15 Mayıs 2026


 

Belirli bir derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi, tabiri caizse uykuda olan biriyle karşılaştığında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.

Uyku derken, kelimenin tam anlamıyla bilinçsizliği kastetmiyorum, daha ziyade geleneksel rüyada, kolektif trans halinde, toplumun büyük çoğunluğunun sorgusuz sualsiz kabul ettikleri üzerinde uzlaşılan kurguda yaşamayı kastediyorum. Uyanık olan kişi temel bir şeyi görmüş, gerekli olan özsel şeyi fark etmiş, önemli bir ölçüde perdenin kalktığını hissetmiştir; uykuda olan kişi ise hâlâ eski varsayımlar, eski inançlar, eski bakış açısı içinde hareket etmektedir. Bu ikisi karşılaştığında ilginç bir şey olur ve bu her iki taraf için de oldukça rahatsız edicidir;

Önce uyanmış kişide neler olduğunu anlatayım. Başlangıçta, görüleni paylaşma, farkındalığı iletme, diğer kişinin artık çok açık olan şeyi görmesine yardımcı olma dürtüsü sıklıkla ortaya çıkar. Bu, gerçek bir şefkat duygusundan, diğer kişinin varlığından bile haberdar olmadığı bir hapishanede hapsolduğunu fark edememekten kaynaklı acıyı yatıştırma isteğinden kaynaklanır. Kapının kilitli olmadığını açıkça görebildiğiniz halde, birinin sanki kilitli bir kapıyla mücadele etmesini izlemek gibidir. Sadece yapılması gereken şey kapı kolunu farklı bir şekilde çevirmek. Ancak uyanan kişi çok çabuk yıldırıcı bir şey keşfeder. Bu farkındalık basitçe aktarılamaz. Uyuyan bir kişinin aniden uyanmasını sağlayacak şekilde açıklanamaz. Çünkü uyuyan kişi sadece bilgi eksikliği çekemekte. Anlayamama, farkında olamama çemberi içinde kısılı kalmış bir alandan hareket edmektedir. Uyananın bakış açısını, kelimenin tam anlamıyla anlaşılmaz kılan bir algı yapısı içindedir. Aptal, inatçı veya kasten kör değiller. Göremediklerini göremiyorlar. Bakış açıları, görmelerini engelliyor. Doğuştan kör birine rengi açıklamaya çalışmak gibidir. Ne kadar sözcük kullanırsanız kullanın, sözcükler gerçek deneyimi aktaramaz. Basitçe, anlayış kapasitesi orada değil. Ve böylece uyanmış kişi kendini garip bir konumda bulur. Uyuyan kişinin göremediği şeyleri açıkça görebilir. Yanlış inançların yarattığı acıyı görebilir. Ego ile özdeşleşme, olana direnme yoluyla oluşan acıyı görebilir. Sadece mevcut duruma sıkı sıkı tutunmayı bırakmaktan, sadece yanılsamanın ötesini görmekten gelecek özgürlüğü görebilir. Ama yine de diğer kişinin bunu görmesini sağlayamaz. Bu, bir tür yalnızlığa, izolasyon hissine yol açabilir, çünkü uyanmış kişi artık uyuyan kişiden farklı bir gerçeklikte yaşamaktadır. Aynı kelimeleri kullanıyorlar, aynı fiziksel alanı paylaşıyorlar, ancak temelde farklı dünyalar deneyimliyorlar. Uyuyan kişi dünyayı ego, ayrılık, sürekli eylemin, bir şeyler olma ve başarma filtresinden geçirerek deneyimler. Uyanmış kişi ise dünyayı daha doğrudan, daha basit bir şekilde, daha az filtreyle ve daha az ayrılıklarla deneyimler. Yani konuştuklarında genellikle birbirlerinin söylediklerinden habersiz oluyorlar. Uyanık kişiye gore, uyuyan kişi, son derece önemsiz görünen şeylerle ilgilenir. Statü, itibar, başarılar, mal mülk. Uyanmış kişi daha derin, daha temel bir şeye işaret etmeye çalışır. Ama uyuyan kişi için bu soyut, uygulanamaz, hatta belki de sorumsuzca gelebilir; Uyuyan kişi şöyle diyebilir: Peki ya faturaları ödemek? Ya daha iyi duruma gelmek? Ya kendini bir şeyler başarmaya adamak? Evet, bu endişeler kendi çerçevesinde gerçektir. Ayrılık, başarı ve sürekli çabalama hayali içinde bu endişeler mükemmel bir anlam ifade ediyor. Ama uyanmış kişi farklı bir anlayıştan hareket eder. Faturaların ödenmesi ve pratik işlerin halledilmesi gerektiğini kabul eder. Ama aynı zamanda tüm bunların kaygı duymadan, özdeşleşmeden, sürekli bir kaygı haline getirmeden yapılabileceğini de görüyor. Dünya’daki bu haldeki yaşam ile, ona köle olmadan da etkileşim kurabileceğinizi görüyor. Oyuna katılırken bunun bir oyun olduğunu unutmamak mümkün. Fakat bunu, oyunun gerçeklik olduğuna inanan, tüm kimliğini oyunda başarılı olmaya adamış birine nasıl açıklarsınız? Açıklayamazsınız, daha doğrusu sözcükleri söyleyebilirsiniz ama sözçükler nüfuz etmez. Sözcükler uyuyan kişinin inanç sisteminin kabuğundan sekip geri dönerler.

Peki, uyuyan kişi uyanık biriyle karşılaştığında ne olur? Bu, bireye göre büyük ölçüde değişir; bazı uyuyan kişiler, uyanmış kişinin kendilerinde olmayan bir şeye, bir tür huzur, özgürlük veya varoluş niteliğine sahip olduğunu hissederler. Ve buna çekilirler. Bunu anlamayabilirler. Ne olduğunu ifade edemeyebilirler, ama hissederler ve isterler. Bu, kendi uyanışlarının başlangıcı olabilir. Ancak daha yaygın olarak, uyuyan kişi uyanmış kişiyi tehdit edici olarak deneyimler; bilinçli olarak değil, açıkça değil, ama derin bir düzeyde. Çünkü uyanmış kişinin varlığı, uyuyan kişinin hayatını, üzerine kurduğu her şeyi sorgulatır. Uyanık insan mücadele edip savaşmaz, kaygılanmaz, aynı kaygılara kapılmaz, bu rahatsız edici  aynı oyunu oynamaz. Bu bir oyun. Uyuyan kişinin egosu bunu bir yargılama, bir meydan okuma, bir hakaret olarak yorumlar. Bu kişi kendini kim sanıyor da bu kadar sakin, bu kadar umursamaz, her şeyin üstünde davranıyor? Ego, egoya köle olmayan birinin varlığıyla tehdit edildiğini hisseder. Kendini ortada kalmış, küçülmüş, geçersiz kılınmış hisseder ve uyuyan kişi düşmanlıkla, alayla, uyanık kişiyi tekrar dramaya çekme girişimleriyle karşılık verebilir. Kendini çok aydınlanmış sanıyorsun, değil mi? Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyorsun.

Gerçek bir sorunla nasıl başa çıkacağınızı görelim; bu, egonun kendini savunmaya çalışması, uyanmış kişiyi tekrar kimlik saptamaya, oyuna, rüyaya geri çekmeye çalışmasıdır. Ya da uyuyan kişi, uyanmış kişiyi garip, tuhaf, tam olarak doğru olmayan, onda bir gariplik olan, normal olmayan, doğru şeyleri önemsemeyen biri olarak görmezden gelebilir. Ve kolektif hipnoz bağlamında, kesinlikle haklılar; uyanmış kişi normal değil. Normal insanların önemsediği şeyleri önemsemiyor, toplumca paylaşılan rüyadan uyanmış durumda ve rüya içinde bu delilik gibi görünüyor.

Zen'de bir söz vardır: Aydınlanmadan önce odun kes, su taşı. Uyanmış kişi herkesle aynı şeyleri yapar, ancak tamamen farklı bir yerden, tamamen farklı bir nitelikle. Ve bu fark uyuyan kişi için görünmezdir; aynı eylemleri görür ve aynı motivasyonları varsayar. Aynı endişeler, aynı içsel deneyim. Eyleme eşlik eden içsel özgürlüğü, içsel genişliği, içsel huzuru göremezler.

Belirli bir derinlikte anlayışa ulaşmış bir kişi ile başkaları arasında tuhaf bir gerilim ortaya çıkar.

-The Karma Codes-

Ç: N. Gülşan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder