Belirli bir
derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi, tabiri caizse uykuda olan biriyle
karşılaştığında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.
Uyku derken,
kelimenin tam anlamıyla bilinçsizliği kastetmiyorum, daha ziyade geleneksel
rüyada, kolektif trans halinde, toplumun büyük çoğunluğunun sorgusuz sualsiz
kabul ettikleri üzerinde uzlaşılan kurguda yaşamayı kastediyorum. Uyanık olan
kişi temel bir şeyi görmüş, gerekli olan özsel şeyi fark etmiş, önemli bir ölçüde
perdenin kalktığını hissetmiştir; uykuda olan kişi ise hâlâ eski varsayımlar,
eski inançlar, eski bakış açısı içinde hareket etmektedir. Bu ikisi
karşılaştığında ilginç bir şey olur ve bu her iki taraf için de oldukça
rahatsız edicidir;
Önce uyanmış
kişide neler olduğunu anlatayım. Başlangıçta, görüleni paylaşma, farkındalığı
iletme, diğer kişinin artık çok açık olan şeyi görmesine yardımcı olma dürtüsü
sıklıkla ortaya çıkar. Bu, gerçek bir şefkat duygusundan, diğer kişinin
varlığından bile haberdar olmadığı bir hapishanede hapsolduğunu fark
edememekten kaynaklı acıyı yatıştırma isteğinden kaynaklanır. Kapının kilitli
olmadığını açıkça görebildiğiniz halde, birinin sanki kilitli bir kapıyla mücadele
etmesini izlemek gibidir. Sadece yapılması gereken şey kapı kolunu farklı bir
şekilde çevirmek. Ancak uyanan kişi çok çabuk yıldırıcı bir şey keşfeder. Bu
farkındalık basitçe aktarılamaz. Uyuyan bir kişinin aniden uyanmasını sağlayacak
şekilde açıklanamaz. Çünkü uyuyan kişi sadece bilgi eksikliği çekemekte. Anlayamama,
farkında olamama çemberi içinde kısılı kalmış bir alandan hareket edmektedir.
Uyananın bakış açısını, kelimenin tam anlamıyla anlaşılmaz kılan bir algı
yapısı içindedir. Aptal, inatçı veya kasten kör değiller. Göremediklerini
göremiyorlar. Bakış açıları, görmelerini engelliyor. Doğuştan kör birine rengi
açıklamaya çalışmak gibidir. Ne kadar sözcük kullanırsanız kullanın, sözcükler
gerçek deneyimi aktaramaz. Basitçe, anlayış kapasitesi orada değil. Ve böylece
uyanmış kişi kendini garip bir konumda bulur. Uyuyan kişinin göremediği şeyleri
açıkça görebilir. Yanlış inançların yarattığı acıyı görebilir. Ego ile
özdeşleşme, olana direnme yoluyla oluşan acıyı görebilir. Sadece mevcut duruma
sıkı sıkı tutunmayı bırakmaktan, sadece yanılsamanın ötesini görmekten gelecek
özgürlüğü görebilir. Ama yine de diğer kişinin bunu görmesini sağlayamaz. Bu,
bir tür yalnızlığa, izolasyon hissine yol açabilir, çünkü uyanmış kişi artık
uyuyan kişiden farklı bir gerçeklikte yaşamaktadır. Aynı kelimeleri
kullanıyorlar, aynı fiziksel alanı paylaşıyorlar, ancak temelde farklı dünyalar
deneyimliyorlar. Uyuyan kişi dünyayı ego, ayrılık, sürekli eylemin, bir şeyler olma
ve başarma filtresinden geçirerek deneyimler. Uyanmış kişi ise dünyayı daha
doğrudan, daha basit bir şekilde, daha az filtreyle ve daha az ayrılıklarla
deneyimler. Yani konuştuklarında genellikle birbirlerinin söylediklerinden
habersiz oluyorlar. Uyanık kişiye gore, uyuyan kişi, son derece önemsiz görünen
şeylerle ilgilenir. Statü, itibar, başarılar, mal mülk. Uyanmış kişi daha
derin, daha temel bir şeye işaret etmeye çalışır. Ama uyuyan kişi için bu
soyut, uygulanamaz, hatta belki de sorumsuzca gelebilir; Uyuyan kişi şöyle
diyebilir: Peki ya faturaları ödemek? Ya daha iyi duruma gelmek? Ya kendini bir
şeyler başarmaya adamak? Evet, bu endişeler kendi çerçevesinde gerçektir.
Ayrılık, başarı ve sürekli çabalama hayali içinde bu endişeler mükemmel bir
anlam ifade ediyor. Ama uyanmış kişi farklı bir anlayıştan hareket eder.
Faturaların ödenmesi ve pratik işlerin halledilmesi gerektiğini kabul eder. Ama
aynı zamanda tüm bunların kaygı duymadan, özdeşleşmeden, sürekli bir kaygı
haline getirmeden yapılabileceğini de görüyor. Dünya’daki bu haldeki yaşam ile,
ona köle olmadan da etkileşim kurabileceğinizi görüyor. Oyuna katılırken bunun
bir oyun olduğunu unutmamak mümkün. Fakat bunu, oyunun gerçeklik olduğuna
inanan, tüm kimliğini oyunda başarılı olmaya adamış birine nasıl açıklarsınız?
Açıklayamazsınız, daha doğrusu sözcükleri söyleyebilirsiniz ama sözçükler nüfuz
etmez. Sözcükler uyuyan kişinin inanç sisteminin kabuğundan sekip geri
dönerler.
Peki, uyuyan
kişi uyanık biriyle karşılaştığında ne olur? Bu, bireye göre büyük ölçüde
değişir; bazı uyuyan kişiler, uyanmış kişinin kendilerinde olmayan bir şeye,
bir tür huzur, özgürlük veya varoluş niteliğine sahip olduğunu hissederler. Ve
buna çekilirler. Bunu anlamayabilirler. Ne olduğunu ifade edemeyebilirler, ama
hissederler ve isterler. Bu, kendi uyanışlarının başlangıcı olabilir. Ancak
daha yaygın olarak, uyuyan kişi uyanmış kişiyi tehdit edici olarak deneyimler;
bilinçli olarak değil, açıkça değil, ama derin bir düzeyde. Çünkü uyanmış
kişinin varlığı, uyuyan kişinin hayatını, üzerine kurduğu her şeyi sorgulatır.
Uyanık insan mücadele edip savaşmaz, kaygılanmaz, aynı kaygılara kapılmaz, bu
rahatsız edici aynı oyunu oynamaz. Bu
bir oyun. Uyuyan kişinin egosu bunu bir yargılama, bir meydan okuma, bir
hakaret olarak yorumlar. Bu kişi kendini kim sanıyor da bu kadar sakin, bu
kadar umursamaz, her şeyin üstünde davranıyor? Ego, egoya köle olmayan birinin
varlığıyla tehdit edildiğini hisseder. Kendini ortada kalmış, küçülmüş,
geçersiz kılınmış hisseder ve uyuyan kişi düşmanlıkla, alayla, uyanık kişiyi
tekrar dramaya çekme girişimleriyle karşılık verebilir. Kendini çok aydınlanmış
sanıyorsun, değil mi? Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyorsun.
Gerçek bir
sorunla nasıl başa çıkacağınızı görelim; bu, egonun kendini savunmaya
çalışması, uyanmış kişiyi tekrar kimlik saptamaya, oyuna, rüyaya geri çekmeye
çalışmasıdır. Ya da uyuyan kişi, uyanmış kişiyi garip, tuhaf, tam olarak doğru
olmayan, onda bir gariplik olan, normal olmayan, doğru şeyleri önemsemeyen biri
olarak görmezden gelebilir. Ve kolektif hipnoz bağlamında, kesinlikle haklılar;
uyanmış kişi normal değil. Normal insanların önemsediği şeyleri önemsemiyor, toplumca
paylaşılan rüyadan uyanmış durumda ve rüya içinde bu delilik gibi görünüyor.
Zen'de bir
söz vardır: Aydınlanmadan önce odun kes, su taşı. Uyanmış kişi herkesle aynı
şeyleri yapar, ancak tamamen farklı bir yerden, tamamen farklı bir nitelikle.
Ve bu fark uyuyan kişi için görünmezdir; aynı eylemleri görür ve aynı
motivasyonları varsayar. Aynı endişeler, aynı içsel deneyim. Eyleme eşlik eden
içsel özgürlüğü, içsel genişliği, içsel huzuru göremezler.
Belirli bir
derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi ile başkaları arasında tuhaf bir gerilim
ortaya çıkar.
-The Karma Codes-
Ç: N. Gülşan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder