27 Ağustos 2026

ARCONLAR (CİNLER)


 

ARCONLAR (CİNLER)

Arconlar olarak bilinen varlıklar. Bunlar mecazi şeytanlar veya soyut olumsuzluk güçleri değiller. Onlar, ilahi kıvılcımları, ruhları hapsetmek ve onları et ve kemikle özdeşleşmeye kandırmak için maddi dünyayı şekillendiren, zeki ve kötü niyetli kadim kozmik varlıklardır.

Kahvaltınızı veya hafta sonu planlarınızı seçebildiğiniz için özgür olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bu özgürlük değil, bir dikkat dağılımıdır. Bu tuzağın kökenleri, çoğu dinin keşfetmeye cesaret edemediği kadar derine iner. Yuhanna'nın gizli kitabına göre, Arkonların lideri, bu alemi kibir ve cehaletle şekillendiren cahil  Yuldabath'tır. Bilgelikten değil, ötesindeki daha yüksek gerçeklikleri görememe körlüğünden kendini tek tanrı ilan etti. Onun yaratımının temeli; bu evren, temelde kusurludur, daha saf bir şeyin çarpık bir kopyasıdır, aydınlanma için değil, kontrol için tasarlanmıştır. Yuldabath sevgiyle yaratmadı. İdaresi altına almak için  yarattı. Ve bu sadece fiziksel ızdırap ile ilgili değil. Zihinsel ve ruhsal gerçek hapishane . Arkonlar düşünceyi, inancı ve algıyı manipüle ederler. Sizi itaatkar tutmak için sistemler, hükümetler, dinler, hatta kültürel normlar inşa ettiler.

 Hayatın neden sürekli bir mücadele gibi geldiğini hiç merak ettiniz mi? Mutluluğun neden geçici, ızdırabın ise kaçınılmaz göründüğünü? Bu tesadüf değil. Bu bir tasarım. Sizin kafa karışıklığından ve çaresizlikten ürettiğiniz enerjiden beslenirler. Her korku, her hüsran, her kalp kırıklığı onlar için besindir.

Açık konuşalım, bu bodrum katında uydurulmuş saçaklı bir komplo teorisi değil. Yuhanna'nın gizli kitabı, baskın dini ve siyasi güçleri tehdit ettiği için bastırıldı. Bu kitap, birçok insana tapınmayı öğretildiği bu dünyanın tanrısının, iyiliğin nihai kaynağı değil, bir aldatıcı olduğunu öne sürüyordu. Bunun ne kadar radikal olduğunu düşünün; dünyanın ahlaki ve manevi sistemlerinin temeli, sahte bir tanrıya itaat üzerine kurulu. Bütün medeniyetler insanlığı uykuda tutmak, geçici zevklerin peşinden koşmak, kaçınılmaz acılardan korkmak ve nedenini asla sorgulamamak için tasarlandı.

Bu mezar, dünya, engellerle dolu. Doğum ilk pranga. Toplum ise kafesi güçlendiriyor. Ve ölüm? Maalesef bir kaçış değil. Arkonlar, ruhları ölüm anında yakalayıp, onları maddi dünyaya geri döndürüyorlar. Bu sistemde reenkarnasyon bir büyüme şansı değil, esaretin devamıdır. Ruhları itaatkar tutmak için karmik denge ve ilahi adalet yanılsamaları fısıldıyorlar.

Ama gerçek çok daha sinsi. Bu, kendi kendini idame ettiren bir ruh çiftliği, sonsuz  bir tuzağa düşme döngüsü. En sinsi yanı ne mi? Kafesinizi sevmeye şartlandırılmışsınız. Bedeninizi, kimliğinizi, bağlılıklarınızı, yani sizi yanılsamaya bağlı tutmak için tasarlanmış tüm yapıları sevmeye şartlandırılmışsınız. Arkonların zincirlere ihtiyacı yok. Sizi kendinizi zincirlemeye zorluyorlar. Bu, kozmik ölçekte psikolojik bir savaş. Ve binlerce yıldır neredeyse hiç kimse bunu fark etmedi.

Ama Gnostikler fark etti. Bunu belgelediler, zulüm riskini göze aldılar ve bilgiyi korumak için metinlerini sakladılar. Bu inançla ilgili değil, bilgiyle ilgili. Dünyayı gerçekten olduğu gibi görmek için, şimdiye kadar sahip olduğunuz her rahatlatıcı inancı paramparça etmeniz gerektiğini anladılar.

