilaların altında olan çok insan var. Arkadaşlarımın arasında bile oldukça sık gördüğüm durum bu. Durumun hiç farkında olmayan modern Tıp, bilmediğinden dolayı buna çözüm bulamıyor. Yanlış teşhislerle, hemen bildiği 3-5 hastalığı etiketleyip, sentetik kimyasalları dayıyor, yani durumu sentetikler ile çok daha kötüleştiriyorlar. Bir Empat olarak söylüyorum, düşünebiliyor musunuz istila altında olanların çektikleri ızdırapları, çoğu zaman sebebini bile bilmediğiniz çıldırtacak derecede huzursuzluk, acı ve daha kötüsü yardım edecek kimsenin olmaması. Farkında olsakta olmasakta büyük bir çoğunluğumuzun bedenine yapışmış, değişik eterik varlıklar var. Hele hele derinlemesine ruhsal gelişme içinde olanlarımızın peşini pek bırakmıyorlar. Korunma esas! Tütsüleme gibi metotlar da eğer istila çok güçlü ise çoğu zaman pek işe yaramıyor bunlara karşı. Evi tütsülediğinde bunlar dışarı çıkıp kaçıyor, tütsünün etkisi geçince geri geliyorlar. Bunlara karşı tütsünün kokusu değil, frekansı esas. Hissettiğimde ben eğer bulabilirsem, Palo Santo, Sandal Ağacı, Öd Ağacı ve Günlük (Frankincense) yakıyorum, aroma terapi yağ ve esansları da kullanıyorum, ortalık iyice dumanlanacak ve haftada 3-4 kez yapmalı. Aroma terapi yağ ve esansları da etkili, ama eğer genlerin onlar için çok çekici ise bunlar da yetmeyebiliyor. Lara gibi bu alanlarda başarılı çalışmaları olan kişilere her zamandan çok ihtiyacımız var. 

 

21 Ağustos 2026

Siz Genetik Olarak Soylusunuz

 

Alex Collier'ın son yıllarda verdiği konferastan bir bölüm:

Sunabilecekleri bir teknoloji var ve yardım etmek isteyen birçok ırktan sadece biri Andromedanlar. Ama yine de, özgür irademiz var. Bu tür bir yardımı davet etmek için bilinçli bir çaba gösterilmesi gerekiyor. Ancak aynı zamanda, ve de bu onların en büyük endişelerinden biri, bizden de biraz sorumluluk almamızı istiyorlar.

 Bunu yapmak için gezegendeki herkesin katılması gerekmiyor. Toplumun belirli bir  yüzdesi gerekiyor. Bana söylenenlere göre, bu yüzde %7 ile %12 arasında bir yerde, 100 maymun sendromu denilen şeyi yaratmadan önce, yani bilinçli bir değişim yaşanmadan önce.

 Tüm insanların buna katılmaları bile gerekmiyor. Aniden bir bilinç değişimi yaşayacaklar. Ve bana söylenenlere göre, bu yüzdeye çok, çok yaklaşıyoruz, bu bir domino etkisi yaratacak. Ve aniden insanlar değişiklikler yapmaya başlayacaklar. Belki de nedenini bile bilmiyor olcaklar ve bu noktada bunun bir önemi yok, yeter ki bazı değişiklikler ve dönüşümler yaparak, korkuyu bir kenara bıraksınlar ve karşılıklı saygı, sevgi ve öz sorumluluğu tam olarak benimsesinler. Önemli olan tek şey bu. Bunu bekliyorlar, çünkü buraya gelip bize bakıcılık yapmak istemiyorlar. Galaksimizde geçmişte böyle şeyler yaşandığında işe yaramadı. Karşılıklı bir ilişki, karşılıklı bir anlaşma, karşılıklı sorumluluk olmadan müdahale etmenin, gezegendeki ırkı güçsüzleştirdiğini keşfettiler. Ve kimse bu hatayı tekrar yapmak istemiyor.

 Şimdi, neden Dünya? Ve sonra her şeyin benim için nasıl başladığına geçeceğiz. Neden Dünya? Andromedalıların bakış açısına göre, bu gezegendeki hepimiz, milliyetimiz ve ülkemiz ne olursa olsun, genetik olarak soyluyuz. Şimdi, bu kavramı bir an düşünün.

Bilim bize bir hata olduğumuzu, aniden biz haline gelen bir kimyasal havuz olduğumuzu söylüyor. Ayrıca hayvansı bir ışık formundan evrimleştiğimizi de söylüyorlar. Bize daha birçok farklı şey de söyleniyor. Tamam mı?

 Şu anda, bu sunum için, bunların hiçbiri aslında önemli değil. Çünkü önemli olan şu anda kim olduğumuz ve şu anda nerede olduğumuz. İşte çok gelişmiş bir medeniyet Dünya'ya geri dönüyor ve diyor ki, size kendiniz hakkında söylenen hemen hemen her şeyin saçmalık, yalan olduğunu bilmenizi istiyoruz.

 Aslında siz ruhsal varlıklarsınız ve genetik olarak soylusunuz. Tamam mı? Bu sunumdan başka hiçbir şey anlamasanız bile, lütfen sadece bunu anlayın.

Sizinle ilgili affedilmez hiçbir şey yok. Sizinle ilgili sevgisiz hiçbir şey yok. Sizinle ilgili çok alçakgönüllü davranıp değerinizi görmemezlikten gelme şansı hiç yok. Siz genetik olarak soylusunuz.