Acımasız, korkunç, ama aldatmanın boyutunu anlamanın tek yolu bu. İşte buradasınız. Ruhunuz için inşa edilmiş bir mezarın içinde yaşıyor, nefes alıyor, düşünüyorsunuz. Etrafınızdaki her yapı, güvendiğiniz her sistem, önemli olan tek soruyu sormanızı engellemek için özenle tasarlanmış: Gerçekten neden buradayım?

İlahi düzen veya iyiliksever bir evren hakkında size anlatılanları unutun. Rahatlatıcı anlatıları bir kenara bırakın ve geriye kalan şey bir aldatma hiyerarşisi, ipleri çekenlerin ışığın tanrıları değil, Arkonlar olarak bilinen kozmik parazitler olduğu bir güç yapısıdır.

Bu varlıklar hayal ürünü veya eski batıl inançlar değil, Yuhanna'nın gizli kitabında, maddi dünyayı cerrahi hassasiyetle domine eden uygun güçler olarak tanımlanırlar. Ve insanlar teoloji tartışarak zaman kaybederken, Arkonlar perde arkasında çalışarak, kontrolü sağlamak için varoluşun her katmanına yerleşirler.

Arkonların hükmetmek için görünmelerine gerek yok. Etkileri sistemiktir. Karmaşıklığı bir silah olarak tasarladılar; sosyal sistemler, otorite yapıları ve inanç sistemleri insanlığı sürekli bir kafa karışıklığı ve boyun eğme halinde tutuyor.

Her şeyi olduğu gibi kabul ettiğinizde, bu onların tasarımının mükemmel bir şekilde işlediği anlamına gelir. Bu varlıklar kaotik değil, organize, stratejik ve acımasızdırlar.

Peki ya yöntemleri? İnsanları ayartan şeytanlar hakkındaki ilkel bir düşünceden çok daha karmaşık. Arkanlar düşüncenin içine sızarak, özgüven eksikliği, korku ve kör itaat programları yerleştiriyorlar. Ordularla istila etmiyorlar, algıyı sömürgeleştiriyorlar.

Tarihsel olarak bu yeni bir şey değil. Antik Gnostik metinler sadece Arkonları tanımlamakla kalmadı, taktiklerini de özetledi. Yuhanna'nın gizli kitabına göre, Arkonlar Yuldabath tarafından yönetiliyor, ancak daha da rahatsız edici olan onun altındaki hiyerarşi. Bunlar rastgele varlıklar değil. Her Arkon, insan deneyiminin, arzunun, öfkenin, gururun ve cehaletin belirli alanlarını yöneterek, etkili bir şekilde zihinsel ve duygusal tuzaklar matrisi oluşturuyor.

Özgür iradenin mutlak olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onların sisteminde değil. Seçimin kendisini etkiliyorlar, insanlığı çatışma ve rehavet döngülerine yönlendiriyorlar. Savaşlar, açgözlülük, bölünme, bunlar sadece, insan doğası değil,  tasarım gereğidir.

Belki de merak ediyorsunuz, neden bu kadar ileri gidiyorlar? Peki onların bundan ne çıkarı var; enerji. Bu kozmik oyunda bilinç, para birimidir. Arconlar kanla veya kurbanlarla beslenmezler; ilgiye muhtaçlıkla, duygusal çalkantılarla, kaos ve acının yarattığı enerjik yıkımla beslenirler. Bir toplum ne zaman korku veya öfkeye kapılsa, ortaya çıkan enerjiyi kendi çıkarları için kullanırlar. İşte bu yüzden büyük çaplı çatışmalar ve toplumsal çalkantılar devam eder. Bu durum beceriksizlik veya tesadüf değil, onlar için bir geçim kaynağıdır.

Kurdukları yapıya bakın. Sadece korkuyla hükmetmiyorlar, umudu da manipüle ediyorlar. Kurtuluşun sahte vaatleri, sonsuz başarı arayışları ve ulaşılamaz idealler, insanlığı yanılsamaların peşinden koşturmak için kullanılan tüm dikkat dağıtıcı unsurlar.

Arconların insanlığın gelişmesiyle hiçbir ilgisi yok, sanki seçimmiş gibi maskeleyerek, itaat istiyorlar. Her kaçış yolunun başka bir tuzağa, her çözümün de gizlenmiş başka bir probleme yol açmasını sağlayanlar onlar.

Mahkumlar (insanlar) özgür olduklarına inanarak, duvarları olmayan bir hapishaneyi işte böyle devam ettiriyor.

 John G Bego

26 Ağustos 2026

Ben Dünya Merkezli bir Ruh muyum, Gezegenler Arası bir Ruh muyum, Melek miyim?



Üç Tür Ruh Vardır

George Noory, Linda Backmanı konuk edip Ruh hakkında reportaş yapıyor:

L- Üç tür ruh vardır. Bazılarımız dünya merkezli ruhlardır. Yani dünya merkezli bir ruh, dünyada bedenlenmek ve gelişmek üzere tasarlanmış bir ruhtur; genellikle yüzlerce, hatta bin veya daha fazla yaşam boyunca dünyada kalır. Büyür, gelişir, insan yaşamında tökezlenir, düşer kalkar. Daha yüksek bir alemde bir ruh kreşi vardır. Dünya merkezli ruhlar dünyaya gelmeden önce hazırlanır.

G- İkincisi nedir?

L- İkincisi gezegenler arası ruhtur. İnsanlar bu terimi başka terimler ile de adlandırabilir. Yıldız tohumu aynı anlama gelir, uzaylı aynı anlama gelir. Bu, dünya dışında bir yerde gelişen bir ruhtur. Bu ruhların dünyaya bedenlenmesinin tek nedeni, gelişmiş bir bakış açısından gelmeleridir. Bize burada yardım etmek için gelirler.

Üçüncüsü melek ruhudur. Melek ruhu, melekler aleminden gelir. Bu ruhlar alemi ilahi olanı destekler. Melek ruhları, kaynak (Yaratıcı) olarak düşündüğümüz yüksek frekansın enerjisini taşır. Bu temelde bir sevgi ve şefkat enerjisidir. Yani onların ayırt edilebilen enerjilerinin dünyaya gelme nedenleri daha fazla kabul, daha büyük bir barış, sevgi ve şefkat bakış açısına yardımcı olmaktır.

G- Genellikle farklı insan özelliklerine ve karakterlerine sahipler mi?

L- Yedi farklı ruh arketipi vardır. Hayata dair kendine özgü bir yönelimimiz vardır, bu da yedi örnekten biridir.

G- İster dünya merkezli, ister melekvari, ister gezegenler arası olun, bu durum bu gezegendeki yaşamınızı nasıl etkiler?

L- Şimdi gezegenler arası ruhlardan ve meleklerden bahsedeceğim. Gezegenler arası ruhlar genellikle boğuşurlar ederler. İnsanların yaşam biçimiyle boğuşurlar ederler. Bu, yetenekli, dürüst ve iyi kalpli insanlar  olmadığı anlamına gelmez. Elbette öyleler.

G- Öyle olduklarını biliyoruz.

L- "Ben dünya merkezli bir ruh muyum, gezegenler arası bir ruh muyum, melek miyim?" sorularının cevabını anlamanın değeri, kendimizi anlamaktır.  

G- Ne zaman ne olduğumuzu anlarız? Öldüğümüzde mi yoksa hayattayken mi öğrenebiliriz?

L- Bazı danışanlarım, regresyona gelmeden önce zaten biliyorlar veya hissediyorlar, "Ben falan yerden   gelmiyorum" diyorlar. Çocukken gece gökyüzüne bakmak beni çok etkilerdi. Gezegenlerin hareketlerinden büyülenirdim. Oralardan geldiğimi biliyordum. Diğer danışanlar ise regresyona gelirler ve regresyon yoluyla öğrenirler.

G- Ruh bedenden ayrılır mı?

L- Evet.

G- Peki sonra nereye gider? Ne yapar?

L- Yani doğduğumuzda, ruhumuzun bir fraktalını, bir parçasını, bir dilimini, tabiri caizse, taşıyoruz. Ruh enerjimizin bir yüzdesini doğumda bedenimize getiriyoruz. Bu, yaşayıp nefes almamızı sağlıyor. Geri kalanı ise yüksek benliğimizdir. Geri kalanı, yüksek benlik denilen daha yüksek alemdeki ruhumuzdur. Öldüğümüzde, yüksek benliğin o dilimi otomatik olarak bedenden çıkar. Otomatik pilottaymışık gibi . Sevdiklerimizin vefatını yaşayan veya yaşamış olan birçoğumuz bu değişimi hissederiz. Ruhun o parçası daha yüksek benliğe geri döner.

G- Ruhun ne yapacağına kim karar verir? Nasıl reenkarne olur? Nasıl bedenlenir?

L- Her zaman ruhani rehberlerimiz vardır. Daha yüksek bir alemden gelen bir yol gösterici güçten asla yoksun değiliz.

G-  Bize bu rehberlerden bahseder misiniz?

L- Yani, dünya merkezli bir ruh, gezegenler arası bir ruh, melek bir ruh, her zaman bir önder veya kıdemli bir rehbere sahiptir. Bu rehber, daha yüksek bir alemdeki bir ruhtur.

G- Tıpkı bir koruyucu melek gibi mi?

L- Evet. Bize yardımcı olurlar. Rehberimiz bizi asla terk etmez. Rehberimiz iyilikseverdir, yargılayıcı değildir. Yargılayıcı olmak onların görevi değildir. Onların görevi destekleyici olmak ve bizi daha etkili davranışlara yönlendirmektir.


23 Ağustos 2026

Evrenimize Sürülen Drokonlar

 


Yine Alex Collierin bir konferansından bir bölüm:

Drakonlar. Drakonlar çok büyük bir sürüngen ırkı. Drax olarak biliniyorlar.Drakon sürüngen ırkının bir kraliyet soyu var ve onlara C-car deniyor. Boyları 4,5 ila 6,7 ​​metre arasında değişiyor. Ağırlıkları 820 kilograma kadar çıkabiliyor. Kanatlı uzuvları var ve muhteşem, muhteşem varlıklar. Son derece durugörü yetenekleri var, son derece zekiler ve aynı zamanda son derece kötü niyetli de olabiliyorlar.

Görünüşe göre tam fiziksel görünümleri ile bizim zamanımıza, uzayımıza, Evrenimize getirildiler. Birileri onları buraya getirdi ve buraya atıp terkettiler. Kim attı? Bilmiyorum ve Andromedalılar da hala bilmiyor.

Ama fiziksel görünümleri ile buraya getirildiler ve Alpha Drakonis'e ve yakındaki yıldızlara götürüldüler, çünkü buraları onlara hayatta kalma şansını en çok verebilen en uygun yerilerdi.

Yani başka bir yerden kovuldular. Her neyse, bu durum kesinlikle hesaba katılması gereken önemli bir faktör. Çoğunluğu kendi çıkarlarını gözetir, İnsan ırkını umursamazlar, çünkü Evrenimize atıldıklarında, buranın onların emrinde olduğu söylendi.

Yani bunu yapan gerçekten büyük bir hata yapmış. Ve hala bu zihniyete sahipler.

Güneş sistemimizi haritalandıran ilklerden biriydiler. Aslında, bayraklarını buraya dikip "bizim" diyen ilk uzaylı ırkıydılar.

Görünüşe göre, bazılarının hala her şeyin, gezegenlerin içindeki ve üstündeki her şeyin kendilerine ait olduğu düşüncesi var. Ve bazılarının bu düşünceden vazgeçtiğini ve daha fazlasının da vazgeçeceğinin bilincindeyim.

Görünüşe göre üç milyar yıldır uzay yolculuğu yapıyorlar. Olağanüstü bir ırk. Gerçekten öyleler. Ama tavır takınmaktalar. (izleyiciler gülüyor).

Ve galaksimizdeki ve galaksimizin dışındaki birçok insan ırkı onlarla sorun yaşadı. Biliyorsunuz, hepsinin böyle olduğunu söylemek istemiyorum, ama Andromedalılardan haklarında duyduklarım gerçekten bu kadar.

Diğer tüm ırklar gibi onların da büyük sorunları oldu. Kesinlikle sürüngenimsi bir yapıya sahipler. Velopsiraptorlara (iki ayak üerinde yürüyen Dinozor tipi) benziyorlar, sadece farkı, boyları 6,7 metre civarında. Ve zekiler. Akıllılar. İnşa edebilirler.

Sadece bizden çok, çok farklılar.

Alex Collier


22 Ağustos 2026

Gri’ler mi, yoksa Sürüngen’ler mi daha çok zarar veriyor?

Gri’ler mi, yoksa Sürüngen’ler mi daha çok zarar veriyor?

Griler, evet öyleler. Daha da kötüler. Sürüngenlerden daha uzun süreli hasar veriyorlar. Evet, sürüngenler zihninize zarar verebilir. Beyninizi öyle bir noktaya kadar karıştırabilirler ki, egemen olsanız bile tutarlı bir konuşma bile yapamazsınız.

Yıllardır psikozla uğraşıyorsanız ve sürüngenler zihninizi o kadar karıştırdıysa ki buna hiçbir anlam veremiyorsanız, bir arınma tedavisinden (bedenden atma) sonra bile normale dönmek çok zor çünkü kafanız çok karışık.

Beyninizi kelimenin tam anlamıyla karıştırıyorlar. Yani sürüngenlerin yaptığı en zararlı şeylerden biri de açıkça bilincinize zarar vermeleri? Ama Griler bunu yapmaz. Griler fiziksel bedeninize zarar vermeye çalışırlar. Sizi fiziksel olarak kırmaya çalışırlar. Yani çok farklılar ve bu lanet olasıcaların şu anda birlikte çalışmalarının sebeplerinden biri. Griler ve sürüngenler ikisi de görev başında. Dün rehberime  tüm bu hasara neyin sebep olduğunu sordum ve sürüngenler ve Gri uzaylılar dediler. Sonra, ikisi de şimdi aynı anda birar aradalar mı diye sordum. Hayır, sırayla geliyorlar dediler. Ben de, ne demek sırayla geliyorlar diye sordum. Zach (rehberi) açıkladı, hayır, Gri uzaylılar iki hafta boyunca geliyor, sonra gidiyor ve sürüngenler iki hafta boyunca geliyor, yer değiştiriyorlar. Yani birbirlerinin ayaklarına basmıyorlar. paylaşmak zorunda değiller. Sırayla geliyorlar. Yani etki altında olan biri iki hafta boyunca psikolojik tacize uğruyor. Sonra iki hafta daha çok fiziksel tacize uğruyor.

Anlayacağınız gibi, bu durum beni çok kızdırıyor. Bu yüzden bu konuda çok öfkeliyim. Bir Gri uzaylının insanlara bu tür sorunlar çıkardığını öğrenmekten daha çok beni kızdıran bir şey olduğunu sanmıyorum. Çünkü çıkarıyorlar. Temelde, çılgın bilim insanları gibiler. Hiçbir mantığı yok.

Bunların hiçbirinde bir düzen yok. İnsanlar üzerinde, belki de melez programı için deneyler yapıyorlardır. “Belki de kendi ırklarının devamını sağlamaya çalışıyorlar. Biliyorsunuz, kendilerini genetik aşırı manipülasyonları yüzünden yok olmaktan kurtarmaya çalışıyorlardır." Kendilerini o kadar kötü GDO'luyorlardı ki artık üreyemiyorlar bile. Peki ne yapıyorlar?

Birisi, "Griler neyden nefret eder? Diye sordu. Beyaz Adaçayı mı? Hayır, Grilerin koku alma duyusu bile yok.". Çünkü sordum, "Griler neden kokulardan etkilenmiyor?" dedim. Aslında, koku bile alamıyorlar. Kendi kendime "Tamam, bu mantıklı." dedim. Bu birçok şeyi açıklıyor, özellikle de çöp yığını Grileri, çünkü kendilerini bile koklayamıyorlar. Güneşte iki hafta beklemiş ve çürümuş çöp gibi koktuklarının farkında değiller. Yani, işte böyle kokuyorlar. Ve bu kokunun farkında değiller.

Onların ruhu yok, Jacob onların ruhu bile olmadığını söyledi. Hayır, yok. Gri uzaylıların ruhu yok. Onlar programlanmış. Sadece klonlar. Onlar genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO). Ve sorun çıkarmak için programlanmışlar. Hepsi bu. Hiçbir şeyi iyileştirmek için programlanmamışlar. Hiçbir şeyi incelemek için programlanmamışlar. Kelimenin tam anlamıyla, insanlar üzerinde uygulayabilecekleri teknolojiye sahip, sanrı ve yanılğı dolu psikopatlar.

Peki Gri uzaylılardan seni kim kurtarır? Ruh rehberleri, eğitimli ruh rehberleri, Gri varlıklardan seni kurtarır.

Lara Starr

Fikrim;

Bu tür istilaların altında olan çok insan var. Arkadaşlarımın arasında bile oldukça sık gördüğüm durum bu. Durumun hiç farkında olmayan modern Tıp, bilmediğinden dolayı buna çözüm bulamıyor. Yanlış teşhislerle, hemen bildiği 3-5 hastalığı etiketleyip, sentetik kimyasalları dayıyor, yani durumu sentetikler ile çok daha kötüleştiriyorlar. Bir Empat olarak söylüyorum, düşünebiliyor musunuz istila altında olanların çektikleri ızdırapları, çoğu zaman sebebini bile bilmediğiniz çıldırtacak derecede huzursuzluk, acı ve daha kötüsü yardım edecek kimsenin olmaması. Farkında olsakta olmasakta büyük bir çoğunluğumuzun bedenine yapışmış, değişik eterik varlıklar var. Hele hele derinlemesine ruhsal gelişme içinde olanlarımızın peşini pek bırakmıyorlar. Korunma esas! Tütsüleme gibi metotlar da eğer istila çok güçlü ise çoğu zaman pek işe yaramıyor bunlara karşı. Evi tütsülediğinde bunlar dışarı çıkıp kaçıyor, tütsünün etkisi geçince geri geliyorlar. Bunlara karşı tütsünün kokusu değil, frekansı esas. Hissettiğimde ben eğer bulabilirsem, Palo Santo, Sandal Ağacı, Öd Ağacı ve Günlük (Frankincense) yakıyorum, aroma terapi yağ ve esansları da kullanıyorum, ortalık iyice dumanlanacak ve haftada 3-4 kez yapmalı. Aroma terapi yağ ve esansları da etkili, ama eğer genlerin onlar için çok çekici ise bunlar da yetmeyebiliyor. Lara gibi bu alanlarda başarılı çalışmaları olan kişilere her zamandan çok ihtiyacımız var. 

 

21 Ağustos 2026

Siz Genetik Olarak Soylusunuz

 

Alex Collier'ın son yıllarda verdiği konferastan bir bölüm:

Sunabilecekleri bir teknoloji var ve yardım etmek isteyen birçok ırktan sadece biri Andromedanlar. Ama yine de, özgür irademiz var. Bu tür bir yardımı davet etmek için bilinçli bir çaba gösterilmesi gerekiyor. Ancak aynı zamanda, ve de bu onların en büyük endişelerinden biri, bizden de biraz sorumluluk almamızı istiyorlar.

 Bunu yapmak için gezegendeki herkesin katılması gerekmiyor. Toplumun belirli bir  yüzdesi gerekiyor. Bana söylenenlere göre, bu yüzde %7 ile %12 arasında bir yerde, 100 maymun sendromu denilen şeyi yaratmadan önce, yani bilinçli bir değişim yaşanmadan önce.

 Tüm insanların buna katılmaları bile gerekmiyor. Aniden bir bilinç değişimi yaşayacaklar. Ve bana söylenenlere göre, bu yüzdeye çok, çok yaklaşıyoruz, bu bir domino etkisi yaratacak. Ve aniden insanlar değişiklikler yapmaya başlayacaklar. Belki de nedenini bile bilmiyor olcaklar ve bu noktada bunun bir önemi yok, yeter ki bazı değişiklikler ve dönüşümler yaparak, korkuyu bir kenara bıraksınlar ve karşılıklı saygı, sevgi ve öz sorumluluğu tam olarak benimsesinler. Önemli olan tek şey bu. Bunu bekliyorlar, çünkü buraya gelip bize bakıcılık yapmak istemiyorlar. Galaksimizde geçmişte böyle şeyler yaşandığında işe yaramadı. Karşılıklı bir ilişki, karşılıklı bir anlaşma, karşılıklı sorumluluk olmadan müdahale etmenin, gezegendeki ırkı güçsüzleştirdiğini keşfettiler. Ve kimse bu hatayı tekrar yapmak istemiyor.

 Şimdi, neden Dünya? Ve sonra her şeyin benim için nasıl başladığına geçeceğiz. Neden Dünya? Andromedalıların bakış açısına göre, bu gezegendeki hepimiz, milliyetimiz ve ülkemiz ne olursa olsun, genetik olarak soyluyuz. Şimdi, bu kavramı bir an düşünün.

Bilim bize bir hata olduğumuzu, aniden biz haline gelen bir kimyasal havuz olduğumuzu söylüyor. Ayrıca hayvansı bir ışık formundan evrimleştiğimizi de söylüyorlar. Bize daha birçok farklı şey de söyleniyor. Tamam mı?

 Şu anda, bu sunum için, bunların hiçbiri aslında önemli değil. Çünkü önemli olan şu anda kim olduğumuz ve şu anda nerede olduğumuz. İşte çok gelişmiş bir medeniyet Dünya'ya geri dönüyor ve diyor ki, size kendiniz hakkında söylenen hemen hemen her şeyin saçmalık, yalan olduğunu bilmenizi istiyoruz.

 Aslında siz ruhsal varlıklarsınız ve genetik olarak soylusunuz. Tamam mı? Bu sunumdan başka hiçbir şey anlamasanız bile, lütfen sadece bunu anlayın.

Sizinle ilgili affedilmez hiçbir şey yok. Sizinle ilgili sevgisiz hiçbir şey yok. Sizinle ilgili çok alçakgönüllü davranıp değerinizi görmemezlikten gelme şansı hiç yok. Siz genetik olarak soylusunuz.

Şimdi yapmanız gereken tek şey bunu kucaklamak. Bir ruh olarak kim olduğunuzu kucaklamak.