Şimdi yapmanız gereken tek şey bunu kucaklamak. Bir ruh olarak kim olduğunuzu kucaklamak.

Gücünüzü ve öz sorumluluğunuzu ortaya koyun. Hali hazıda olduğunuz lider olun. Hepiniz lidersiniz. Ve bu, dünyamızda olanlar ile uzaylı dünyalarında olanlar arasındaki büyük farklardan biri.

Uzaylı medeniyetlerinde. Her bir insan, lider olmak üzere yetiştiriliyor ve eğitiliyor. Takipçi yok. Başkan yok. Takip edilen insanlar yok. Hayır yok.

 Andromeda dünyasında, halklarından herhangi biri, çocuklarından herhangi biri başkan olabilir. Herhangi biri. Çünkü hepsi aynı bilgiye sahip. Tutarlılık yasası denilen şeyi uyguluyorlar. Tamam mı? Her çocuk, erkek veya kadın, engelli fark etmeksizin, ebeveynlerinin bildiği her şeyi öğrenir. Bilim insanlarının bildiği her şeyi. Onlardan hiçbir şey saklanmaz. Çocuklar, dünyamızda 150 ila 200 yıla denk gelen bir süre okula giderler ve orada tüm bilimleri öğrenirler. Kültürlerinde, toplumlarında gerekli olan her şeyi yapmayı öğreniyorlar. Katkıda bulundukları sürece istedikleri her şeyi yapmayı ve olmayı seçebiliyorlar. O teknoloji, o beceri, o bağlılık, o topluma yönelik niyet. İhtiyaç duydukları her şey onlara veriliyor. Hiçbir şey onlardan esirgenmiyor.

 Çocuklarına çocuk bakıcısı olsun diye televizyonu icat etmeyi asla düşünmezler. Bu asla olmaz. Her şey ruhun evrimine, maneviyata ve ırklarının ilerlemesine yöneliktir. Bu, tutarlılık yasasıdır. Nüfuslarını aptallaştırmıyorlar, ki bu da gezegenimizde durdurup bırakmamız gereken bir şey.

Alex Collier

20 Ağustos 2026

Hangi Tür Yıdız Tohumu Olduğumuzu Nasıl Öğreneceğiz?

 


Hangi Tür Yıdız Tohumu Olduğumuzu Nasıl Öğreneceğiz?

Jenna, hangi yıldız tohumu olduğunuzu nasıl öğrenebileceğimizi bilmek istiyor. Şöyle ki, her yıldız tohumunun farklı özelliklerini öğreniyorsunuz. Ve özellikleri öğrendikten sonra, hangisiyle en çok uyum sağladığınızı hissedebiliyorsunuz. Birçok farklı ırk var, bazıları daha az biliniyor. Bu yüzden daha nadir yıldız tohumu türlerini belirlemek biraz zor. Daha nadir yıldız tohumu türleri kimler? Örneğin, mavi Pleiadianlar. Seleno Pleiadianlar. Oldukça nadirler. Maya Pleiadianlar da oldukça nadir. Başka kim? Düşünmeye çalışıyorum? Mintocanlar? Lyranlar? Hmm. Başka kim? Mavi Kuşlar? Kuşlar genel olarak oldukça nadir. Yani bunlar, genellikle öğrendiğimiz daha nadir ırklar. Henüz adını bile bilmediğimiz ırklar bile var, özellikle de son derece yüksek titreşimli olanlar. Ama sonra en yaygın türler var, bunlar Nordikler, Tagetanlar, Anganlar. Alpha Centauri nadir olanlardan biri. Keşke Alpha Centauri demeseydim. Onlar daha da nadir.
Andromedalılar, Syrianlar, Arcturianlar var. Yani çoğu insan bu kategorilere giriyor. Dediğim gibi, farklı Pleiadian türleri, Tagetanlar, ki ben Tagetanım. Tagetanlar daha çok bilim insanı, kaşif, araştırmacıdırlar.Biraz savaşçı gibiler, ama tam olarak değil, Daniel Jackson (Stargate filmi) gibi savaşçılar. Bazılarında biraz da olsa bir tür heyecan var. Ama çoğunlukla, birçoğu daha çok çalışmaya, araştırmaya, keşfe meraklı.
Andromedalılar da buna çok benziyor. Onlar da keşfe ilgi duyuyorlardı. Ve savaşçı statüleri açısından çok güçlüler. Andromedalılar oldukça savaşçı bir ırktır. Çok gelişmiş teknolojiye sahipler. Çok ileri düzeydeler. Arcturianlar da temelde teknolojik olarak en gelişmiş ırklardan biridir. Ayrıca cinsiyetleri yok. Teknik olarak bir cinsiyetleri olurdu fakat üçüncü bir cinsiyetleri olabilirdi. Hah, hah... .
Özelliklerini öğrendikten sonra, hangisiyle daha çok özdeşleştiğinizi anlayabilirsiniz.
Lara Starr

-Gri’leri Gerçekten Durduran Tek Şey-

 


Musallat olan negative varlıklar dediğimizde hep aklımıza Cin’ler gelir. Aslında Gri’ler de çok sık bizlere musallat olurlar. İrademiz dışında kaçırılmalar gibi.Tabi bunları defetmek te başlı başına bir iş. Kendi çabalarımız çoğu zaman yetersiz kalıyor. Gri ırkı ve benzeri negative varlıkları defetmede başarılı olan insanlardan bir Lara Starr. Aşağıda bir örnek veriyor. 

-Gri’leri Gerçekten Durduran Tek Şey-

Birisi, "Eğer musallat olmuş Gri varlıklar hiçbir şeyden rahatsız olmuyorsa, onlardan nasıl kurtulursunuz?" diye sordu.  

Kapı bekçiniz var. Kapı bekçinizi eğitmeniz gerekiyor. Rehberinizin ne yapacağını bildiğinden emin olmalısınız. Her rehber Gri varlıklarla nasıl başa çıkılacağını bilmez. 

Eğer durum bu ise, her zaman, rehberlerden Gri varlıklarla nasıl başa çıkılacağını bilen bir ruh rehberi getirmelerini isteyebilirsiniz?".

Sürekli Gri varlıklardan rahatsızsanız, dediğim gibi, sormazsanız alamazsınız, öyle değil mi? Yani Gri varlıklarla nasıl başa çıkılacağını bilen bir rehber istemezseniz alamazsınız.

Ve eğer bu yıllardır süregelen bir sorunsa, bazen olan budur. Titreşiminizi tekrar desteklemeniz gerekecek ve daha güçlü bir zihniyete sahip olmanız gerekecek. Ayrıca, güçlü bir zihniyet, musallat olanlardan kurtulup egemen olmanın en büyük faktörlerinden biri olduğunu da unutmayın.

Gri Hibrit programa dahil olan bir müşterim vardı. Bu özel müşteriyi yaklaşık 50 kez temizledim. Neredeyse her temizleme seansında, ona daha fazla Gri varlık yapışıyordu ve çok inatçıydılar. Ben de buna çok sinirleniyordum.

Şöyle düşünüyordum: Bu lanet olasıları sonuca ulaşana kadar gerekirse günde 10 kez kontrol edeceğim. 

Ve rehberlere sordum, o da bunlardan biri mi yoksa ona mı takıntılılar? Ve cevapta dediler ki, uzun zamandır genetik materyalini kullanıyorlar ve onun benzersiz bir DNA'sı olduğundan DNA’sını kullanmak istiyorlar. Bu yüzden sürekli geri geliyorlar.

Ben de, peki, ne yapabiliriz diye sordum? Tütsü yakabilir miyiz? Bunu, şunu  yapabilir miyiz? Hayır, bunların hiçbiri işe yaramayacak dediler. Ben de dedim ki, o zaman ne yapabiliriz? Onlar da, sürekli kontrol etmeniz gerekecek dediler. Sürekli hala gelip gelmediklerini kontrol etmeniz gerekecek. Biz de öyle yaptık. Kontrol ettik, kontrol ettik, kontrol ettik... 

Ve muhtemelen temizledim. Sadece ben diyemeyeceğim, ruhsal rehberlerimle birlikte muhtemelen Kaynak’a 200 tane Gri gönderdim (öldürdüm). 

Sonra, o kadar çok Gri göndermeyi bıraktıklarını fark etmeye başladık. Her seferinde üç Gri göndermek yerine, bir Gri gönderiyorlardı. 

Ve bir süre sonra, daha fazla göndermeden önce bir veya iki gün beklediklerini fark ettik. Askeri birliklerini kaybetmeye devam etmek istemiyorlardı. Bu yüzden sonunda durdular ve defolup gittiler. 

Daha sonra, söz konusu kişiyi her kontrol ettiğimizde, Ya egemenliğini kazandı ya da sadece etkili bir tür bir silahı vardı. 

Ve düşünmeye başladım, acaba neden? Neyi farklı yaptık? Neden birdenbire onu yalnız bıraktılar? Biliyor musun, neden? Vazgeçtiler.

Çünkü yüz asker daha kaybetmek istemediler. Bir kişi yüzünden kendi halklarından yüz kişiyi daha kaybetmek istemediler.

Lara Starr


Sümer tabletleri doğruyu mu anlatıyordu?

 


 Sümer metinler gerçekten doğru olsaydı, çamur yerine altına yazılmış olurlardı” 

 Anunnaki, uzaylı anlamına gelen eski bir kelime. Anunnaki, insan olmayan anlamına geliyor. Yani insanlar ve Anunnaki vardı. Bu, temelde galaktik anlamına gelen eski bir kelimeydi. Yani o zamanlar galaktik olan herkes bu kategoriye giriyordu. Hepsi, sürüngenler, tüm Pleiadesliler, aklınıza gelen herkes. Herkes Anunnaki'ydi.

İnsan değilseniz, Anunnaki'ydiniz. Bu yüzden birçok insanın Anunnaki hakkında farklı görüşleri ve kim olduklarına dair farklı inançları var. Sümer'de gördüğünüz her şey uydurma. Ve insanların uydurduğunu kastetmiyorum. Tam anlamıyla sürüngenler tarafından uyduruldu. Bunu söylemenin ne kadar çılgınca olduğunun farkındayım. Bunu her söylediğimde egom irkiliyor. Ama egomu iyileştirebilirim.

Ama egom ne kadar ,incilse de, bu doğru. Kimin söylediğini unuttum ama, “o metinler gerçekten doğru olsaydı, çamur yerine altına yazılmış olurlardı” . Yani, Zekeriya, Sintian ve diğerlerinin bizim nasıl yaratıldığımız ve benzeri şeyler hakkında tüm bu bilgileri aldığını iddia ettikleri o kil tabletler...

Bu, orijinal İncil'di. Buraya nasıl geldiğimizi açıklamak için gerçek olmayan bir nedene ihtiyaçları vardı. İnsanların dini kabul etmeyeceğini biliyorlardı. Daha bilimsel temelli insanlar için bir tür kabul görmeleri gerekiyordu. Ve gerçeğin dışında her şeye inanmanızı tercih ederlerdi.

Size binlerce farklı seçenek sunmayı tercih ederlerdi, değil mi? Ve bunların hiçbiri gerçek değildi. Yani temelde olan buydu. Bütün bunlar insanlara yalan söylemenin bir yolu. Bize ucube laboratuvarlarda yaratıldığımız gerçeğini söylemeden nasıl oluşturulduğumuza dair bir açıklama yaratmaya çalışıyorlardı.

Ve bu gerçek. Atlantislilerin laboratuvarlarında yaratıldık. Biz, yaklaşık 22 farklı galaktik ırkın bir karışımıyız; bu birleşmeyi onlar yarattı. Ve insanlar buradan geldi.

Bu yüzden abuk subuk çok eleştiri alıyorum. İnsanlar Sümer tabletlerinin uydurma olduğunu duymaktan hoşlanmıyorlar. Ama öyleydi. Tabletler original  İncilin kökeniydi. İnsanları kafalarını karıştırmak için yaratıldı.

Ve ne yazık ki, biliyorsunuz, çok fazla seçeneğiniz olmadığında; Çünkü gerçeği bastırıyorlar,  bastırdıklarını her yerde görüyorsunuz, gerçekten başka her şeye inanmanızı istiyorlar, bu yüzden sürekli sahte hikayeler ve bu saçmalıkları yayıyorlar.

Evet, aynen öyle. Tarihimiz hakkında bilgi edinmek istiyorsanız, Barbara Marciniak tarafından Pleiadianlar aracılığıyla aktarılan  “Şafağın Getiricileri” (Bringers of the Down) kitabı en sevdiklerimden biri.
Ve bu, astral seyahat sırasında rehberlerim tarafından bana söylenenlerle birebir örtüşüyor.

Lara Starr

Astral Exploration


18 Ağustos 2026

Genlerimizde 22 Farklı Dünya Dışı Irklara ait Hafıza ve Bilgilerimiz Var

 30 yıl önceden Alex Collier'in konferansından bir bölüm:

Neden biz?

Dünya gezegenine neden bu kadar çok ilgi? Neden biz? Biz küçücük bir noktayız, galaksinin kenarındaki küçücük bir noktayız. Sadece küçücük bir güneş sistemi.

Galaksi içi ve galaksiler arası yolculuk evrenimizde 4,4 milyar yıldır var. Şu an doğrusal zamanlamadan bahsediyorum, çünkü anlamanın tek yolu bu. Kendi yıldız sistemlerinden çıkıp yolculuk yapan birçok uzaylı grup, galaksimizin bizim sektörümüzden geçerken, her zaman burada, Dünya'da dururlardı. Neden? Çünkü çok güzel. Bol miktarda suya sahip, ki bu galaksimizde çok nadir. Çoğu yerden farklı olarak bitki örtüsü ve yaşam formlarına sahip. Ve sadece bu değil, bulundukları yerden yeterince uzakta, bu da kelimenin tam anlamıyla istedikleri her şeyi yapabilmeleri, ve kimsenin de buna bir şey dememesi. Kalabalıktan uzak dinlenme yeri, bir inziva yeri gibiydi. Ve kalıcı değiller, 50 yıl gibi bir sure kalıp gidecekler, ki bu, eğer birkaç bin yıllık bir ömür yaşarsanız, bu hafta sonu demek. Biliyorsunuz, bizim için 50 yıl, neredeyse bir ömür. Ve sadece üzerinde oynayarak,  genetiğimizi istedikleri yönde değiştirebileceklerdi. Keşif yaparken başka yaşam formları da toplayacaklardı. Genetiklerini değiştirdikten sonra canlıları burada bırakıp evrimleşip evrimleşemeyeceklerini, var olup olamayacaklarını göreceklerdi. Her türlü şeyi yapatılar.

Uzaylılar altın veya gümüşe değer vermezler. Ya da elmaslarla. Onlar bunlarla ilgilenmezler. Onların ilgilendiği şey genetik. Değer verdikleri şey bu. Yaşam formları. Ve biz, yani bilim insanlarımız da şimdi bu yönde ilerliyor. Tamam. Peki,  Andromedalılara göre, bizlerin, Terrence, Dünya insanlarının, şu anda sahip olduğu belirli fiziksel formlarımız var.

Bu, en az 22 farklı ırkın genetik manipülasyonunun doğrudan bir sonucu.

Üzerimizde oynanan genetic manuupulasyonların sonucu gezegende en azından  22 farklı ırk var. Şimdi, ırk tiplerinden bahsettiğim şey, gezegen üzerindeki farklı fiziksel, genetic ve kimyasallardan oluşan yapısal bileşimler. Bundan dolayı 22 tane vucut tipimiz var. Bu yüzden farklı fiziksel görünümüne sahip çok sayıda farklı ırkımız var.

Şimdi, bu manipülasyon yüzünden, olan şu ki, gezegen ırkı olarak, içimizde, genetik olarak, ve ırksal hafıza olarak, en az 22 farklı dünya dışı ırka ait bilgiler var. Bu da demek oluyor ki, fiziksel olarak bağ kurabiliriz,doğurabiliriz, veya neredeyse her türle, Griler hariç, üreme gerçekleştirebiliriz.  

Aslında, bir dereceye kadar, Griler ve böcek benzeri ırklrla da birleşerek yeni ırklar üretebiliriz. Ama neredeyse diğer tüm formlarla, sürüngenler de dahil olmak üzere, yeni ırk üretebiliriz. DNA'mızda sadece birkaç değişiklikle kolayca yeni ırklar üretebiliriz. Biz tekiz. Bu aynı zamanda galaksimizde bu kadar çok farklı ırkın bir arada bulunduğu tek gezegen. Size Andromeda örneğini vereceğim. Andromedalılar bir insan ırkı, DNA'ları o kadar saf, o kadar temiz ki, genetil açıdan hep kendi kendileri ile üremeleri nedeniyle, şimdi genetik çökme belirtilerini görmeye başlıyorlar. Başka bir deyişle, soy hattı bazı genetik zayıflıklar göstermeye başlıyor. Pleiades de bunu bir milyon yıl sonra deneyimleyecek. Onlar da aynı problemle yüzleşecekler. Gri uzaylılar zaten bunu deneyimliyor. Bu durumun yaşandığı başka ırklar da var, özellikle insan ırkları, aynı ırk içinde, aynı aile içinde çok uzun sure çiftleşme nedeniyle genetik materyalin kırılmaya başladığı yerler.

Şimdiye kadar beni takip edebildiniz mi? Onlara yardımcı olmak için bu genetik desteği, yeni genetik materyali ekleyebilecek tek bir ırk var. Ve o da biziz. Ama DNA'mızı kullanamazlar, fiziksel yapılarımızı kullanamazlar, çünkü bilincimiz farklı. Çok düşük bir seviyede titreşiyoruz. Ayrıca, Gri ırkın yaptığı gibi buraya gelip çalamazlar, çünkü bu özgür iradenin ihlalidir. Bu da birinci en önemli yasadır. İkincisi, istenmedikçe gelişen bir ırka müdahale etmeyin veya karışmayın. Elbette, istenmedi. Son 5000 yıldır isteniyoruz. Gezegen çapında bir ırk olarak büyük ölçüde manipüle edildik. İşte bu yüzden üzerimizde bu kadar çok ilgi var.

Şimdi,olumsuzlar, olumsuz güçler, ve buna dünya hükümetini de dahil ediyorum, bizi baskı altında, bölünmüş, negatif ortamda tutup, birbirimizle savaştırıp  yükselmemizi engellemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Mükemmel bir iş çıkarıyorlar.

İyiliksever olanlar ise, bizim bir ırk olarak bir araya gelmemizi istiyorlar. Koşulsuz sevgiye veya koşulsuz sorumluluk alanına geçmemizi istiyorlar. Ama bunu öyle bir şekilde yapmalılar ki, bunun bizim fikrimiz olduğunu düşünelim. Çünkü özgür irademizi ihlal edemezler. Şimdiye kadar herkes bunu anladı mı? Yani, bu çok zor bir durum. Gerçekten karmaşık. Keşke her şeye siyah beyaz diyebilseydim. Ama değil. Çok karmaşık bir durum.

Gri ırkının  müdahalesi yüzünden, ve hükümetimiz, temelde, gizli hükümet, bizi sattığı için, hepimizi şimdi evrimleşmeye zorladı, gezegen düzeyinde değil,  Bireysel düzeyde. Her birimiz içimize dönmeli, kendimize bakmalı ve sormalıyız:

Ben kimim? Hayatımla ne yapıyorum? Gerçekten yapmak istediğim bu mu? Bütün bunlardan gerçekten mutlu muyum?

Alex Coliier


15 Ağustos 2026

Uzaylıların Tarih Öğretisi

 Göbekli Tepenin en eski uygarlık olduğunu söyleyen bizim Tarih öğretimimizin dışında kalan Andromeda uygarlığının Dünya tarihini nasıl açıkladığına bir göz atalım

 

Tamam, zamanım azaldığı için San Josec dönemine geçiyorum. San Josec dönemi, günümüzden 65 milyon yıl öncesini kapsar.

Bazen memeliler çağı olarak da adlandırılır çünkü en büyük kara hayvanları bu dönemde gelişmiştir.

Aynı zamanda çiçekli bitkiler çağı, böcekler çağı, balıklar çağı ve kuşlar çağıdır.

Dünya dışı tarih.

Güneş sistemimiz giderek daha fazla ziyaret ediliyordu. Güneş sistemimizde üç çok karmaşık ekosistem mevcuttur: Dünya, Mars ve Uranüs.

Dünya dışı yaşam formları için ilk tam zamanlı, kendi kendine yeten cennet veya biyosfer, Kuzey Amerika'da, şu anda New Mexico ve Arizona olarak bilinen yerin altında kurulmuştur.

Cennet, Eden kelimesi biyosfer anlamına gelir. İncil'den bunun Cennet Bahçesi anlamına geldiği öğretilir.

Cennet Bahçesi. Kelimenin orijinal olarak geldiği dünya dışı dilde ise biyosfer anlamına gelir. Yanlarında canlı bir yaşam alanı getirerek buraya naklettiler, böylece keşif yapmadan, bahçe işleriyle uğraşmadan veya Dünya'nın geri kalanına yönelmeden alıştıkları gibi yaşayabileceklerdi.

Bu, tıpkı bir karavan satın almak gibi bir düşünce. Amerika Birleşik Devletleri'nde seyahat ederken yapmak istediğiniz şey, yanınızda bir ev götürmektir. Teori tamamen aynı. Tamam mı? Aynı mekanizma. Sadece bir biyosfer getirdiler çünkü belki de Dünya zamanına göre bin yıl gibi bir süre burada kalacaklardı.

Çünkü bizimkiyle aynı fizyolojiye sahip değiller. Sanırım bir insanın ortalama yaşam süresi 74. Andromedalılar için bu 2000 yıl. Yani burada 100 yıl geçirmek onlar için kelimenin tam anlamıyla bir hafta sonu demek. Bizim içinse neredeyse iki nesil demek. Anladınız mı?

Yani, tüm bunların tam olarak nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışırken büyük, radikal bir uyum gerekiyor çünkü aradan geçen yıl sayısı akıl almaz.

Dünya tarihi; yani, uzaylıların tarih öğretisi.

Bu koloni, “CCAR” tarafından kurulan ve kast sürüngenlerden biyomühendislik yoluyla üretilen bir sürüngen karakoluydu. Daha sonra, 763.132 yıl önce, “Orion” ve “Capella”dan diğer sürüngen ittifakları burada varlıklarını kurdular.

Büyük Ayı'dan koloniler, şu anda Uramene, Çin olarak bilinen Eden'de kuruldu.

Orion, kolonisini şu anda Şili'nin güney ucundaki Yogan Dağı'nda kurdu.

Capellalılar, Eden'lerini şu anda Gine, Kuzey Afrika, Batı Afrika olarak bilinen yerde kurdular.

Diğerleri de şöyle takip ediyor.

MÖ 701.655'te Lyranlar, Kuzey Afrika'da Libya ve Nijer sınırında Dünya üzerinde bir koloni kurdular.

Ve MÖ 604.000, 604.003 yıllarında Cassiopeialılar, Kuzey Afrika'da Cezayir olarak bilinen küçük bir Eden (cennet) kurdular.

Şimdi Nibiru olarak bildiğimiz Butez, ilk kolonisini MÖ 585.133'te Kahire, Mısır ve Orion'da kurdu.

Bu şöyle devam etti.

MÖ 71.933'te, Lyralılar, Cirrus A., Pleiades, Ursa Minor, Aslan ve Butez'den gelen uzaylıların kolektif kolonisi olan Lemurya kuruldu.

MÖ 57.600'de, Pleiades, Andromeda, Butez, yani Nibiru, Alderbaran, Antarianlar, Hades ve Sagittaryalıların oluşturduğu Atlantis kuruldu.

MÖ 31.017'de Lemurya bir savaşta yok edildi.

27.603 yılında, Atlantis'i oluşturan üç kıtadan ikisi, kıtalara fırlatılan bir asteroit tarafından yok edildi.

MÖ 329'da Büyük İskender, kendisine eşlik eden ve onu zafere götüren beş uzaylıyla karşılaştı.

MS 1779'da Arabistan'da Nibiru, kraliyet aileleriyle temasa geçti.

1481'de İtalya, Roma'da, yine Nibiru aracılığıyla Avrupa kraliyet aileleriyle temas kuruldu.

3 Mayıs 1561'de Almanya, Nürnberg'de, Alderbaranlar, eski Roma İmparatorluğu'nun Habsburgları ile ilk teması kurdu.

4 Kasım 1697'de Almanya, Hamburg'da, Nibirulular aracılığıyla Avrupa kraliyet ailelerinden biri olan Habsburglar ile tekrar temas kuruldu.

MS 323'te Büyük Konstantin, Draconian ve Orion uzaylılarıyla temasa geçti. Elbette, Hristiyanlığı O başlattı.

Uzaylılarla temas milyonlarca ve yüz binlerce yıldır devam ediyor.

Gezegende uzaylılarla hiçbir temasın olmadığı 300 yıllık bir dönem vardı.

Amerika Birleşik Devletleri işte bu 300 yıl içinde ortaya çıktı.

Doğal eğilimimiz monarşilerden kurtulmak ve kendimiz için özgürlük aramaktır. Bu bizim doğal eğilimimizdir. Bu, kendi başımıza bırakıldığımızda gerçekleşti.

Özgürlük denilen bu şeye, çok çok değerli bir hediyeye sahibiz.

Cumhuriyet mükemmel değil, ama en azından bizim. En azından biz söz sahibiyiz ve üzerinde bir miktar da olsa kontrolümüz var. Bunu kaybetmek üzereyiz. Bunu olabildiğince uzun süre korumamız şart.

Gerçek kan renginiz, klorofil gibi yeşildi

Andromedan Görüş Açısından Dünya İnsanı geçmişine kısa bir bakış   

Alex Collier'in yıllar önce dinleyip unuttuğun siyah beyaz bir çok video konferansı var. Bunlardan önüme gelen kısa bölümleri paylaşıyorum. Ne kadar kopuk kopuk görünse bile yine çok şey öğretiyor bizlere. 

Görünüşe göre hepimiz bakır bazlıydık. Fizyolojimizin tamamı bakıra dayanıyordu. Hepimiz Asildik. Hepimiz kraliyet ailesindendik. Aslında hala öyleyiz. Sadece fizyolojimiz artık aynı şekilde çalışmıyor. Ve bunun nedeni de görünüşe göre burada olan bir nükleer savaş. Burada meydana gelen nükleer savaşlardan biri. Peki, neden Dünya? Birincisi, gerçekten çok güzel bir yer.

Su bulunan tek gezegen değil. Ve bilim insanlarının su bulunan farklı uydulardan bahsettiklerini dinlediğinizde, kendinize şunu sormanız gerekiyor: Su nereden geldi?

Atmosferi olmayan bir uydunuz varsa, su oraya nasıl geldi? Çünkü Ay her zaman bulunduğu yerde değildi. Her zaman bugün olduğu gibi değildi. Atmosferi vardı.

Ay’I alıp götürdüler. Dünya bile yörüngesinden iki kez kaydırıldı. Ve eğer mümkünse, Jay-Z (ilişkili olduğu Andromedalı) ile de konuştuğum gibi, bunu tekrar yapmak istiyorlar.

Nuh tufanı, gezegenin orijinal yörüngesinden hareket etmesiydi. Tufana sebep olan buydu. Burada, gezegene küçük bir zincir takıp onu hareket ettiren devasa ana gemilerden bahsediyoruz.

Okey, bu teknolojiye sahipler. Tamam, görünüşe göre yeterince disiplinli olursak ve niyetimize net bir şekilde odaklanırsak, bunları kendi zihnimizle de yapabiliriz.

Tamam, Ramtha'nın size tam olarak bunu öğrettiğini Jay-Z ile konuştuğumda öğrendim.. Okey, zamanın içine ve fiziksel varoluşa düşmeden önce kim olduğumuzu hatırlamak.

Dolayısı ile bunu okuyacağım.

Üçüncü yoğunluk ölçümünüzün doğrusal zaman diliminde, yani 439.231 rotasyon öncesinde, güneş sisteminizde büyük ölçekli bir savaş yaşandı.

Bu saldırganlık, yalnızca Dünya'lıları değil, Nibiru'daki yaşayanları da etkiledi.

Orion'un sisteminize yaptığı bu istilaya Supti adında bir kraliçe önderlik etti.

Bu savaş, fiziksel varoluşun birçok seviyesinde ve frekansında yıkıcıydı.

Bu gece Dünya'daki fiziksel formunuza odaklanacağız.

Seni dinleyenler için pek bir önemi yok Alex, dinlemeyenler için önemli.

Lütfen, sana yönelik duygusal tepkilerden bağımsız olarak bunu paylaşınız.

Biliminiz bağnazlığını gerçekten ortadan kaldırdığında, bunun bilgeliğini keşfedecek.

Son büyük çatışma fiziksel formunuz için çok zararlıydı.

Birçok yıkım silahı, birçok atom parçalama silahı kullanıldı, yani nükleer silahlarınız.

Bu, Dünya'daki ten renklerinizin çoğunun nedenidir.

Açıklayacağız.

Orion, üreme ve genetik güçleri nedeniyle ırkınızın kadınlarıyla en çok ilgileniyordu ve hala da ilgileniyor.

Dünya tarihinizin büyük bir kısmının, Güneş Sisteminizi ele geçirenler tarafından gerçeklerden saptırıldığını paylaşmak istiyoruz.

Genetik hasar nedeniyle onlar ve diğer karakollar Güneş Sisteminizi terk etmek zorunda kalmadan once, Nibiru kazandı, tabi ki bu sadece kısa bir muhabereydi.

Orijinal ırklarınız yeşil tenliydi. Bunu, Terran 22 kan tiplerinizdeki yüksek bakır izlerinden biliyoruz.

Ayrıca, hipofiz ve tiroid bezleri tamamen işlevseldi.

Bu organlardaki genetik hasar, havadaki ve temas halindeki her şeydeki radyoaktiviteden kaynaklandı. Hava uzun süre böyleydi.

Bu durum, bu organların genetik hafızasının kapanmasına ve neredeyse körelmesine neden oldu.

Dünyanız iklimde büyük değişiklikler ve devasa manyetik dalgalanmalar yaşadı.

Farklı ten renkleriniz, kanınızdaki ödem hasarının bir sonucudur.

Bu nedenle, hayatta kalmak için hem yer üstünde hem de yer altında kendi kendine yeten ve kapalı çevresel yaşam alanları oluşturmak gerekliydi.

İşte, arkadaşlar, Cennet Bahçesi (Garden of Eden) buydu. Yapay olarak yaratılmış bir çevresel yaşam alanıydı.

Şimdi, Richard Hoekland'ın bahsettiği gibi düşünün.

Bir kubbe şehri tasarlıyorsunuz, bu kubbeyi inşa ediyorsunuz ve sonra altında Dünyadaki gibi bir yaşam sürüyorsunuz. Tam olarak buydu.

Dünyadaki kalıntılarınızın fosilleşmesinin büyük bir kısmı, gezegeninizin bu radyasyonundan kaynaklanmaktadır.

Sisteminizde o zamanlar üç güneş vardı.

Sadece ikisi kaldı.

Fiziksel yapınız orijinal halinde çinko, bakır, magnezyum ve demir açısından büyük bir denge içeriyordu.

Gerçek kan renginiz, klorofil gibi yeşildi.