Gücünüzü ve öz sorumluluğunuzu ortaya koyun. Hali hazıda olduğunuz lider olun. Hepiniz lidersiniz. Ve bu, dünyamızda olanlar ile uzaylı dünyalarında olanlar arasındaki büyük farklardan biri.

Uzaylı medeniyetlerinde. Her bir insan, lider olmak üzere yetiştiriliyor ve eğitiliyor. Takipçi yok. Başkan yok. Takip edilen insanlar yok. Hayır yok.

 Andromeda dünyasında, halklarından herhangi biri, çocuklarından herhangi biri başkan olabilir. Herhangi biri. Çünkü hepsi aynı bilgiye sahip. Tutarlılık yasası denilen şeyi uyguluyorlar. Tamam mı? Her çocuk, erkek veya kadın, engelli fark etmeksizin, ebeveynlerinin bildiği her şeyi öğrenir. Bilim insanlarının bildiği her şeyi. Onlardan hiçbir şey saklanmaz. Çocuklar, dünyamızda 150 ila 200 yıla denk gelen bir süre okula giderler ve orada tüm bilimleri öğrenirler. Kültürlerinde, toplumlarında gerekli olan her şeyi yapmayı öğreniyorlar. Katkıda bulundukları sürece istedikleri her şeyi yapmayı ve olmayı seçebiliyorlar. O teknoloji, o beceri, o bağlılık, o topluma yönelik niyet. İhtiyaç duydukları her şey onlara veriliyor. Hiçbir şey onlardan esirgenmiyor.

 Çocuklarına çocuk bakıcısı olsun diye televizyonu icat etmeyi asla düşünmezler. Bu asla olmaz. Her şey ruhun evrimine, maneviyata ve ırklarının ilerlemesine yöneliktir. Bu, tutarlılık yasasıdır. Nüfuslarını aptallaştırmıyorlar, ki bu da gezegenimizde durdurup bırakmamız gereken bir şey.

Alex Collier

20 Ağustos 2026

Hangi Tür Yıdız Tohumu Olduğumuzu Nasıl Öğreneceğiz?

 


Hangi Tür Yıdız Tohumu Olduğumuzu Nasıl Öğreneceğiz?

Jenna, hangi yıldız tohumu olduğunuzu nasıl öğrenebileceğimizi bilmek istiyor. Şöyle ki, her yıldız tohumunun farklı özelliklerini öğreniyorsunuz. Ve özellikleri öğrendikten sonra, hangisiyle en çok uyum sağladığınızı hissedebiliyorsunuz. Birçok farklı ırk var, bazıları daha az biliniyor. Bu yüzden daha nadir yıldız tohumu türlerini belirlemek biraz zor. Daha nadir yıldız tohumu türleri kimler? Örneğin, mavi Pleiadianlar. Seleno Pleiadianlar. Oldukça nadirler. Maya Pleiadianlar da oldukça nadir. Başka kim? Düşünmeye çalışıyorum? Mintocanlar? Lyranlar? Hmm. Başka kim? Mavi Kuşlar? Kuşlar genel olarak oldukça nadir. Yani bunlar, genellikle öğrendiğimiz daha nadir ırklar. Henüz adını bile bilmediğimiz ırklar bile var, özellikle de son derece yüksek titreşimli olanlar. Ama sonra en yaygın türler var, bunlar Nordikler, Tagetanlar, Anganlar. Alpha Centauri nadir olanlardan biri. Keşke Alpha Centauri demeseydim. Onlar daha da nadir.
Andromedalılar, Syrianlar, Arcturianlar var. Yani çoğu insan bu kategorilere giriyor. Dediğim gibi, farklı Pleiadian türleri, Tagetanlar, ki ben Tagetanım. Tagetanlar daha çok bilim insanı, kaşif, araştırmacıdırlar.Biraz savaşçı gibiler, ama tam olarak değil, Daniel Jackson (Stargate filmi) gibi savaşçılar. Bazılarında biraz da olsa bir tür heyecan var. Ama çoğunlukla, birçoğu daha çok çalışmaya, araştırmaya, keşfe meraklı.
Andromedalılar da buna çok benziyor. Onlar da keşfe ilgi duyuyorlardı. Ve savaşçı statüleri açısından çok güçlüler. Andromedalılar oldukça savaşçı bir ırktır. Çok gelişmiş teknolojiye sahipler. Çok ileri düzeydeler. Arcturianlar da temelde teknolojik olarak en gelişmiş ırklardan biridir. Ayrıca cinsiyetleri yok. Teknik olarak bir cinsiyetleri olurdu fakat üçüncü bir cinsiyetleri olabilirdi. Hah, hah... .
Özelliklerini öğrendikten sonra, hangisiyle daha çok özdeşleştiğinizi anlayabilirsiniz.
Lara Starr

-Gri’leri Gerçekten Durduran Tek Şey-

 


Musallat olan negative varlıklar dediğimizde hep aklımıza Cin’ler gelir. Aslında Gri’ler de çok sık bizlere musallat olurlar. İrademiz dışında kaçırılmalar gibi.Tabi bunları defetmek te başlı başına bir iş. Kendi çabalarımız çoğu zaman yetersiz kalıyor. Gri ırkı ve benzeri negative varlıkları defetmede başarılı olan insanlardan bir Lara Starr. Aşağıda bir örnek veriyor. 

-Gri’leri Gerçekten Durduran Tek Şey-

Birisi, "Eğer musallat olmuş Gri varlıklar hiçbir şeyden rahatsız olmuyorsa, onlardan nasıl kurtulursunuz?" diye sordu.  

Kapı bekçiniz var. Kapı bekçinizi eğitmeniz gerekiyor. Rehberinizin ne yapacağını bildiğinden emin olmalısınız. Her rehber Gri varlıklarla nasıl başa çıkılacağını bilmez. 

Eğer durum bu ise, her zaman, rehberlerden Gri varlıklarla nasıl başa çıkılacağını bilen bir ruh rehberi getirmelerini isteyebilirsiniz?".

Sürekli Gri varlıklardan rahatsızsanız, dediğim gibi, sormazsanız alamazsınız, öyle değil mi? Yani Gri varlıklarla nasıl başa çıkılacağını bilen bir rehber istemezseniz alamazsınız.

Ve eğer bu yıllardır süregelen bir sorunsa, bazen olan budur. Titreşiminizi tekrar desteklemeniz gerekecek ve daha güçlü bir zihniyete sahip olmanız gerekecek. Ayrıca, güçlü bir zihniyet, musallat olanlardan kurtulup egemen olmanın en büyük faktörlerinden biri olduğunu da unutmayın.

Gri Hibrit programa dahil olan bir müşterim vardı. Bu özel müşteriyi yaklaşık 50 kez temizledim. Neredeyse her temizleme seansında, ona daha fazla Gri varlık yapışıyordu ve çok inatçıydılar. Ben de buna çok sinirleniyordum.

Şöyle düşünüyordum: Bu lanet olasıları sonuca ulaşana kadar gerekirse günde 10 kez kontrol edeceğim. 

Ve rehberlere sordum, o da bunlardan biri mi yoksa ona mı takıntılılar? Ve cevapta dediler ki, uzun zamandır genetik materyalini kullanıyorlar ve onun benzersiz bir DNA'sı olduğundan DNA’sını kullanmak istiyorlar. Bu yüzden sürekli geri geliyorlar.

Ben de, peki, ne yapabiliriz diye sordum? Tütsü yakabilir miyiz? Bunu, şunu  yapabilir miyiz? Hayır, bunların hiçbiri işe yaramayacak dediler. Ben de dedim ki, o zaman ne yapabiliriz? Onlar da, sürekli kontrol etmeniz gerekecek dediler. Sürekli hala gelip gelmediklerini kontrol etmeniz gerekecek. Biz de öyle yaptık. Kontrol ettik, kontrol ettik, kontrol ettik... 

Ve muhtemelen temizledim. Sadece ben diyemeyeceğim, ruhsal rehberlerimle birlikte muhtemelen Kaynak’a 200 tane Gri gönderdim (öldürdüm). 

Sonra, o kadar çok Gri göndermeyi bıraktıklarını fark etmeye başladık. Her seferinde üç Gri göndermek yerine, bir Gri gönderiyorlardı. 

Ve bir süre sonra, daha fazla göndermeden önce bir veya iki gün beklediklerini fark ettik. Askeri birliklerini kaybetmeye devam etmek istemiyorlardı. Bu yüzden sonunda durdular ve defolup gittiler. 

Daha sonra, söz konusu kişiyi her kontrol ettiğimizde, Ya egemenliğini kazandı ya da sadece etkili bir tür bir silahı vardı. 

Ve düşünmeye başladım, acaba neden? Neyi farklı yaptık? Neden birdenbire onu yalnız bıraktılar? Biliyor musun, neden? Vazgeçtiler.

Çünkü yüz asker daha kaybetmek istemediler. Bir kişi yüzünden kendi halklarından yüz kişiyi daha kaybetmek istemediler.

Lara Starr