Evrenimiz, tamamen zıttı olan başka bir evrenle eşleştirililmiş

 

Belki de bazı ruhlar yakalanıp klon bedenlere yerleştiriliyor

Uzaylı varlıklarla temas ve sızdırılan gizli bilgiler, gezegenimizde gezegenler arası medeniyetler arasında gizli bir savaşın sürdüğünü ortaya koyuyor. Bir taraf, bilincimizin ilahi alanla birleşmesi için evrimini mümkün kılmak istiyor. Diğer taraf ise hasat operasyonlarına devam edebilmek için bu evrimi engellemek istiyor. Böylece insanlık, uzaylı kökenli varoluşsal bir krizin içinde sıkışıp kalmış durumda. Linda Moulton Howe, Başçavuş C.J. aracılığıyla iletilen ikili iletişimleri ve Lyn Buchanan gibi uzaktan gözlemcilerden elde edilen bilgileri analiz etti.

KISA BİR ALINTI:

Kaçırılan Linda Porter bana, ölen adamın bedeninden, kaçırılanların "diriliş tüpleri" olarak adlandırdığı ve “Gri” ve “peygamber devesi” tarafından yönetilen ışınla, hızlı döngülü klonlama ile klonlanmış başka bir bedene geçerken altın-turuncu ışık yayan insan ruhu yaşam gücünün eskizlerini gönderdiğinde, askeri güçlerdeki fısıldamalar bana dünyada gizli bir savaş olduğunu açıkça belirtti. Zeki gruplarından bir başkası, insanların tüm madde dünyalarından sorumlu olan ilahi alanla bilinç kazanmasını istiyor. Başka bir zeki grup ise, “kendi çıkarları için genetik olarak bizi hasat etmeye devam edebilmek için insan evrimini durdurmak istiyor”. (İnsan ve Griler arası hibritleme. 5 ırk hali hazırda oluşturuldu). Belki de siyasi gruplar gibi, karanlık parti ve aydınlık parti, yaratılışın sonlu sayıda ruhun geri dönüşüm programının dışında klonlanmış android yaşamının üretimini yasallaştırmak için yasa çıkarmak konusunda rekabet ediyorlar.

Belki de bazı ruhlar yakalanıp klon bedenlere yerleştiriliyor ve bu da ilahi alanın sürecini bozuyor. Diğer birçok klonlar ise asla ruh alamayabilir. Galaktik ticaret veya uzaylı savaşları için klonlama hakkındaki bu siyasi mesele, Mısır'daki Osiris'ten antik Filistin'deki (bugünkü İsrail) İsa'ya kadar dirilmiş kurtarıcıların dramlarının insanlığa tekrar tekrar sunulmasının nedenini açıklayabilir. Osiris ve İsa, insan bedenlerine ve gizemli bir ilahiliğe sahip varlıklardı ve bedendeki ölümün ruh ve maneviyat için hayatı sona erdirmediğini vurguladılar. Bu kavram, Mısırlıların mumyalara ve ölüm anında ruhu rakip güçlerden korumak için yapılan kutsal ritüellere olan takıntısının temelini oluşturur. Eğer, Sherman adını verdiğim hükümet itirafçılarının dediği gibi, sınırlı sayıda ruh varsa ve bunlar sıkı bir şekilde düzenlenmiş bir tanrısal güç geri dönüşüm programı altındaysa, klon bedenler ve androidler bu geri dönüşüm sürecinin dışında kalabilir.

İnsanların, uzaylıların, meleklerin ve zaman yolcularının ruhları, canları ve bedenleri için oynanan karmaşık ve çok katmanlı satranç oyununun tüm kapsamı, insanın kavrayışının ötesinde olabilir.

‘Yeni İngiltere' bölgesinde yaşayan ve gri varlıklar tarafından kaçırılıp hastalıklı kalbi onarılan bir bilim insanı, bana çiftler halinde olan bir dizi evreni gösteren hologramlar gösterildiğini anlattı.

Atom altı düzeyden makro düzeye kadar, aynadaki yansıma gibi ancak, her biri diğerinin zıttı olan görüntüler.

Şöyle diyor: "Evrenimiz, tamamen zıttı olan başka bir evrenle eşleştirililmiş.

Orada, gökyüzü karanlık güneşlerle beyaz parlıyor. Renkler tarif edilemez ve yanardöner. Zaman, evrenimizde ölüm anında bir konveyör bant gibi geçmişe akıyor.

Bir tünelden ayna evrenine geçiliyor, orada her şey ışık. Orada zaman geçmişe doğru hareket ediyor ve dolayısı ile ruhlar geri, bu evrene geri dönüyor."

 

Alıntının sonu.

"Belki de her insanın hissettiği eşsiz yalnızlık ve yıldızlarla dolu karanlık bir gökyüzünün uyandırdığı o kendine özgü melankoli, genlerimizde ve ruhlarımızda gömülü bilgiyle ilgilidir.

Diğer varlıklarla ve diğer dünyalarla kadim yakınlıkların bir hissi.

Şimdi, bu devrim zamanında, tüm dünya bu evrende yalnız olmadığımızı bilecekken, türümüzün en büyük meydan okuması, eski tanrıların ve gözcülerin karşısında korkusuzca durmak olacaktır.

Sonuçta, tüm yaşam formları arasında, farklı frekanslardaki sarmallar üzerinde gelgitler halinde ilerleyen, tek bir güç tarafından desteklenen, her şeyin ortaya çıktığı görünmez bir enerji matrisi olan ortak bir bağ vardır.""